Ortaköy nasıl kurtulur
Kalabalıktan ve nizamsızlıktan adım atılamayacak hale gelen Ortaköy'deki sokaklar hediyelik eşya satanlar ve dürümcülerle dolup taşıyor...
Günlerden beri basında "gürültü" yüzünden hayli gürültü kopuyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, gürültüye aşırı duyarlı biriyim. Ama Türkiye'de ne trafikçilerin kulağı delen düdüklerini, ne her dükkandan ayrı nağme çıkaran kasetleri, ne otomobillerin klaksonlarını, ne sokak satıcılarının haykırışlarını, ne de barlardan yükselen sesleri durdurabilecek yürekli bir yetkiliye rastlamadım.
Arasıra dış ülkelerde yüksek sesle konuşanın dahi polisçe anında durdurulduğunu hatırlayarak gürültücülere kah kırgınlığımı, kah kızgınlığımı belirtirim. Sabrım kaldığı günlerde ise merhamet etmeleri için neredeyse yalvarırım.
Maalesef 15 yıldan bu yana dozu şiddetle artan ses ve çevre kirliliği hakkında hangi gün, nerede bir haber çıksa Ortaköy'ü kirletenlerin şimşekleri üzerimde çakar.
Onlara defalarca hiçbir eğlence mekanının kapanmasını asla onaylamadığımı, sadece gelişmiş teknolojiyle müziğin sesini dışarı vermemeleri ve her şeyin daha kaliteli olması anlatırım.
Bodrum'daki Halikarnas diskonun tek bir-iki hoparlör yerine birçok ufak hoparlör sayesinde sesi dışarı vermediğini; yine Atina'nın turizm bölgesi Plaka'da sabaha kadar tavernaların dolup taştığını fakat orada yaşayanların asla içerdeki sesi duymadığını boşuna anlatır dururum.
HAFTASONU ŞİKAYETLERİ
Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu ile Yardımcısı Tayfun Kareli'ye makamlarına oturdukları günden bu yana Ortaköy'de yaşayanlardan çok, orayı Cumartesi ve Pazar gezmeye gelenlerden şikayetler geliyor.
Kalabalıktan ve nizamsızlıktan adım atılamayacak hale gelen Ortaköy'deki sokaklar hediyelik eşya satanlar ve dürümcülerle dolup taşıyor.
Vaktiyle her tür yiyecek ve takıdan birer örneğin en şık ve temiz bir ortamda satılması için Ortaköy'de yaşayan birkaç mimarla birlikte, Belediye'den işbirliği rica etmiştik. Ama hatır gönül kırmamayı tercih eden ve şikayetleri duyan Ayfer Atay: "Siz önayak oldunuz, biz de biraz fazla cömert davrandık" dedi.
Belediyedeki yetkililerin yanında beş-on dakika oturmayı deneyin; Türkiye'nin önemli devlat ricalinin bir yakınına Ortaköy sahilinde tezgah açma izni vermesi için ne diller döktüğüne tanık olabilirsiniz. Geleceğini politikaya bağlayan bir yetkilinin, telefonun öbür ucundaki kişiye nasıl davranacağını tahmin edebilirsiniz. Oysa belediye de herkes gibi Ortaköy'ün temiz ve çevreye yakışan bir düzenleme içinde olmasını istiyor. Özellikle Ortaköy'de evi olan meslektaşımız Güngör Uras isyan bayrağını açmış durumda.
Beşiktaş'ın pırıl pırıl, çalışkan ve Ortaköy'deki kargaşanın düzelmesini herkesten çok isteyen bir polis müdürü var: Yaşar Güngör.
Bütün iyi niyetlerine rağmen Polis-Belediye ve Mülki amir, işlerinin çokluğu yüzünden birbirleriyle gerektiği kadar buluşamıyorlar. Bu yüzden de şikayetler yanlış adreslere gidiyor. Gürültüden şikayeti Belediye'ye yapan kimse polise yönlendirildiğinde, o anda cinayetle uğraşıldığı yanıtını alıyor. Mülki amirin telefonuna ulaşabilenler, polis ve belediyeye yönlendiriliyor.
İstanbul'un çok büyük bir bölümünde kaçak elektrik kullanıldığını bilen yetkililer şikayet gelince devletin üst kademelerinin adresini veriyor.
Bu arada evinin kofrasından yıllardan beri elektrik çalarken yakaladığı kişiye "insaf" diyen ev sahibinin aldığı yanıta bakın:
"Siz devlet parasını içeden politikacılarla uğraşacağınıza bizim gibi garibanlarla uğraşmayın."
NEDEN OTURUYORUM
Ortaköy'den şikayet ettiğim zaman, "Niçin burada inatla oturmaya devam ediyorsun?" diye siz de sorabilirsiniz.
Belki de yanıtım size tuhaf gelecek ama ben "komşuluk" denen sıcak ilişkilere sıkı sıkıya sarılan hayalperestlerdenim.
Burada doğmuş, büyümüş ve en ufak bir sıkıntımda bana koşan birkaç komşuyla çevriliyim. Mahallemizin eski yaşamını aynı özenle sürdürürken küçücük avlusunda sevgiyle çiçekleri yetiştiren Yavuz Bey...
Hasta olsam bir çorba yapmak için koşacağını bildiğim (tansiyonu hiç 26'dan aşağı düşmeyen) Ortaköy'de doğup büyüyen Sabahat Hanım...
Felçli eşine ölümüne kadar ufacık evinde şevkatle bakan ve ruhi bunalımlı oğlunun acısına rağmen yüzünden gülümsemeyi hiç eksik etmeyen karşı komşum Süreyya Hanım...
Vapur iskelesini botanik bahçeye çeviren ve çiçek değiş tokuşu yaparken beni kandırmaya çalışan Aziz...
Evimdeki elektrikle işleyen makinelerim durdukça imdadıma her an koşan Seyfi Usta...
Eve her gelişimde kapımın merdivenlerinde beni karşılayan dünyanın en sevimli içkicisi ve her defasında mükemmel ingilizcesiyle "Benim Marlyn Monroe'm sensin" diyen Ayhan...
İşte, Ortaköy'de hala yaşam savaşı veren bir avuç insan birbirimizden ve mahallemizden bu nedenlerle ayrılmıyoruz. Bize haksız sataşanları ciddiye almıyoruz ama burayı her türlü kirletenlere de göz açtırmamaya kararlıyız.
|