
İleri mi, geri mi?
Memecan'ın "Bizimcity"sini ben çizseydim çerçevenin üstündeki sunuşa "İki suikastçi fıtık olur" yazardım.
Altına, Şerif'in arkasındaki nezarethane parmaklıklarından başlarını uzatmış iki sakallı adam çizer ve onları şöyle konuştururdum:
"Yahu sizi suçlu olduğumuza inandırmak için daha ne yapalım?"
Uğur Mumcu suikastinin çözüldüğü haberi ile heyecanlanan halkın sevincini kursağında bırakmak için görülmemiş bir çaba var.
"Şeytanın avukatı" sürekli şüphe üretiyor.
Bu güvensizlik ortamından Başbakan'ın bile etkilendiğini düşünmek mümkün.
Çünkü Ecevit dünkü grupta "Uğur Mumcu'nun katillerinin ortaya çıkma olasılığı gündeme geldi" dedi.
Halbuki üç gün önce daha kesin bir ifade kullanmıştı:
"Katil elimizde.."
Bu bir gerileme mi, yoksa soruşturma aşamasında zanlılara "katil" damgasını peşinen vurmama sorumluluğunun ilk heyecan geçtikten sonra şimdi farkedilmesi mi?
Deliller tamam..
Dün bunu özel olarak soruşturduk.
Sebep tamamen sanıklara "yargısız infaz" yapıyor görünmeme tedbiri.
Olay günü Abdülhamit Çelik'in İstanbul'da düğününün olduğu, dolayısiyle suikast için Ankara'da bulunamayacağı savı çürütüldü.
Çünkü bomba Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece konulmuş, patlama da 24 Ocak Pazar günü meydana gelmişti.
Yani Çelik'in Pazar günü İstanbul'da olması, Cuma gecesi Ankara'da olamayacağını kanıtlamıyor.
Dün iki sanığa olay yerinde tatbikat yaptırıldı. Sanıkları sınamak için kasıtlı bazı düzenlemeler yapıldı. Biri, Mumcu'nun otomobilinin duruş şekliydi. Yusuf Karakuş, aracın iki tekerleğinin o gün yaya kaldırımı üzerinde durmadığını söyledi.
Şimdi Allah bilir bunun bile oyun olduğunu, polisin sanıkları bu senaryoyu oynamaya tehditle mecbur ettiğini söyleyeceklerdir.
Biz, bir yanılgı beklemiyoruz.
Pazartesi günü sanıklar DGM'ye sevkedilirken, delillerle dolu sağlam bir dosyanın da beraberlerinde sunulacağına inanıyoruz.
Bu süreçte yapılan tek hata belki İran'ın erken suçlanması olmuştur. Sorumluluğu da devlete değil, medyaya aittir.
Ama bu şüphe ve tepkiler haksız değildir.
Kısa bir zaman diliminde bazı suçluların 20 kez İran'a giriş çıkış yapması, hangi özgür aklı böyle şüpheler beslemekten uzak tutabilir?
Şuna çok dikkat etmek gerekiyor:
1. Sanıklar, içerdeki elebaşıları gizlemek için İran'ı gereğinden fazla kullanıyor olabilir..
2. Bu suçlayıcı hava, Hatemi yönetimini koyu bir savunma durumuna sokabilir.
Oysa Hatemi'nin öncülük ettiği değişim, İran'ı komşularına terör ihraç eden bir ülke görüntüsünden çıkarmaya mecburdur.
Katilleri İran devletinin içinde değil de devlete sızmış çetelerde aramak, Tahran'ı işbirliğine razı etmek için daha elverişli bir psikolojik ortam yaratabilir.
Çünkü elimizdeki suçlular maşadır.
Yılanın başı orada!