Geçenlerde gazetelerde Başbakanlık Müsteşarı imzası ile, memurlara yönelik bir genelge yayınlandı.. Genelgede, devlet memurlarının yabancılarla ilişkilerindeki sıkıntılardan söz ediliyor ve bu tür temasları sona erdirmeleri isteniyordu..
Merak ettik.. Acaba ne olmuştu da böyle bir genelgeye gerek duyulmuştu?
Buradan yola çıkarak, bakın neler öğrendik neler:
Bugün sizlere bir operasyondan söz edeceğiz.. Hayır Uğur Mumcu ile ilgili Umut Operasyonu değil sözünü edeceğimiz operasyon..
Efendim bu operasyon Ankara'da yapıldı.. Yapan da MİT..
Operasyonun yapılma gerekçesi, Başbakanlık dahil bazı bakanlıklarda çalışan memurların, farkında olarak veya olmadan, yabancı büyükelçilik temsilcilerine, söylememeleri gereken bilgileri, vermemeleri gereken belgeleri aktarmaları..
Öyle bir iki tane de değil.. Bu memurların sayısı 60 dolayında..
İş o kadar aleni hale gelmiş ki, örneğin başbakanlıkta yapılan bir enerji toplantısından sonra, yabancı bir büyükelçiliğin 2'nci veya 3'üncü katibi oraya geliyor ve o gün neler konuşulduğunu öğreniyor.. Tam bir rezalet sizin anlayacağınız..
Adam casusluk yapıyor, bizim memurlar da bir yabancının kendileri ile konuşmasından, kendilerini ciddiye almalarından gurur duyduklarından olsa gerek, anlatmamaları gereken toplantıları anlatıyorlar..
Bunun üzerine MİT harekete geçiyor.. Ve, dikkat edin lütfen, "Dost bir ülkenin diplomatını, önce izliyor, sonra temaslarını saptıyor ve sonunda da suçüstü yakalıyor.."
Bu kişinin üzerinde bulunmaması gereken belgelere de el konuyor ve büyükelçisinden, bu kişiyi derhal geri çekmesi isteniyor..
Ankara'nın bu isteğini dost büyükelçilik derhal yerine getiriyor.. Adam ülkesine geri gönderiliyor.. Yani gazeteci tabiri ile, "sınırdışı ediliyor.."
Başbakanlık Müsteşarı'nın imzası ile memurlara getirilen yabancılarla temas yasağı, işte bu yüzden alınıyor..
Bu olayın bir başka faydası da, Ankara'da bulunan dost büyükelçiliklerin artık çok daha dikkatli hareket etmelerini sağlaması.. Casusluk da böyle aleni yapılmaz ki.. Sanıyorum, MİT'in bu çok başarılı operasyonu ile, bu hedefe de böylece ulaşılmış oldu..
Bu arada Ankara'nın, halen yurtdışında yaşayan iki Türk vatandaşını da, Türkiye'ye getirtmek için harekete geçtiğini de öğrendik.. Çok ilginç isimler..
Şimdi buradan Cumhurbaşkanı Demirel ve ANAP lideri Yılmaz'a bir çağrımız var:
İddialar çok ciddi.. Devletin 3 milyon 100 bin doları ortada yok.. Bu muazzam para buharlaşmış.. Hortumlanmış..
Bu dosyaları müfettişler yerine savcılara verseniz de, bu iş bir temizlense diyoruz..
Demirel giderayak, "Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu" gösterip, çünkü kendisi hep bunu söylüyor ve "Devletin hiçbir işinin aksamadığından" söz ediyor, öyleyse, devleti soyanları da adalete teslim etmesi gerekmiyor mu?
Türkiye Muz Cumhuriyetlerinde olduğu gibi, torpillinin cezalandırılamadığı bir ülke imajını hiç hak etmiyor..
Sonra Yılmaz'ın da bu konuda harekete geçmesini bekliyoruz.. Eğer bu ikiliden, bu konuda bir ses çıkmazsa, 16 Mayıs sonrası yeni Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'e başvuracağız.. Açıklama bekliyoruz..