4 ay önce "Ulucanlar utancı" başlıklı bir yazıda, izlediğim bir video kasetinden söz etmiştim; bir morgun soğuk taşında yatan çıplak adamlardan ve onların paramparça vücutlarından...
Kaset, 26 Eylül 1999 günü Ankara kapalı cezaevinde güvenlik güçlerince yapılan operasyonda öldürülen 10 tutuklu ve hükümlünün görüntülerini içeriyordu.
Önceki gün, olayın emniyetten gelen kaseti, Meclis binasına geldi. İnsan Hakları Komisyonu üyeleri yan yana sıralanıp, bu dehşet görüntülerini seyrettiler ve bir komisyon üyesinin deyişiyle "insanlıklarından utandılar."
Saat 11.00'de başlayan toplantı bittiğinde yemeğe gidemeyecek haldeydiler. İçlerinden iki üye tıp kökenliydi; bu türden görüntülere alışkın olduklarından ekrana daha dikkatle bakabildiler:
Birisi FP Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'ydu; diğeri Komisyonun DSP'li Başkanı Sema Pişkinsüt...
Dün görüştüğüm Pişkinsüt, gördükleri için "ancak bir savaşta karşılaşılabilecek görüntüler" ifadesini kullandı.
Görüntülerde kurşunlanmış ve dövülmekten kafatasları yarılmış genç erkekler vardı; hayaları burulmaktan mosmor olmuş, yüzleri yanmıştı.
Pişkinsüt; "İçeri büyük bir kuvvetle girilmiş. Yoğun bir kurşun yağmuruna tutulmuşlar. Ama aynı zamanda çok sayıda darp izi var" dedi.
Ölenlerin, kurşunlandıktan sonra darba uğramış olma ihtimallerinin büyük olduğunu belirtti. Bir kısmının teslim olmak istedikleri için içerden açılan ateş sonucu öldürülmüş olabilecekleri iddialarına karşılık da "Bunun anlaşılabilmesi için, kayıp olan elbiselerinin bulunup incelenmesi ve daha sağlıklı otopsi raporları hazırlanması gerek" dedi.
Oysa mevcut otopsi raporları son derece yüzeysel hazırlanmış, kısa notlardan ibaretti. Adalet Bakanı'nın otopsiye bir sivil gözlemci, mesela bir adli tabibin girmesi talebi de Yargıtay tarafından reddedilmişti.
Pişkinsüt'ün dikkatini çeken bir başka ayrıntı ise ölenlerin saç ve kirpikleri yanmadığı halde yüz bölgelerinde ve sırtta, deri ve deri altı dokusunda yanıklar bulunması... Bunların alevli yanıklar olmaması, işin içinde kimyasal ya da organik nitelikli bir yakıcı madde olduğunu gösteriyor, Pişkinsüt'e göre...
İnsan Hakları alt komisyonunun Ulucanlar için hazırlaması gereken rapor 7 aydır sonuçlandırılamadı. Bir başka üye, Komisyon'da devleti zan altında bırakacak ifadeler konusunda ciddi tartışmalar yaşandığını söyledi. Cezaevinin söz konusu koğuşunun siyasal örgütlerce bir iç kale haline getirildiği neredeyse hepsinin ortak gözlemi... Ancak yine de operasyonda uygulanan şiddet, gizlenemez bir gerçek olarak kasette apaçık duruyor.
Ulucanlar operasyonu, tam da ilk af tartışmasının açıldığı günlere denk gelmişti. Şimdi af tartışması yeniden başlamak üzereyken dün Çanakkale'den gelen haberler yeni bir af çalışması arifesinde, cezaevlerinde hareketliliğin yeniden başladığını ortaya koyuyor.
Bu aşamada Meclis İnsan Hakları Komisyonu son derece önemli bir görevle karşı karşıya bulunuyor. Komisyon üyelerinin 1998 yılından beri ülkenin çeşitli cezaevleri ve karakollarda yaptıkları incelemelere ilişkin tutunaklar ve sonuç raporları komisyonun masasına yığılmış durumda...
Bu raporlar değişik "dengeler" yüzünden bir türlü tamamlanıp gereği için ilgili adreslere gönderilemedi. Şimdi Komisyon, koalisyon uyumundan da aldığı cesaretle bu dosyaları sonuçlandırmaya hazırlanıyor.
Bugün Komisydn gündeminde Bakırköy tutukevinde ve bazı cezaevlerinde yapılan incelemelerin sonuçlarına ilişkin bir alt komisyon raporu var. Rapor, gerçekten önemli iddialar ve somut kanıtlar içeriyor. Bir semt karakolunda değişik tarihlerde, değişik nedenlerle gözaltına alınan çocukların hepsinin birbirinden habersiz olarak aynı sarı sünger kaplı odada, aynı elektrikli manyeto, aynı askı ve 3.kat tuvaletinde aynı hortum ve kırmızı bidonla yapılan işkenceleri tarif etmelerinden sonra Komisyon üyelerinin o karakola yaptıkları baskında sarı sünger kaplı odayı, manyetoyu, askıyı, hortumu ve kırmızı bidonu bulup görüntülemeleri hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak netlikte bir kanıt sunuyor işkenceye...
Bu incelemelere katılmış bir komisyon üyesi durumun vahametini "Gidip de işkenceyi görmediğimiz bir karakol yok" sözleriyle açıkladı. Komisyon raporu, işkenceyi siyasi tartışmalara gerek bırakmaksızın, sadece teknik düzeyde belgelerse Türkiye'nin bu utançtan kurtulmasının yolunu açacak ve yeni bir af arifesinde doğabilecek muhtemel sıkıntılara karşı da bir çıkış kapısı aralamış olacaktır. Dileriz, bugüne kadar sergilenen cesur tavır devam eder.