Novodeviçye Mezarlığı'nda 30 yıldır tam 23 bin Rus yoldaşıyla birlikte yaşayan Nazım Hikmet'in yüzü ışıldıyordu karanfillerin kokusunda. Aynı koku komşuları Gorki, Puşkin, Çehov ve Mayakovski gibi dostlarının da yüzünde yansımaktaydı.
Önce kırmızı karanfiller bırakıldı gülen suretinin önüne... Sonra sevgilerimiz, saygımız ve hasretimiz... Gülen gözlerine şiirimin hasretini de bıraktım bir kırmızı karanfil ile...
- Hoşgeldin şair, dedi.
- Hasretin bitti şair Baba, dedim.
Mezarlığın hemen girişinde başında bir ulu çınar ile bir mavi çamın altında yatıyordu Şair Baba...
Hasretinin rengini çınara, gözlerinin hasretini mavi çama vermişti.
Ve kendi sesiyle sesleniyordu Türkiye'den gelen misafirlerine...
Karanfillerle bezenen mezarına daha sonra Eskişehir'den gelen "çınar fidesi" dikildi.
Ardından Türkiye'nin 27 muhtelif yerinden getirilen toprak serpildi mezarına...
Antalya'dan, İzmir'den, Eskişehir'den, Antakya ve Çanakkale'den, Foça ve Adapazarı'ndan, Saraybahçe ve Esenyurt'tan gelen, vatanın hasret toprağı...
Bir kürek toprak Zülfü Livaneli attı, bir kürek Tarık Akan, bir kürek Necati Doğru ve Can Dündar, bir kürek Rutkay Aziz ve Güneş Karabuda... Bir kürek Nebil Özgentürk ve Coşkun Aral.
Bir kürek ben attım hasretin dingin artık Şair Baba diyerek...
Ardından konuşmalara geçildi. Rusya Türk İşadamları Birliği Başkanı Ali İhsan Ahıskalıoğlu, "Nazım sanayici değildi ama sanatçıydı, şairdi. Hem de dünyanın en büyük beş şairinden biri, biz niye onun gibi dünyanın en iyi beş sanayicisinden biri olmayalım. Çünkü o bize sevgiyi ve barışı aşıladı" dedi.
Nazım Hikmet Vakfı Başkanı Aydın Aybay "Nazım dünya şairiydi, ama bizden biriydi ve kuşkusuz en güzel bizim dilimizi konuşur, en tatlı söyleşilerini bu dilde yapar ve en güzel şiirlerini de şüphesiz ana dili olan Türkçe yazardı" dedi.
Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği ÇASOD adına Rutkay Aziz konuştu, "ışıklar içinde yat şair" dedi.
Sonra Zülfü Livaneli konuştu, hasretini dile getirdi.
Müşfik Kenter konuştu, hayır o konuşmadı, Nazım'ın kendi dilinden şiirlerini dile getirdi.
Ve birden o belirdi ışıklar içinde. O, Vera Tulyakova...
Nazım Hikmet'in son eşi... "Saçları saman sarısı, kirpikleri mavi" diye şiirler yazdığı Vera...
Kirpiklerinin mavisi biraz solsa da saçları yine saman sarısıydı. Mor bir yelek giymişti. Yeleğinde bir broş... Broşun gölgesinden gizlediği yüreğinde Nazım'a olan sevgisi...
Ellerinin sıcaklığında gizlediği bir kırmızı karanfille Nazım'ının dizi dibine oturdu. Göz göze geldiler. Güldü şaire, şair de ona güldü.
- Nicesin dedi, görüşmeyeli...
- Ne olsun, dedi Vera, hasretin, bir hasretin duruyor sevgimde...
Elli yıl öncesinin sevgisiyle el ele, yanak yanağa durdular.
İşte bu duruşları kaldı dünden yadigâr yarına... Nazım'ın hasretinin yadigâr kaldığı gibi...
O yadigârın anısıyla dolaşıyor bu satırların şairi Refik Durbaş da şimdi Moskova'nın gözde değil, yürek hasretiyle görülen ara sokaklarında...
REFİK DURBAŞ