Gün geçmiyor ki, gazete manşetleri, televizyon ana haber bültenleri facia halini alan trafik kazalarından bahsetmemiş olsun. O kadar alışkanlık verdi ki, bir türlü bundan kurtulamıyoruz. Ve acayip bir histeriye tutulmuşçasına bu haberleri tekrar tekrar seyrediyoruz. Acaba bizde bir alışkanlık mı yaptı ne?... Kamuoyunun tepkisi hiç yok... Bir kısmımız tevekkel, "Allah verdi, Allah aldı" diyor. Bir kısmımız ise, medeniyetin bir gereği olarak görüyor. Diğer kısmımız ise kırsalda yaşadığından, umurunda değil...
Arada bir konu Millet Meclisi'ne geliyor, kanun teklifleri veriliyor, o teklifler yıllarca sürüp, gidiyor... O sürüp giden yıllar içinde enflasyon paranın kıymetini yediğinden, değerini düşürdüğünden, Meclis'te çıkarılan kanunlarda öngörülen cezalar, bir simit parası haline dönüşüyor ve etkisiz kalıyor. Sonunda öngörülen önlemlerin hepsi kağıt üzerinde kalıyor. Kağıt üzerinde kaldığı için de, trafik kazaları azalacağına, çoğalıyor.
Bu yazdıklarımın hepsi bilinen şeyler... Ve bu bilinen şeyleri biz tekrar edip, dururuz. Pekiyi çare ne?.. Haritaya şöyle açıp bir bakalım; ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrilmiş bir yarımada... Ama dünyanın en az toplu deniz taşımacılığı yapılan memleketi... Demiryolları Osmanlı ve Atatürk zamanında ne kadar yapıldıysa, öyle kalmış... Ne bir geliştirme, ne bir ilerleme olmamış. Hâlâ o eski-püskü raylarda, ilkel demiryollarında giden kara trenlerimiz var.
Bir Allah'ın kulu da şu toplu taşımacılık konusunda, hızlı tren projesini ortaya koymamış veya ortaya atılsa bile gerçekleştirilmesi için uğraşmamış. Eğer uğraşan bir tek kişi varsa, çıksın karşıma elini öpeyim... Nerede o ucuz kahramanlar çıksınlar bakalım ortaya... Bildikleri sadece 10. Yıl Marşı... Bu marşta ne deniyor; "Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan..." Hani nerede demir ağlar?.. Bu sadece marşlarımızda mı kalacak?... İyi vallahi be!... Söyle 10. Yıl Marşı'nı, dinle 9. Senfoni'yi... Lafla peynir gemisi yürümüyorrrr beyler!... Bırakın traşı da bir demiryolu kampanyası başlatın. Atatürk'ün ruhu işte o zaman şad olur.