Maganda katliamını manşete taşıyan dünkü SABAH, bir ibret belgesi gibiydi.
Güngör Mengi de sütununun başında soruyordu: "Sevinmeyi, eğlenmeyi bilmeyen ilkel yaratıklar, masum insanlara acı vermeye daha ne kadar devam edecek?"
Futbol maçı, düğün, asker uğurlama töreni gibi bir çok nedenle durmadan insan öldürülüyor bu ülkede.
Bebekler, genç kızlar, masum insanlar beyinlerine saplanan kurşunlarla can veriyor.
SABAH sıralamış:
1994 Galatasaray-Barcelona maçı: 3 ölü
1995 Türkiye-İsveç maçı: 2 ölü
1996 Maç nedeniyle: 2 ölü
1997 Milli maç sonrası: 2 ölü
1998 Maçta ve piknikte: 2 ölü
2000 UEFA kupası sonrası: 2 ölü
Dikkat edin bunları öldürenler İngiliz değil, Türk.
Ve Leeds'te değil, Türkiye'nin değişik illerinde katledildiler.
Dün, Taksim'de iki İngiliz'i öldürenlerin duruşması vardı ve orada birikmiş bir avuç insan "Türkiye sizinle gurur duyuyor!" diye bağırıyordu.
Değişik uluslar, aldıkları Nobel ödülleriyle, bilime ve kültüre katkılarıyla övünürken biz, katilleriyle gurur duyan bir ülke haline mi geldik?
Bu katliamın nedeni, aynayı yüzümüze tutup gerçeği görmeye cesaretimizin olmaması.
Bu ülkede çok çeşitli nedenlerle durmadan insan öldürülüyor.
Herkes kendine bir adam öldürme gerekçesi buluyor: Ya futbol maçı oluyor bu bahane, ya vatanı kurtarmak, ya din, ya namus...
Ortak payda: Öldürmek!
Çünkü insanoğlunun en büyük suçu ve en bağışlanmaz günahı olan "öldürmek" Türkiye'de mazur görülebilen bir eylem.
Bir insanın canını almak, "Kimse istemez tabi ama..." diye başlayan mazeret cümleleriyle geçiştiriliyor.
Cezaevlerinde, katillere "Ağır mahkum, üç leşi var!" diyerek saygı gösteriliyor.
Ve biz bebeklerimizi, gençlerimizi, masum yurttaşlarımızı bu katillere kurban veriyoruz.
Katliam, "istenmeyen olaylar" başlığı altında hafife alınıyor, mazur görülüyor.
Türkleri yine Türklerin öldürdüğünü saklamayalım artık.
Saklamayalım ki; bir gün sizin çocuğunuza da rastlayabilecek olan katil kurşunlar havada vızır vızır dolaşmasın.