kapat

04.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Çin'e ve stratejiye dair...

Washington Post'un saygın köşe yazarı Jim Hoagland, bir yazısına şöyle başlamıştı: "Geçenlerde Beijing'de deneyimi olan bir Asyalı diplomata bölgesinin 24 trilyon dolarlık sorusunu yönelttim: Çin'in yaşlı Leninist liderleri hızla modernleşen, toplumsal olarak ayrışan bir ülkede iktidara yapışıp kalabileceklerini nasıl umuyorlar? Cevabını derhal yapıştırdı: 'Ummuyorlar' dedi. 'Gidip gitmeyeceklerini tartışmıyorlar; ne zaman ve nasıl gideceklerini tartışıyorlar. Budala değiller."

Şu sırada Çin, gayet ilgi çekici bir hızlı modernleşme serüveni olduğu kadar, bir ilginç teorik sorunsal (Frenkçe problematique). Siyas” yapıyı değiştirmeden, hatta "tek parti"nin "otoriter yönetimi" altında pazar ekonomisinin kurallarına uyarak başdöndürücü bir ekonomik gelişme sağlanabilir mi? Sağlanabilirse, bu yapı sürekli böyle kalabilir mi; yani "merkez”yetçi siyaset" ve pazarın taleplerine göre "adem-i merkez”yetçi ekonomi" birarada varolabilir mi?

Çin'in ekonomik büyümesi, devletin değil ekonomik güçlerin desantralizasyonu yani adem-i merkez”yetçiliği sayesinde gerçekleşti. Gerçi, bu devlete rağmen olmadı; tersine, devlet buna yol gösterdi ama bunu ilânihaye sürdürmenin imkânı şüpheli. İşte Amerika'da Çin'le ilgili Ticaret Anlaşması'nın çevresinde kopan fırtına ve Amerika'nın "stratejik kararları"nı zorlayan da, Asya devinin bu "paradoksal fotoğrafı"...

Bill Clinton'un temsil ettiği zihniyet, Çin'in dünya ekonomisiyle daha entegre olmasının ve bu çerçevede Dünya Ticaret Örgütü üyeliğini elde etmesinin, ister istemez, Çin'i çoğulculuğa sürükleyeceği ve bunun "demokrasinin gelişmesi"yle sonuçlanacağı kanısında. Clinton, matbaanın icadının etkilemediği Çin otokrasisinin, bu kez, Internet çağında, enformasyon teknolojisinin damgasını vurduğu globalleşmiş ekonomi döneminde, aynı direnci gösteremeyeceğini düşünüyor.

Buna karşılık, Amerikan "muhafazakârları", Çin'in siyas” yapısını, geleneklerini ve dış dünyaya (özellikle Amerika'ya) yönelik üstü kapalı hasmane tavrı esas alarak, ekonomik bakımdan giderek güçlenen ve dolayısıyla asker” bakımdan da modernleşecek bir Çin'in Amerika için bir "ulusal güvenlik sorunu" (bunu Amerika'nın tek süperdevlet olması keyfiyetinden ötürü "global tehdit" olarak da tercüme edebilirsiniz) olarak değerlendiriyorlar. Ayrıca, Amerikan sermayesinin çeşitli kesimleri ve sendikalar arasında da, farklı çıkarlardan ötürü Çin'e farklı bir bakış açısı söz konusu...

Bütün bunlar, Amerika'da Çin'in "21.yüzyıl'da rakip süperdevlet" olarak yükselmeye başladığı saptamasından hareketle, "stratejik rötuşlar"a başladığı gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle, Pentagon, gerek üzerinde çalıştığı senaryo ve raporlarda, gerekse somut olarak kuvvet konuşlandırmalarında, 21.yüzyılın bir "Pasifik yüzyılı" olacağı gözleminden hareketle davranıyor. Bu konuda çok ilginç bir rapor, on gün kadar önce orasından burasından Amerikan basınına sızdırıldı...

Dolayısıyla, önümüzdeki 10-20 yıl vâde içinde, "tek süperdevlet"in yarım yüzyılı aşkın bir süredir odak noktasını teşkil eden "Transatlantik güvenliği"nden daha öncelikli Pasifik odaklı bir güvenlik stratejisine yöneleceğe benziyor. Bu, NATO'yu dahi bildiğimiz anlamıyla anlamsızlaştırabilir ve bu bakımdan Avrupa Stratejik Savunma Kimliği (ESDI) bugünkünden daha da öne çıkabilir.

Pasifik eksenindeki bu gelişmelerin, "NATO üyesi ve AB aday üyesi" Türkiye için de "stratejik anlamlar" taşıdığı kuşkusuz.

Bu arada, Çinliler, bizlerle görüşmelerinde, Çin'in "Doğu Asya", Türkiye'nin ise "Batı Asya" ülkesi olduğundan ve aradaki bağlardan dem vurmayı seviyorlar ama Türkiye'yi "Amerikan ekseni"nde gördükleri ve bu konuda değişmesi pek mümkün gözükmeyen kanaatleri bulunduğu için, Türkiye-Çin ilişkilerinin sınırlı bir çerçevesi var. Doğu Türkistan yani Uygur sorununda, resm” Türkiye, Çin'in önünde ne kadar eğilse (Çeçenistan konusunda Rusya'nın önünde eğildiği gibi), bunun, Çin'in Türkiye'ye ilişkin genel stratejik algılamasını değiştirebileceği çok kuşkulu.

Çin, biz Türklere de bol bol "stratejik düşünme" zemini sunuyor...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır