Neler görüyorum? Moskova farklı bir fotoğraf. Bu fotoğraf bütün Rusya'nın resmi mi? Yoksa sadece Moskova'nın mı? Büyük lüks, eğlence, tüketim, şaha kalkmış. Her köşede bunu görüyorum. Çok pahalı otomobiller. Ne kadar çok Rolls Royce. Ne kadar çok Mercedes. Moda mağazaları. Çok seçkin lokantalar. Çok lüks oteller. Süslü güzel metresler.
Benim gördüğüm Moskova bu... Bu fotoğrafın sadece Moskova'ya özgü olduğunu, bütün Rusya'yı yansıtmadığını söylüyor, burada tanıştığımız Rus sanatçılar, aydınlar, yazarlar ve burda inşaatlar yapan Türk mühendisler, işadamları..
Bugün pazar...Bugüne Moskova'yı mı yazayım? Yoksa üç gündür anlatılan ve her anlatılışta tazeliğini koruyan bizim Şair Nazım Hikmet'in sevgilerini mi, aşklarını mı?
Bugün pazar... Bu fırsatı nereden buluruz. Bugün sevgi ve aşk yazalım... Nazım Hikmet'in aşklarını...Moskova'yı ve Putin'in Rusya'ya damgasını vurmaya başladığı yeni biçimi salı günü yazarım.
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği anma töreni için buraya gelen sevenleri ile Moskova'da onun son eşi ve hayranlarının söylediklerinden anlıyoruz.
Şiirlerine de yansımış bu... Dava şiirinden çok... Sevgi şiiri var onun...
İnsandaki bütün manevi değerlerin ve yüksek duyguların kaynağını sevgide bulan şair. O idealine tutkundu. Vatanına tutkundu, halkına tutkundu, yeryüzünde iyilik, güzellik, doğruluk adına ne varsa hepsine tutkundu, bir de sevdiği kadınlara...Hep sevmiş...Ve hep hasret kalmış...
"Otobiyografim" adlı şiirinin bir yerinde şunları yazmış:
"On dördümden beri
şairlik ederim,
kimi insan otların çeşidini
bilir,
ben ayrılıkların,
kimi insan,
ezbere sayar yıldızların
adını,
ben hasretlerin.."
Nazım Hikmet, 1920 yılında 19 yaşındayken Nişantaşı'nda Nilüfer'e aşık oluyor. Kız da ona sırılsıklam... Nazım, Rusya'ya gidiyor. Kız da arkasından. Moskova'da 20 yaşındayken nikahlanıyorlar. Nilüfer, ayak uyduramıyor şairin sevgisine, aşkına Türkiye'ye dönüyor. Nazım dayanamıyor onun hasretine, arkasından İstanbul'a geliyor. Fakat Nilüfer'i başkasıyla evlenmiş buluyor.Tekrar Moskova'ya dönüyor. Doktor Lena'ya aşık oluyor.
Büyük aşk. Büyük sevgi. Evleniyorlar Lena'yla. 1928'de Türkiye'ye gelmek için Hopa'dan pasaportsuz giriş yapıyor. Lena da arkadan gelecek ve İstanbul'da yaşayacaklar. Lena Odesa'ya geliyor, Nazım'a ulaşmak için. Fakat hastalanıyor. Odesa'da ölüyor.
1930'larda kız kardeşi Samiye Yaltırım'ın arkadaşı Piraye Hanım ile Göztepe'deki evin avlusunda, hapishaneye girmeden az önce, tanışıyor. Piraye Hanım, kocasından yeni ayrılmış, bir oğlu var. (Mehmet Fuat)
Onunla evleniyor. En güzel aşk şiirlerini onun için yazıyor. Türk şiirinin belli başlı yapıtlarından olan; "Memleketimden İnsan Manzaraları" nın girişine şu şiirini koyuyor:
"Hatice, Piraye Pirayende
Doğum yeri neresi,
kaç yaşında sormadım.
Düşünmedim, bilmiyorum.
Dünyanın en iyi kadını.
Dünyanın en güzel kadını.
Benim karım.
Bu bahiste,
realite umrumda değil..
1936'da İstanbul'da
tevkifhanede başlayıp,
biten bu kitap
ona ithaf edilmiştir"
Nazım Hikmet hapse düşünce en güzel aşkı şiirlerini Piraye Hanım için kaleme alıyor, "Gönlümün kızıl saçlı bacısı" diye yazıyor, "Açar akşam sefaları kırmızı/ Açar akşam sefaları kırmızı kırmızı/ Taşır beyaz kanatlı karıncalar vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı" diye yazıyor, "Senin adını/ kol saatimin kayışına/ tırnağımla kazdım.." diye yazıyor. "Ne güzel şey hatırlamak seni/ ölüm ve zafer haberleri içinden/ Hapiste ve yaşım 40'ı geçmişken..." diye yazıyor.
Hapislik uzuyor. Piraye Bursa'ya hapishaneye sürekli olarak gidip geliyor. Fakat bizim yasalarımıza göre tek resmi nikahlı olan Piraye'ye Nazım Hikmet ihanet ediyor. Hapishane'ye ziyaretine gelen teyzesinin genç kızı Münevver'e müdüriyet odasında aşık oluyor. (Piraye aşkını kalbine gömdü, onca gazetecinin israrına rağmen ölünceye kadar Nazım hakkında hiç bir konuşma yapmadı)
Nazım hapisten çıkıyor. Onu askere almak istiyorlar. Sebahattin Ali'yi öldürüyorlar. Kendisi de öldürülecek korkusuyla Rusya'ya kaçıyor. Münevver'le mektuplaşıyorlar. Nazım Hikmet Rusya'da önce Dr. Galina adlı bir Rus kızına sonra da saman sarısı saçlı, mavi kirpikli Vera'ya aşık olup, sevdalanıyor. Evleniyor.
Vera Moskova'da yaşıyor. Ve Nazım'ın yaşadığı evi müze yapmaya uğraşıyor.