Taş olup başıma yağası eleştirmenler şimdiden giydirmeye başladılar filme.. Bu da, Fasulye'nin, tıpkı benim gibi sizlerin de çok hoşuna gideceğinin ifadesi..
Şimdi eğer Sinema Dergisi okumuyorsanız, bu başlık size garip gelebilir..
Şu medya dünyasında en sevdiğim, okumaktan büyük keyif aldığım Atilla Dorsay kardeşim, Sinema mayıs'ta bana beddua(!) ediyor..
"Başına eleştirmen kadar taş yağasıca" diye..
Küçük bir değişiklikle kabul ediyorum.. Eğer eleştirmenler, kendileri taş olup başıma yağarlarsa..
O zaman sinema kurtulur işte..
Ben bu köşede, sinemalara bir kişi fazla gitsin diye çırpınıyorum, onlar birbirlerine mektup yazmak ve "Bak ben senden daha çok biliyorum.. Ben senden daha entelim" demek için halkın nefret edeceği filmleri göklere çıkarıp, keyifle izlediklerine burun kıvırıp "Kötü" diyorlar..
Haftalık bir sinema dergisi var. Sinema kulislerinde bedava dağıtılıyor. Bedava, promosyon demek.. Neyin promosyonu.. Sinemanın tabii.. Tek amaç sinema seyircisini arttırmak.
Şimdi ailenizi toplayıp sinemaya geliyorsunuz.. Önünüzde bu dergi.. Alıp bakıyorsunuz, eleştirmen yıldızlarına.. Seçtiğiniz film için.. Sıradan gidiyorlar..
Kötü.. Kötü.. Kötü..
Allahtan orası bir sinemalar gurubu.. Başka film seçiyorsunuz.. Bakıyorsunuz..
Kötü.. Kötü.. Kötü..
Üçüncü film.. Kötü.. Kötü..
"Allah kahretsin" diyorsunuz, alıyorsunuz aileyi, dönüyorsunuz eve.. Hadi televizyon..
Şimdi bu sinema dergisi için "Gölge etme başka ihsan istemem" deseniz fazla mı olur..
"Gidin.. Bu filme gidin.. Öbürüne de gidin.. Ona, buna, şuna gidin.. Sinemaya gidin, televizyon esiri olmayın" diyen Hıncal cahil bir hain.. Bu mastürbatörler, sinemanın kurtarıcısı..
Hadi canım sen de..
Bakın Atilla bunlardan değil. Olmamak için çırpınıyor. Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek için çırpınıyor, Güle Güle gibi, tüm eleştirmen ölçümleri içinde yerin dibine sokacağı bir filme bile "İyi" diyebiliyor. Titanik'e "Kötü" diyenlere benim gibi kızıyor..
Ama bu yazıyı yazıyor.. Neden?..
Atilla eleştirmenlerin duayeni.. Eleştirmenler bana kızınca Atilla'ya saldırıyor. Arkadaşım ya.. "Senin adamın bizim mesleğimize saldırıyor, haddini bildir" diye gaz üstüne gaz.. Atilla da sonunda, hiç ama hiç istemediği bir yazıyı yazmak zorunda hissediyor kendini.
Şimdi Atilla'dan bir yazı ben istiyorum.. Türkiye'de sinema eleştirmeni kimdir?.. Türkiye'de sinema eleştirmeni nasıl olunur?.
Her hafta çeşitli kaynaklarda bal gibi filmlere "Kötü" diyen bu dizi dizi isim içinde gerçek eleştirmen kaç tanedir?..
Geri kalanlar nasıl eleştirmen olmuşlardır.. Kerametleri kendilerinden mi menkuldür, yoksa bu mertebeye belli eğitim ve aşamalardan geçerek mi ulaşmışlardır?..
Atilla ne yanıt verir bilmem..
Ama ben, benim bildiğimi söyleyeyim.. Sinema ile ilgileri benden fazla değildir. Belki kitaplıklarında, okudukları değil, yazı yazarken ansiklopedi gibi kullanıp ukalalık etmek için biriktirdikleri benden fazla kitapları vardır, ama benim seyrettiğimin yarısı kadar film izlememişlerdir.
Onlar eleştirmen.. Ben değilim..
Neden..
Çünkü ben halkım.. Halkın beğenileri içindeyim..
Beyler, aristokrat. Halka tepeden bakar. Halkın beğendiğini beğenmekten utanır.
İşte eleştirmen kimliğinin ana maddesi.
Halkın anladığı, halkın beğendiği, halkın gittiği film kötüdür. Gişe rekorları yapıyorsa hele, berbattır.
Kimsenin anlamadığı, flu çekimli, garip anlatımlı filmler ise baş yapıttır.
Tekrar soruyorum Atilla..
İsim isim söylemeye cesaretin var mı, kendini "Eleştirmen" ilan eden bu isimlerin içinde, gerçek eleştirmenler kimlerdir ve nasıl eleştirmen olmuşlardır?.
Bu sorunun yanıtını vermezsen, veremezsen Atilla, o zaman sana sevgimde değil, saygımda minicik bir kayma olacak.
Benim adımı verip yazdın..
Hadi onları da tek tek ele al, söyle bakalım, hangisi, neden, nasıl eleştirmen?..
Şimdi Atilla diyor ki "Bir film üzerine yazdığı zaman söyleyecek fazla şeyi olmadığı zaman, eleştirmen yazıyor.."
Bak gene öyle oldu.. Fasulye'yi tavsiye edecektim aslında..
Müthiş bir komedi.. Yerli film demeye bin şahit ister.. İyi bir dublaj yapın, tüm dünya Amerikan filmi sanır.. (Onun için bizimkiler beğenmez ya..)
Yerli komedi.. Küfür yok.. Kadın kılığında dolananlar yok.. Paçalı donla sokağa fırlayanlar yok.. Yani yerli komedinin temel unsurlarının hiçbiri yok bu filmde.
Medyatik komedyenlerimizden hiçbiri de oynamıyor..
Ama film müthiş.. İnce ince espriler bir tesbih gibi dizilmiş.. Birine gülerken ötekini kaçırıyorsunuz.. Nasıl bir taşlama, nasıl bir hiciv.. Ama hiçbirinin altı çizilmemiş. Hiçbiri abartılmamış. Hiçbiri seyircinin gözüne caaart diye sokulmamış.. "Anlayana.." diye geçiyor hepsi ve benim halkım anlıyor.. Sinema kıkır kıkırdı, tüm film boyu..
Sinemaya yeni gelmiş, pürüpak dört Kolejli'nin cesareti ortaya çıkarmış bu güzelliği.. Sezonun en kötü zamanında vizyona girmeleri dışında kusurları yok..
Eylülde olsa, seyirci rekorları kırardı..
Şimdi tüm ümitleri, eleştirmenlerin bu filme fena halde sövmesinde..
Fasulye çok konuşulması gereken bir film.. Hele şu eleştirmenlerin alayını bir görelim de..
Manzara aynen Boğaz'a bakan villalar, ama garip.. Burada Diyarbakır'ın en fakir insanları oturuyor..
Vadinin öbür tarafında ise bir muhteşem anıt var.. 120 bin dönüm üzerine kurulmuş bir anıt.. Dicle Üniversitesi..
Vakit o kadar dar ki.. Üniversite'yi gündüz gidip gezemedik.. Çocuklarla oturup sohbet edemedik.. Ama sonbaharda mutlak gideceğim, mutlak karışacağım aralarına.. Sohbet edeceğim onlarla.. Bu yüzden Doğan ve Sıddık bizi gece turuna çıkardılar Üniversite'de.. Kenti kampüse bağlayan ve yeni yapılan köprüyü geçtik.. Geçer geçmez de üniversiteye girdik.. Git git bitmez.. Pırıl pırıl binalar, harika spor tesisleri, kafeler, alışveriş merkezleri..
Dikkat buyurun.. Burası Diyarbakır!..
"Biraz eğlenmeyi hakkettik" dedi, Doğan, dönüşte de bize bir minik şehir turu attırıp, "Hiç değilse dışardan görün" diyerek.. Geldik Çeşni diye bir yere.. Bodrum katında bir gece klübü.. Ama nasıl nezih.. Nasıl sevimli.. İçerdekilere baktık.. Gençler.. Herhalde üniversiteli gençler.. Cemal diye bir genç gitarı ile türküler söylüyor.. Veysel'den.. Pir Sultan Abdal'dan.. Nasıl güzel söylüyor.. Nasıl derinden söylüyor.. Ses sistemi öyle sonuna kadar açık değil. Müzik kulak zarını zorlamıyor.. İsterseniz masada fısıltı ile sohbet edebiliyorsunuz, o kadar derinden.. Şöyle bir yer İstanbul'da bulabilsem bir gün?..
İki saat dinledik Cemal'i.. Sonra mutlu, keyifli otelimize döndük.. Kapıda Doğan veda ederken "Sabah sekiz buçukta geleceğim" dedi, "Sizi kahvaltıya, ciğer kebabına götüreceğim.."
Şaka kabul edip, gülüşerek "He" dedik..
Meğerse..
Orası da cumaya..
Haydi Emoş!..
Mum Gibi Durma Öyle, bu hafta sonu Günay'da.. Hulki Ağabeyin (Saner) harika şarkısı Mum Gibi Durma Öyle, bir anda milletin ağzında marş oldu gibi.. Emel Sayın'ın da hakkını verelim, şarkıyı (Benden sonra) en güzel o okuyor..
Sezon kapanıyor derken, Günay sürpriz yaptı.. Emel Sayın ve Fedonlu gecelerle, yaza "Hoşgeldin" diyeceğiz.. Emel'i çok severim.. Fedon'u da.. Günay masamı her gece hazır tutsun artık..
Günay eskiden yazları dinlenirdi.. Şeytan dürtmüş.. Bu yaz Bodrum'a taşınıyor.
Bodrum'da yazlık Günay açılıyor, haziranda..
Bu bana yapılır mı, Günay?.. Sıcaktan nefret ederim. Yazın beni güneyde kimse göremez. Ama güneyde Günay olunca, el mahkum gideceğiz..
Vah ki bana vah!..
Uçurtma anlatıyor.. Yıllar önce Basınköy'deki Yaşar Kemal uçurtma kulübünü..
"Baharın ilk günlerinde gökyüzündeki bulutlara kafa tutan uçurtmalar sizi de coşturuyor mu?" diyor.. Gene soruyor:
"Yoksa böyle hafifliklerle uğraşmayacak kadar ciddi misiniz?.."
Çocukluğumun en güzel günleriydi onlar.. Bandırma'da yemyeşil kırlar, al kırmızı gelinciklerle donanırken, sazları, parlak parlak kağıtları alırdık babamla.. Annem de hamur karıştırırdı yapıştırmak için.. Ağabeyimle koşardık kıra.. Ben 50 metre ötede uçurtmayı tutardım, ağbim de ip yumağının ucunu..
Bana "Bırak" diye bağırırdı, koşmaya başlarken.. Uzun kuyruk hışırdar, uçurtma göklere yükselirdi.. Öyle zorlardı ki ipin ucunu, elimizden kaçıp göklerde özgür olmak için.. Benim gücüm tek başına yetmez diye, ağabeyim de arkadan tutarak izin verirdi, uçurtmayı uçurmama..
"En yukarıya kimin uçurtması çıkacak.."
Mesele buydu aslında.. Bunun da iki şartı vardı.. Uçurtmayı iyi yapacaksın ve bol ip alacak paran olacak!..
Babam çok iyi uçurtma yapardı, ama en tepeye kadar varacak ipimiz hiç olmadı..
Zülfü "Uçurtmalar özgürdür.. Hele ipini koparanlar" diyor..
Keşke öyle olsaydı Zülfü.. Keşke uçurtmalar da senin kadar romantik olaydı..
Sen hiç elektrik tellerine dolanmış, artık kurtarılması imkansız uçurtmanın arkasından ağladın mı, çocukluğunda?..