kapat

15.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Mahir Eurovision'da

Önceki akşam bir arkadaşımızın "40. yaşgünü yemeği"nde herkesin gözü bir kenarda açık duran televizyona takıldı.

TRT'de Eurovision şarkı yarışması vardı.

İster istemez sohbeti bölüp izlemeye koyulduk. Ne de olsa çoğumuzun mazisine damgasını vurmuş bir yarışmaydı.

Hemen hepimiz, tele-hayatımızın "tek kanallı dönem" diye adlandırılan ilk bölümünde, bu manasız müsabakada "Türkiye kazansın" diye epey dua etmiştik. Lakin her seferinde sanki 7 düvel bir araya toplanmış, biz kazanmayalım diye seferber olmuştu. Yarışma bitip de sıra oylamaya geldi mi, heyecandan yüreğimiz yaralı bir kuş gibi pırpırlanırdı. Oylamada notlar küçükten büyüğe doğru sıralanırken 12 puana kadar bekler, en yüksek puanın bize çıkabileceği ümidini son ana kadar muhafaza eder, çıkmayınca da küfürler eşliğinde, bunun "yeni bir haçlı seferi" olduğu, yarışmanın arkasında büyük "politik entrikalar" döndüğü, Hıristiyan dünyasının "satılmış jüri üyeleri"nin bir Müslüman ülkeye oy vermesinin zaten söz konusu olmadığı gibi laf salatalarından oluşan bir bahaneler denizine gönüllü dalardık. Televizyonlar "Bir daha Eurovision'a gideni eşşekler tepsin" teraneleriyle kapanırdı.

Anlaşılan o ki, döneminin "müzikal Tutti Frutti"si sayılabilecek bir müsabakadaki mütemadi mağlubiyetimiz, hakkı yenmiş genç ruhlarımızda derin yaralar açmıştı.

Son Eurovision'u bu anılarla süsleyerek izlediğimiz akşam, sofraya 1975 tarihli ilk yarışmanın Cici Kızlar'lı, Yeliz'li, Yeşim'li, Semiha Yankı'lı, Ali Rıza Binboğa'lı fotoğrafı geldi. Siyah beyaz hatırladığımız eski bir gece, ansızın renklenip soframızda canlanıvermişti sanki... "Yaşı 40'ı vuranlar", fotoğrafı görür görmez 15 yaşlarından hafızalarına yapışıp kalmış şarkıları ezbere söylemeye başladılar: "Seninle buluşmamız bir dakikada geçti, gözlerin gözlerini canım bir dakikada içti..", "Vallahi sen delisin delisin...", "Yarınlarda yarınlarda mutlu günler var... Yarınlar bizimmmm.."

Görüntüsü hâlâ belleğimizde dipdiri duran o ilk yarışmanın üzerinden çeyrek asır geçmiş olduğuna şaşarak ve yarınlarda mutluluk vaat eden ilk şarkıların nameleriyle coşarak yemeği bırakıp yarışmayı izlemeye koyulduk.

Ev sahibi Stokholm'dü. Eski yarışmalara göre daha görkemli bir mekan seçilmiş, lakin Eurovision'un "vasati şarkılar, tektip vokalistler ve buharlar içinde raks eden göz alıcı dansçılar" şablonuna hiç dokunulmamıştı.

Yarışmacı sahne almadan önce, adına yarışacağı ülkeyle ilgili kısa bir film geliyordu ekrana... Bu film, katılımcı ülkenin Stokholm'de ne tür bir izi olduğunu esprili bir dille sergiliyordu. Örneğin, Kıbrıs, yedikleri portakaldaydı. Norveç, kullandıkları motorinde... Rusya, şehirde sahnelenen bir Çehov oyununda...

Yarışma ilerledikçe Türkiye'nin alacağı puandan çok Türkiye hakkında hazırlanan filmi merak etmeye başladık.

Acaba İsveçliler Türkiye'yi ne tür bir katkıyla anımsıyorlardı?

Döner mi? Göçmen işçiler mi? "İşte opera" mezalimi mi? Olof Palme cinayeti mi?

Sahneye Türkiye adına Grup Sos çıkınca film yayınlanmaya başladı. Önce Stokholm'de modern bir büro göründü ekranda... İsveçli bir genç kız, bilgisayar başında çalışan bir başka genç kıza uzaktan, kağıt uçakla bir mesaj gönderdi. Mesajın üstünde tek satırlık bir yazı vardı:

Bir web-sitesinin adresi....

Hâlâ anlamamıştık.

Masadaki kız, hemen internetten bu adresi tuşladı ve ekranda bizim İnternet Mahir'in görüntüleri parladı.

"I love you... I kiss you..."

Demek İsveç'te Türkiye deyince akla Mahir geliyordu artık...

Gecenin kalan kısmı, Mahir çağrışımının, Geceyarısı Ekspresi'nden daha iyi mi, kötü mü olduğu tartışmasıyla geçti. Bir yandan da oylamayı izliyor ve çeyrek asır önce yüreğimiz sıkışarak beklediğimiz 12 puanların hiç ummadığımız ülkelerden gelmesi karşısında hayrete düşüyorduk.

"Acaba haçlı ittifakı yeni bir oyun peşinde mi" diye sormak geçmedi kimsenin aklından...

Sadece "Acaba jüridekiler Mahir'in aboneleri mi" diye düşündük.

Türkiye'nin dünyaya açılan yüzünün yarım yamalak İngilizce'siyle aşk çağrısı yapan karga burunlu bir hovarda olması kimimizi öfkeye, kimimizi neşeye boğdu.

Çehov yetiştirememiş bir ülkenin gençlerinin 25 yıl önce bu türden yarışmaları fazla ciddiye almasında ve bugün öpücük saçan kazanovalarla anımsanmasında şaşacak bir şey olmadığını konuştuk.

Biz kadehlerimizi kuşağımızın 40. yaşına kaldırırken, Grup SOS ekranda "Yorgunum Anla..." diyordu.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır