


Anneler günü
Anneler günüydü dün...
Herkes annesini kutladı, annelere saygılar sevgiler yolladı, methiyeler gönderdi.
Önce, son sözümü söyleyim:
Bir insanı dünyaya getirip, ona hayatı hediye etmiş olması bile bir anneye en yüksek şükran duygusunu beslemeye yeter de artar bile...
Ama bu bakış herşeyi açıklamıyor...
İşte bir soru:
Her iyiliğin arkasında iyi bir anne varsa...
Bir kötülüğün arkasında nasıl bir anne vardır?..
Daha netleştirelim:
Faili meçhul cinayetleri işleyenlerin arkasındaki anneler kimlerdir ve ne işlerle meşguldürler?
Koyun keser gibi adam kesen Hizbullahçıların anneleri kimlerdir?..
Devleti takır takır soyanların...
Rüşvetçilerin...
Hırsızların...
Psikopatların...
Cinsel, kültürel, siyasal ve toplumsal sapıkların anneleri kimlerdir?.. Herhalde bunların hepsi de öksüz büyümedi...
Sahtekârların ve yalancıların anneleri, bu konularda neler düşünmektedir?..
Annelerin kaçta kaçı, kötü bir çocukluk geçirterek, ortaya başbelası bir yetişkin çıkardığının bilincindedir?..
Sadece doğurmak yeterli olsaydı, insanoğlu'nun annesi ile sair mahlukatın dişisi arasında bir fark kalmazdı.
Oysa insanoğlu'nun annesi, ötekilerden farklıdır ve olmalıdır da...
Bu açıdan, Hitler'in, Stalin'in veya Saddam'ın annelerinin de dünyaya borcu vardır.
Eınstein'ın, Archimedes'in, Thales'in, Leonardo da Vinci'nin annelerinin dünyadan alacaklı oldukları gibi...
"İyi annelerin" anneler günü kutlu olsun!..
Hepsinin ellerinden öperim...
Ama Apo'nun annesinin anneler gününü kutlamak zorunda değilim!..
Rüşfet
Rüşvet, kalbe çok zararlıymış... Bu gidişle hastanelerde bir de "Rüşvet Kliniği" açılması gerekebilir...
50 yıl
Çok partili sistemle gelen demokrasi 50 yaşına bastı. Tam demokrasi mi, yoksa sadece seçim demokrasisi mi?..
Sincan
Sincan'da kilolarca suikast cephaneliği bulunmuş... Gene kaşınıyor korkarım Sincan'ı taştan oyacaklar...
Patates ve Castro
Esenyurt belediye başkanı Gürbüz Çapan, Kübalı parlamenterleri konuk etti, Esenyurt'ta da...
Vatandaş gösteri yaptı:
Yaşasın sosyalizm, bravo Castro!..
Che'ye bin selam!..
Elian'ı serbest bırakmayan Amerika kahrolsun!..
Küba nire, Esenler nire, diyeceksiz?..
Gürbüz Çapan gayretli adam, Ankara'dan umudu kesti de Küba'dan destek mi arıyor, bilmiyorum...
Vallahi yine anlamış değilim, iki ay önce dağıtılan bedava patateslerin yüzü suyu hürmetine mi, Esenler ahalisi aniden Küba'cı ve Castro'cu kesildi?..
Bilemedim, işin içinden de çıkamadım...
Fakat, bir diktatörün alkışlanması içime sinmedi!..
14 Mayıs 1950
50 yıl önceki seçimlerle tek partili rejim sona ermişti.
Bu, demokrasi yolunda çok büyük bir adımdı, kuşkusuz...
Fakat gerçek ve tam demokrasinin toplumsal hayata bütün kurum ve anlayışlarıyla yerleşmesi yolunda halâ çok eksiğimiz var.
Politika erbabının, çok partili rejimi bize "tam demokrasi" olarak kakalamaya çalıştığına bakmayın sakın...
Bu tam demokrasi değil, "ham demokrasi"dir.
Olgunlaşmamış demokrasi...
Devamlı,tek parti hükümranlığından kurtulduk, deniyor...
Nerede çok parti?..
MHP ile DSP iktidarda, ANAP arkalarında...
Bir öncesinde, RP ile DYP iktidardaydı...
İlk üç partinin ne farkı var?..
Sonraki iki partinin ne farkı var?.. Ayrıca, ilk üçlü ile sonraki ikilinin, iktidarda ne farkları vardı?
Bunların "ayrı" sayılabilmesi için farklı olmaları gerekiyor..
Farkları yoksa, ayrı değillerdir, o halde Türkiye'de halâ gerçek anlamda "çok parti" yoktur.
Tek parti rejimi, Türkiye'de halâ amblemleri ve genel merkezleri ayrı "şube"ler tarafından sürdürülmektedir.
Daha, hukukun üstünlüğüne, anayasal kurumların tartışılmazlığına, bireyin devlet karşısındaki bağımsızlığına gelmeden, sistem, tek parti-çok parti analizinde bile çuvallıyor...
Ben, 14 Mayıs 1950'nin yıldönümünde işte bunları düşünüyorum...