


NASA bilgileri
NASA'nın ilginç şeyhine davet etsem Türkiye'ye gelip gelmeyeceğini soruyorum.
"Seve seve gelirim" diyor.
Bir konferans vermesinin ilginç olacağını konuşuyoruz.
Yalnız teorinin değil, uygulamanın da içinde olması Şeyh'in önemini artırıyor.
Sonra dünyanın ne kadar minik bir toz zerresi olduğunu anlatmayı sürdürüyor
"Mesela" diyor. "Jüpiter'e 1400 tane dünyayı doldurabilirsiniz"
***
Uzaya gönderdikleri araçların yerini ve hızını sesle saptıyormuş.
Buna doppler efekti deniyormuş.
"Hani" diyor "İstasyonda durursun. Uzaktan gelen trenin sesini duyarsın. Tren sana geldikçe sesin frekansı değişir. Geçip giderken de öyle olur. İşte uzaydaki aracın ses frekansını dinleyerek, yerini ve hızını tam olarak anlayabiliyoruz. California, Canberra ve Madrid'de üç dinleme istasyonumuz var. Onlar aracılığı ile uzayı dinliyoruz."
***
"En önemli faktör zaman" diyor. "Bir saniyeyi bir milyara bölebilsek birçok kimyasal reaksiyonu anlayabileceğiz, fotoğrafını çekebileceğiz.
İkiz kardeşler düşünün. Diyelim ki bunlardan birisi dünyada kaldı, ötekini bir roketle uzaya gönderdik. Elli yıl sonra döndüğünde uzaydan gelenin, dünyada kalana göre çok daha genç olduğu görülecektir. Zamanı başka hızla yaşamış olacaktır."
***
"Mars'ın bir günü 24 saat 37 dakikadır. Venüs'ün bir günü, yani kendi çevresindeki turu tamamlaması ise 243 gün sürer. En tembel gezegendir Venüs. Diğerleri gibi sağdan sola değil, soldan sağa döner. Yüzeyinde ısı 700 derece.
Bazı gezegenlerde ısınma sonucunda okyanuslar buharlaşmış ve öyle kalın bulut katmanları oluşmuş ki bize, sanki okyanusun dibindeymişsiniz gibi basınç yapar.
Isınma ne yazık ki bizi de bekleyen akibet.
Yönetimleri uyarıyoruz, küresel ısınma sonunda dünyadaki yaşamın sona erebileceğini anlatıyoruz. Ama ekonomik ve politik çıkarlar, bu konuda atılması gereken adımları önlüyor.
Biraz daha devam etsin diyorlar. Bu, aynen şu tabağı itmeme benziyor."
Şeyh masadaki bir tabağı kenara doğru sürüyor. Biraz daha, biraz daha diyerek santim santim itiyor tabağı. Bir noktada ağırlık merkezi kayıyor ve tabak düşüyor elbette.
"Aynen bu durumdayız" diyor Şeyh. "Ne zaman geri dönülmeyecek noktaya geleceğimizi bilemiyoruz. Belki de geldik bile. Belki de çok geç kaldık."
***
Şeyh'le konuşmak insana gerçek boyutlarını hatırlatıyor. Kim olduğumuzu daha iyi anlıyoruz.
"Bu yüzden" diyor, "Evrendeki minik yaratıklar olarak en önemli şey dostluk, sevecenlik, dünyayı yaşanılır kılmak ve şu kısacık ömür sürelerimizi mümkün olduğu kadar hoşgörülü geçirmek." "İnsanlar psikologlara gideceğine seni dinleseler belki daha iyi olur" diyorum. "Kendilerine dünyayı zehir eden dertlerin ne kadar küçük olduğunu anlarlar belki!"
Gülüşüyoruz.
Ayrılırken "Türkiye'de görüşmek üzere" diyoruz birbirimize.