Bağdat Caddesi'ni ölüm pistine çeviren trafik teröristlerinin son kurbanları olan iki fidan toprağa verildi.
Şimdi toplum, karşılaşacağı yeni bir adaletsizliğin manevi depremine hazırlanıyor.
Çünkü ceza yasamız trafik suçunu "taksirli suç" sayıyor. Alkollü de olsa, aşırı hız da yapsa, bundan doğacak sonucu sürücünün istemeden yarattığını kabul ediyor.
Birden fazla kişinin ölümüne sebep olan sürücüye 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası veriliyor. On yıla hüküm giyenler bile infaz yasasının indirimlerinden yararlanıyor, ceza 4 yıla iniyor, o da para cezasına çevrilebildiği gibi ertelenebiliyor.
Tazminat davaları, çağdaş toplumlarda ceza adaletini destekleyen bir imkândır. Çünkü orada insan hayatı değerli. Bizde 50 milyarlık manevi tazminat bile rekor sayılıyor.
O nedenle sistem sürekli katil üretiyor.
Masum insanlar da kaderin kendilerini bu katillerden biri ile karşılaştırmamasına dua ederek sabırlarını ve umutlarını tüketiyor.
Yeni Türk Ceza Kanunu tasarısı hazır.
Bu çalışmaya Ord. Prof. Sulhi Dönmezer hayatının 16 yılını verdi.
Tasarı, sisteme getirdiği "bilinçli taksir" kavramı ile bu boşluğu dolduracak.
Yeni düzenleme, sürücünün kötü sonucu bile bile kural ihlâli yaptığını dikkate alarak, örneğin 10 yıllık hapis cezasını yarısı kadar arttırıyor. Ayrıca cezanın paraya çevrilmeden çektirilmesine hükmediyor.
Şartlı salıverme için de şimdiki gibi cezanın yarısının değil, üçte ikisinin çektirilmesini öngörüyor.
Meclis, eğer gerçekten milletin vekillerinden oluşuyorsa, toplumun adalet talep eden feryatlarını duymalı ve bu reform tasarısını bir an önce gündemine almalıdır.
Aksi halde milletvekilleri, arabalarını silâh gibi kullanan trafik canilerinin avukatı durumuna düşeceklerdir.
Yapay sorunlar icat ederek Avrupa kalitesine terfi etmek yolunda değerlendirmemiz gereken zamanı sürekli israf ediyoruz.
"Türkiye'nin demokratik geleceği Avrupa'dır" diyor, fakat şartı olan adımları, önümüzde uçurum varmış gibi sakınıyoruz.
UNICEF'in çektiği fotoğraf ortada:
Türkiye'de halkın yüzde 14.2'si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Her 100 kişiden 31'i sağlıklı tuvaletten, 26'sı sağlıklı içme suyundan mahrum. Kız çocuklarının yüzde 32'si okula gitmiyor..
Bu kaderi değiştirecek çıkış yolu AB kalitelerini Türkiye'ye kazandıracak cesaret ve zihniyet devrimidir.
Oysa biz hâlâ kitaplarla ve düşünen, yazan adamlarla uğraşıyoruz: Pulitzer Ödülü sahibi Philip Roth'un yazdığı ve yüzyılın en iyi 100 romanı arasına girerek 21 dile çevrilen "Portnog'un Feryadı" adlı kitap, "muzır yayın" diye toplatıldı, yayıncısı mahkemeye verildi.
Değişim korkusunun yarattığı paranoyadan kaynaklanan "uyuz" hali, uyum mecburiyetimizin yolunu kesiyor.
"Portnog'un Feryadı" aslında geleceğimizden yükselen feryatlardır.
Ecevit asıl buna kulak versin..