kapat

15.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Peyzaj

Boğaz, sabahları daha sakin, daha huzurlu oluyor galiba. Dün aklıma esti Rumelihisar kıyılarında tek başıma bir hayli dolaştım. Saatin yelkovanı 10'u gösteriyordu. Hisarların set set yükselen ağaçlarla sarmaş dolaş tarihsel ılık yalnızlığının ucuna, küçücük bir boğaz kahvesi gelip yapışmıştı. İki işçi, kahvenin önüne enayi bir duvar örmekle meşgüldüler...

Boğazın akıntılı suları sinirli çırpıntılarla kıyıdaki beton çöküntülerine vuruyordu.

Ağaçların altında yanyana iki bank, ıssız bir bekleyişle kuru ve duygusuz dünyalarından denize bakıyorlardı.

Turistleri gezdiren Vaniköy vapuru, Hisarların önünde yol kesmiş sallanıyordu. Verdikleri paranın karşılığını çıkarmak için her yeni gördükleri şeye bol bol hayret ve hayranlık göstermek adetinde olan turistler, resim çekiyor olmalıydılar. Herhalde her sabah aynı şeyi anlatan bir de rehberleri vardı başlarında:

- Rumeli Hisarı, Fatih Mehmet tarafından yapılmıştır.. Babası ikinci Murat, karşı kıyıdaki Anadolu Hisarını diktikten sonra...

Ömründe bir tarih kitabı okumamış olanların, turistik gezilerde merakla tarih dinlemeleri, soru sormaları ve baş sallamalarındaki salaklık geçti gözlerimin önünden...

Hisarların, kim olduğunu bilmediğin güzel bir kadını seyretmedeki zevke benzer bir çekimi yok muydu? Hiç bir şey düşünmeden onun tadına varmanın katkısız kıvancı, insanın gönlünü daha içten sarıyordu... Tıpkı Bogaz'a bakarken hangi jeolojik devirde meydana geldiğini öğrenmek ve araştırmak ihtiyacını duymadan dalıp gitmek gibi...

Banklardan birine oturdum... Biri kız, biri erkek onbir, on iki yaşlarında kadar iki çocukla bir adam geldi. Çocuklardan erkek olanı hemen soyundu, ufacık mayosuyla rıhtımdan beton çöküntülerine doğru indi. Kolunda saatini unutmuştu. Adam bağırdı peşinden, çocuğa doğru yürüdü. Çocuk saati hızlıca çıkarıp verdi adama. Kız kırmızı entarisiyle kenarda rıhtıma oturdu.

Vaniköy, suları yararak ilerlemeye başladı.

Bekliyordum düdük de çalacak mı diye... Çalmadı.

Yaşlıca bir kadınla iki kız daha geldi. Kızlardan biri yetişkindi. Öteki daha küçük ve kavruktu. Kızlar soyundular. Yetişkin olanının bebek gibi gencecik bir yüzü vardı. Yanmış yuvarlak omuzları, dolgun göğüsleri ve genç kız ihtişamının diri bacaklarıyla, denize yürüdü. Saçını düzeltmek için kolunu azıcık kaldırdı. Uzar gibi olmuş küçücük tüyler göründü.

Kadın bağırıyordu:

- Tokyolarını giysene...

Kız giymedi tokyolarını... Tokyolar oradaki bankın dibinde kaldılar.

İşçiler her şeyle ilgisiz enayi duvarı örmeye devam ediyorlardı. Daha önce gelmiş olan adam, balık tutmaya çalışıyordu...

Bir kaç çıplak çocuk daha göründü..

Asfalttan arada sırada bir taksi, bir hususi geçiyordu.

Bir taksinin içinde süslenmiş püslenmiş bir sarışın hanım başı geçti. Sonra bir hususide koyun tüccarı kılıklı, kasılmış bir herif geçti. Sağa sola aldırmayan önemli bir tavırla geçti ikisi de...

İlerde bir kahve daha vardı. Üç dört kişi oturmuş konuşuyorlardı. Bir kayıkçı eğile kalka kayığını düzeltiyordu.

Genç kız önce ayağını soktu denize, ilk üşüme ve çekinişin acemiliğini örtmek ister gibi ihtiyar kadına bakarak güldü ve titreme taklidi yaptı...

Biraz aşağıya iki hırpani gelip boylu boyunca uzandılar. Biri elini başının altına koydu.

Küçük çocuklar denizde yüzüyorlardı.

Adam balık tutmaya uğraşıyordu.

İşçiler enayi duvarı örüyorlardı.

Arada sırada arabalar geçiyordu.

Hisarlar yüksele yüksele öyle duruyorlardı.

Tepelerden ağaçlar görünüyordu.

Bir sigara, bir sigara daha içtim. Geçmiş ve gelecekten kopuk, sadece yaşamanın anlamlı veya anlamsız tadı, kurabiye gibi dağılıyordu ağzımda.

Elimi uzattım, çoktandır unuttuğum çocukluğumdan kalma eski bir dostun yavaşça elini tuttum ve Hisarlarınkinden çok daha uysal, vefakar yalnızlığımla başbaşa şehre doğru yürüdüm.

Not: 35 yıl önce yazılmış bir yazı... "Akşam"dan...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır