kapat

06.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Sezer'in doğum tarihi olan 1941'den anılar...

Eskiler "agleb-i ihtimal" derlerdi; biz "büyük olasılıkla" diyoruz. Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer, 10. Cumhurbaşkanı olarak başlayacak bu güne...

Sezer 1941 doğumlu...

1941'de bendeniz, Galatasaray Lisesi'nde 7. sınıf yatılı öğrencisiydim. Ekmek vesikaylaydı. Lise Müdürü Behçet Bey, öğle ve akşam yemekleri için öğrenci masalarında sıra sıra dizilmiş çatallı bıçaklı beyaz tabakların yanına, birer de haşlanıp soyulmuş büyükçe patates koydurmaya başlamıştı. Akşamları ise karartma vardı.

İsmet Paşa'nın, 2. Dünya Savaşı'nda Alman ordularına hedef olmamak için, Hitler'le flörtü iyice koyulaştırdığı bir dönemdi.

Emekli generallerden Hasan Emir Erkilet ile, Ali İhsan Sabis; haftada en az 2 gün, İstanbul'un büyük gazetelerinde Alman ordularının başarılarını öven makeleler yazarlardı.

Alman birlikleri Sovyetler'deki Don ırmağını geçtiğinde, bazı gazeteler, "Ruslar'ın Don'u düştü" diye manşet atmışlardı.

1921'de Moskova'da imzalanan 20 yıllık Ankara-Moskova dayanışma antlaşması, çoktan rafa kaldırılmıştı.

O dönemin basını yeniden gözden geçirilse, adı solcuya çıkmış ozan ve yazarların neden yasaklanıp tutuklandıkları çok daha iyi anlaşılır...

Ailem Ankara'da olduğu için ben hafta sonlarında da okulda kalırdım. Okulun karşısında Levent diye, kapısından sucuklu yumurta kokuları taşan bir sandviççi dükkanı vardı. Babamın, okul yönetimine benim için bıraktığı haftalık sadece 1 liraydı. 10 lira haftalık alan arkadaşlarımız vardı. Onlar hem sucuklu yumurta, hem sıcak sandviç yer, hem de peşpeşe 3-4 sinemaya birden giderlerdi.

Ben ise 60 kuruş olan sucuklu yumurta ile, 66 kuruş olan sinemadan birini yeğlemek zorunda kalırdım... Babam 1 lira olan haftalığımı, 2 lira yapsa; sandviççi dükkanıyla sinema arasındaki dilema kolayca çözülmüş olacaktı.. Ama bu dilema hep sürüp gitti.

Babam o sırada Ankara'da Başbakanlık Yazı İşleri Dairesi Müdürü'ydü. Bana 1 lira yerine, 2 lira haftalık verebilecek bir güçteydi...

Ne yapmalı ki, o da aynı okulda parasız yatılı olarak okumuş, yetim bir göçmen çocuğuydu. Gençlerin, sinemaya gitmek; pasta, sandviç yemek gibi yeni dönem zevklerinden haberi yoktu. Ona göre yatılı bir okuldaydım; sırtım pek, karnım toktu. Daha ne istiyordum..

Cumartesi öğleden sonraları uzun yürüyüşlere çıkardım. Dönüşte Taksim'deki apartman katlarının ışıkları yanmış olurdu. Henüz karartma perdesi çekilmemiş bir pencerede, ayaklı abajuru düzelten genç bir kadına takılırdı gözlerim. İçim giderdi. Benim de bir gün böyle bir evim, özellikle de böyle bir karım olacak diye düşünürdüm...

İstanbul'lu sınıf arkadaşlarımdan bazılarının aile yakınlarından aynı yaşta kız arkadaşları vardı. Onlar birlikte giderlerdi sinemaya.

Ben, hep tek başıma giderdim.

Bazen uzak akrabalara uzanır, kısa bir süre için de olsa, azıcık konuşacak unutulmuş bir kuzin aranırdım. Sürpriz ziyaretim ve niyetim, çakılır gibi olduğu için, genellikle uzak akrabalar kızlarını çıkarmazlardı yanıma...

O sıralarda bizim sınıftan 7 tane Büyük Elçi'nin çıkacağını kimsecikler bilmiyordu. Ben ise şiir yazmaya meraklı olduğum için, lakabım Şair'e çıkmıştı. Akşam etüdlerinde de, Büyük Atlas'ın içine gizlediğim romanları okurdum... Örneğin aynı zamanda Türkçe hocamız da olan, Esat Mahmut Karakurt'un "Kadın Severse"sini.. Reşat Nuri'nin "Akşam Güneşi"ni.. Alphonse Daudet'nin "Küçük, şey..."ini..

Tarih Hocamız, İttihatçı'ların Evkaf Nazırı Raşit Erer'di. Dünya parlamentolar tarihindeki en kısa konuşmayı yapmış olmakla ünlüydü.

Nazır'ken bir yolsuzluk konusunda kürsüye çıkmak zorunda kalmış ve başını soldan sağa yavaş yavaş çevirerek, "Ham hum şaralop" deyip inmişti kürsüden. O nedenle de adı Deli Raşit'e çıkmıştı...

Bize okuttuğu tarihin uydurma bir tarih olmasından sıkılır, bunu da açıklayamaz, "şurdan şuraya kadar kendiniz çalışın" demekle yetinirdi..

O yıllardan kalma psikolojik tortuların büyük etkisi oldu hayat rotamda. Liseyi bitirir bitirmez, fakülteye giderken hayatımı da yazıyla kazanmaya başlamam ve çok genç yaşta hemen evlenmem gibi, örneğin..

Buna zengin çevrelerden çok, gölgede kalmış yoksul insanlara karşı duyduğum, halden anlar bir yakınlık da dahildir...

Ve Türkiye'yi daha yakından tanıdıkça, Cyrano'nun anlatımıyla, kağıt-kalem'in yeldeğirmenleri, bazen yıldızlara doğru fırlatıyormuş gibi yaptı beni, ama daha çok da yerdeki çamurlara..

Salt yazı çiziyle uğraşarak nihayet geldik 73'ün sonuna..

Ahmet Necdet Sezer "agleb-i ihtimal" 10. Cumhurbaşkanı seçildi..

Kutlu olsun...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır