kapat

06.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
MEHMET ALTAN(maltan@sabah.com.tr )


Muhalif bir Cumhurbaşkanı ihtiyacı...

Siz bu satırları okuduğunuzda, çok büyük bir ihtimalle Ahmet Necdet Sezer Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. Cumhurbaşkanı olarak seçilmiş olacak.

Hepimiz Ahmet Necdet Sezer'i üç yıldır Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümlerinde yaptığı çağdaş konuşmalardan tanımaktayız. Her seferinde, Türkiye'nin mevcut anayasasının "hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan kurallarını ince ince sergiliyor, Cumhuriyet'in hukuk devleti niteliğine ilişkin önemli sorunlarının" altını çiziyor.

Evrensel hukuk ve hukukun üstünlüğünden yana tavır alıyor. Demokrasiyi savunuyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşemediği her noktada da dolayısıyla "eleştirici" bir rol üstleniyor.

Nasıl bir devlet?
Ne var ki, Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı'ndan söz edildiği günlerde, Türkiye'nin hukuksal sorunlarının 1982 darbe Anayasası'nın "hukukun üstünlüğü" ile çelişen maddelerinden ibaret olmaktan çoktan çıktığı, adli yapının hücrelerinin de kanserleştiği ortaya çıktı.

Uyuşturucu trafiğini resmileştirerek Güneydoğu'daki savaşa parasal kaynak bulma mantığının, devleti, kezzapla emzirilen bir çocuk gibi nasıl yok edip bitirdiğini İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı'nın, bir trafik kazasıyla ortaya çıkan, "ilişkileri" sayesinde bir kez daha gördük.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı'nın bir mafya üyesi ile uzun süredir devam eden ilişkisinin bilinmesine rağmen, bu göreve Savcılar ve Hakimler Yüksek Kurulu tarafından ısrarla atandığını okuduk.

Üstelik, daha ziyade aydınların "düşünce ve ifade özgürlüklerine" karşı şahinleşen Devlet Güvenlik Mahkemelerindeki ilk kirli örnek de bu değil. Daha önce de, İsa Geyik adlı savcının "uyuşturucu tacirleri" ile ilişkileri söz konusu olmuş ve savcı görevinden alınmıştı.

Türkiye'de yargının durumunu en iyi bu son olay anlatıyor. Bizde, mafyalaşma "devlet güvenliği" açısından tehlike sayılmıyor, yeter ki "düşünce ve düşünceyi ifade" konusunda söz söylemeyin. Bir Cumhurbaşkanı için, böyle çarpık bir kireçlenmeye "muhalif" olmamak, buna çok aktif bir biçimde tavır koymamak, temsil edilen devletin niteliğinin daha da kararmasına onay verme anlamına gelir.

Sezer de, başsavcılarının mafya üyeleriyle kol kola dolap çevirdiği bir Türkiye Cumuhriyeti'ni kesinlikle istemiyor. Ama önemli olan, bunun düzeltilmesi için göstereceği tavır. Çünkü biz Cumhurbaşkanlarının ağzından "devlet rutinin dışına çıkabilir" sözünü de duymuş vatandaşlarız.

Rutin işkence
Devletin marifetleri, Susurluk Skandalı ve aranan suçlular ile çıkar ilişkisi içinde bulunduğu sanılan Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılarıyla sona ermiyor. Devletin temizlenmesi için, önceki gün Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sema Pişkinsüt'ün yaptığı açıklamaları da dikkatle dinlemek gerekiyor.

Ulucanlar Cezaevi operasyonu sırasında on mahkumun öldürülmesinin, Adli Tıp raporuyla nasıl örtbas edilmek istendiğini bizzat Pişkinsüt'ten dinledik:

"Otopsi raporlarının sistemli ve beklenen nitelikte olmadığını düşünüyorduk. Görüntülerden sonra bu kanaatimiz daha da pekişti. İzler, geçiştirilmiş. Çoğunda eller kapalı, ama yakından çekilen görüntülerde parmaklar şişmiş. Bunlar raporda belirtilmemiş. Darp izleri ölümden önce mi, sonra mı olmuş belli değil. Görüntüler Adli Tıp raporlarının eksik olduğunu gösterdi."

Jandarma dayağından ölen mahkumlar ile ilgili Adli Tıp raporlarının "eksik" olmasının da normal karşılandığı bir "hukuk devleti" bizimki. Buna muhalif olmadan Cumhurbaşkanlığı yapmak, bir hukukçunun içine sindirebileceği bir duruş değil herhalde.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin işkence ile ilgili son raporunda, işkencenin devletin bir davranış kalıbı haline geldiğini gösteren iddialar da bulunmakta:

"Karakollarda kötü muamele ve işkencenin yaygın bir uygulama olduğu kanaatine varıldı."

Komisyon, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılarından birinin "efendim bir emir versek, bu tip kötü muameleleri önleyebiliriz, ancak o zaman da müthiş bir suç patlaması olur, bunun önüne geçemeyiz" dediğini de belgeliyor.

Komisyon raporu, yapılan işkencelerin sorumlularının "valiler ve başsavcılar" olduğunu da tüm kamuoyuna ilan ediyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu'nun raporu, "eğer başsavcılar ve valiler istemezse işkence olmaz" diyor.

Resmi raporlar ile "sistematik işkence"nin faili olarak gösterilen bir devlet yapısına hukuk adına muhalif olmadan, o devletin en üst makamında oturmak pek övgüye değer bir davranış olmaz sanırım.

Umut fakirin ekmeği
Ahmet Necdet Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak yaptığı son konuşmada, Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan ve Anayasa'daki geçici 15. madde nedeniyle Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılamayan 626 yasadan bazılarını sayarak, konunun önemini vurguluyor.

Örneğin Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan Siyasi Partiler Yasası da, çok tartışılan Yüksek Öğretim Kanunu da o dönemin yasalarından.

Biz Ahmet Necdet Sezer'in konuşmalarından ortaya koyduğu kimliği ile Cumhurbaşkanı seçilmesini Türkiye için başlamakta olan yeni bir dönemin işareti sayıyoruz. İlk kez bir Meclis Komisyonu'nun "valiler ile başsavcılar"ı işaret ederek, sistematik işkenceyi eleştirmesi de beklediğimiz aydınlık dönemin yüreklendirici başka bir işareti.

Eğer, "özgür ve zengin" bir Türkiye istiyorsak, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere her dürüst ve çağdaş insanın bu "tefessüh etmiş" yapılanmaya muhalefet etmesi gerekiyor.

Yeni Cumhurbaşkanımızdan, "demokratik bir cumhuriyet" için daha önce yaptığı eleştirileri şimdi kuvveden fiile çıkararak, "muhalefet"ini tavizsiz bir şekilde hayata geçirmesini bekliyoruz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır