kapat

31.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Göç ve dram!
Mardin'den göç eden Özkaya ailesinin küçük kızı Aycan, patronunun rastgele açtığı ateş sonucu hem sağır ve dilsiz kaldı, hem de felç geçirdi...

BİRKAÇ yıl önce Mardin'den göç etmişti Özkaya ailesi "taşı toprağı altın" dedikleri İstanbul'a. Neydi onları çeken yedi tepeli şehre! Belki daha çok para, daha iyi bir iş, iyi bir gelecek, ya da sadece büyük şehrin çekiciliği...

Ama bir şeyi öğrenmişlerdi gelir gelmez. Dışarıdan göründüğü gibi değildi İstanbul. Taşı toprağı altın değildi. Burada yaşayabilmek için çok çalışmak, ama çok çalışmak gerekiyordu.

İŞE BAŞLADILAR
Daha ilk gün başlamıştı ekmek kavgası. Evin küçük kızı, 13 yaşındaki Aycan da buna dahildi. Bir gün gözleri parlayarak geldi baba Haydar Özkaya. Hakan Ukşu adlı bir konfeksiyoncunun yanında iş bulmuştu çocuklarına. 13 yaşındaki Aycan ile 17 yaşındaki Ferdi artık çalışacak, eve para getireceklerdi.

İşe başladılar birlikte. Aycan'a dikilen elbiselerdeki dikiş fazlalıklarını temizleme görevini verdiler. Önüne yığılan giysileri sessiz sedasız temizliyor, kırpıntılardan arındırıyordu artık.

O gün biraz daha farklıydı Aycan için.Yarım gün çalışacaktı. Çünkü günlerden Cumartesi'ydi. Bunu hatırlayınca gülümseme yayıldı yüzüne.

İşyerine vardığında giysilerden oluşan küçük bir dağın önüne oturup çalışmaya başladı. Öğlen saati gelmiş çatmıştı. Birazdan çıkıp evine gidecek, annesiyle o hiç doyamadığı sohbetlerden birine koyulacaktı. Derken arkalardan gelen bir bağırtı ile irkildi. Patronu Hakan Ukşu gürlüyordu. Kardeşi ile tartışıyordu patron. Kardeşi Zeynep Ukşu'ya, "Neden önündeki makineyi temizlemiyorsun" diye avazı çıktığı kadar bağırıyor, eline geçen pense, kerpeten ne varsa fırlatıyordu.

Sonra da hırsını alamayıp kurşun yağdırmaya başladı rastgele. İşte o an Aycan'ı yaşam ile ölüm arasındaki çizgiye sürükleyen andı. Kafasına saplanan kurşunla yere yığılan Aycan'ın gözleri takılıp kaldı boşluğa. Kaldırıldığı hastanede tam 20 gün boyunca yattı bilinçsizce komada. Verdiği yaşam savaşını kazanmıştı kazanmasına ama ya kaybettikleri...

Küçük Aycan uyandığında hatırlamıyordu hiçbir şeyi. Yaşama dilsiz ve sağ tarafına felç inmiş bir şekilde bir kez daha merhaba demişti. Olayın ardından açılan davada Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi hakiminin sorusunu anlamsız bakışlarla karşılaması da bundandı. Algılayamıyordu hakimin, "Aycan beni duyuyor musun" deyişini...

KARDEŞİ ŞİKAYETÇİ
Hakimin, "Şikayetçi misin?" sorusuna Aycan'ın babasının verdiği, "Bilmiyorum" yanıtı ise olayın tanığı Ferdi'yi çıldırtıverdi birden. "Şikayetçiyim" diye fırladı yerinden. "O adam kardeşimi vurduktan sonra onu kanlar içinde bırakıp kaçtı. Aycan'ı arkadaşım Yılmaz'ın yardımı ile hastaneye kaldırdım" dedi öfkeyle.

Sonra; hakimin duruşmayı tanıkların dinlenmesi ve delillerin elde edilmesi için ertelemesinden sonra göz pınarlarında sakladığı yaşlarla elini tuttu kardeşinin. Sonuna kadar savaşacaktı. O adamın gerekli cezayı alması için sonuna kadar savaşacaktı.

PERİHAN YILDIZ


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır