Gerçeklerden hareket etmenizi beklemek..
Sadettin Tantan, eleştiri hakkımıza saygı duyarken, beklentisinin ne olduğunu böyle ifade ediyordu dün..
Biz de, onun yanıtlama hakkına ayni saygıyı duyarken, ayni beklenti içindeydik.
Sayın Bakan, bahane yaratıp, kişiliğine saldırmak için okuyucuyu yanlış yönlendirmeyi dahi göze aldığımız iddiasında..
Bay Tantan'ın "Kişiliğine saldırı" ithamını anlamak güç. Eleştirilerimizi yaparken zaman zaman amacını aşan sözlerimiz olduğu doğrudur. Ama bugüne dek kimsenin kişiliğine saldırı amacı gütmedik..
Neden güdelim ki..
Hem de, Sadettin Tantan gibi, hem sevdiğimiz, hem güvendiğimiz, hem de saydığımız bir bürokrat, bir spor adamı, bir politik lidere..
Tantan hakkındaki kişisel duygularımızı, en iyi ortak dostlarımız, Abdullah Kiğılı ve Dr.Ahmet Yolalan bilirler.. Ama gene bilirler ki, dostluklarımız ve duygularımız, gazeteci kimliğimizi etkilemez.
Sadettin Tantan'ın yayınladığı genelgenin ne anlama geldiğini, tüm medya açık seçik anlamış, bu yüzdendir ki, 24 saat içinde kıyamet kopmuştur. Bu kadar sert ve ani tepkiyi beklemeyen Tantan da, ani bir dönüş yapmıştır.
Mesele bundan ibarettir. "Saat 24.00'den sonra yemek yesinler" diyen bizzat bakanın kendisidir. Bu sözün yorum gerektiren yanı var mıdır?.
"Benim için Hakkari ile Bodrum'un farkı yoktur" diyen bakanın kendisidir. Bu sözün yorum gerektiren yanı var mıdır?.
Hiç değilse turistik belgeli yerleri kurtarmaya çalışan Turizm Bakanının bu yerlerin yönetim ve denetimi konusunda yetkili olmadığını kanıtlamak için bana mahkeme kararlarının foto kopilerini gönderen Tantan'ın, medyada kıyamet kopunca, ayni Turizm Bakanının sözlerine sığınması çalışması "Yetki yerel yönetimlerdedir" demesi ilginçtir.
"Hangi bölümünü soyut, muğlak ve karanlık bulduğunuzu belirtmeden, dehşetengiz ifadelerle saldırdığınız genelge.."
Sadettin Tantan, genelgenin neresini soyut, muğlak ve karanlık bulduğumu bu ülkede en iyi bilecek durumdaki kişidir. Geçen yıl ki anlaşmazlığımız bu yüzden doğdu.
Geçen yıl, polis, benzeri bir genelgenin ardından İstanbul'un tüm eğlence yerlerinde ve Bodrum'da terör estirirken, "Dostum" İçişleri Bakanını aramış ve şöyle demiştim:
"Sizin İstanbul insanının ve gençlerinin eğlenme hakkına karşı olduğunuz aklımın köşesinden geçmiyor. Ama sadece `Gürültü' deyip bunun bilimsel tarifini yapmadığınız için, her polis kendi kafasına göre uygulama yapıyor. Bugün içeredeki müzik sesini dışarı taşımayan müzik sistemleri var. Günümüz teknolojisi içinde, hem eğleneni mutlu etmek, hem de civarda yaşayanları rahatsız etmemek mümkün. İstanbul'da bazı eğlence yerleri kıştan hazırlık yaptılar. Büyük paralar harcadılar ve bu önlemi aldılar. Ama polisiniz bunlara bakmıyor, dinlemiyor bile.. Eroin imalathanesi basar gibi geliyor, etrafta dehşet havası estiriyor ve müziği kestiriyor. Gürültünün tarifini yapın. 90 desibel mi diyorsunuz.. Gelsinler, sahilde ölçüm yapsınlar, Boğazın karşısından şikayet var ya.. Kapıda ölçüm yapsınlar.. Yolun karşısından şikayetler var ya.. İzin verdiğiniz ölçüyü aşanlar derhal kapatılsın. Ama yasalara saygı duyarak ve çevreyi rahatsız etmeyerek, insanca eğlence düzenleyenler de rahatsız edilmesin!.."
Sayın Tantan,
Bu sözlerimin bir tekini reddedebilir, "Hayır, demedin" diyebilir misiniz?..
Telefonu kapatmadan aynen şunları da söylemedim mi?..
"Bunları telefonda anlatmak zor aslında.. İstanbul'a bir geldiğinizde isterseniz beraber dolaşırız. İsterseniz güvendiğiniz bir elemanınızı yanıma katar ondan rapor istersiniz. Böylece doğruları ödüllendirirken eğrileri cezalandırmış olursunuz?.."
Bunlar çok dostça söylenmiş şeylerdi. Bir dostunun, samimiyetle verdiği bir kararın nasıl yanlış uygulandığını anlatarak, dostlukların en büyüğünü yaptığını sanan bir gazetecinin uyarılarıydı..
Yanlış anlama ve yanlış uygulama yüzünden eleştirilmenizi önlemek isteyen bir dostun çabalarıydı onlar..
Siz ne yaptınız, Sevgili Dostum..
Gelmediniz.. Kimseyi de göndermediniz ve beni sattınız..
"Benimle buluşmak konuşmak istedi. Yüz vermedim, onun için bana saldırıyor!.." dediniz gazetecilere.. Bu kişilik saldırısı değil mi, Bay Tantan.. Dostunu satmak pahasına..
O zaman dehşet içinde şunu düşündüm Bay Tantan..
"İçişleri Bakanının emirlerinin yanlış yorumlanması gibi bir endişesi yok. Tam tersine bu uygulamayı bizzat isteyen o.."
Polisiniz geçen yaz, bu yorumumu haklı çıkaran dehşetengiz uygulamaları sezon sonuna dek sürdürdü.
Bir polis şefine "İşini doğru yapana da, eğri yapana da ayni cezaları uyguluyorsunuz, bu nasıl iş" dediğimde, şu "tarihi" yanıtı aldım, Sayın Tantan..
"Birini kaparken öbürünün çalışmasına izin verirsem, rüşvet aldığımı düşünürler.."
Bu yılki genelgenizdeki ifade aynen şöyleydi Bay Tantan:
..oturma alanları ve yakın çevresi ile, gürültüye hassas bölgelerde, gürültü rahatsızlığı verecek şekilde "24.00-07.00 SAATLERİ ARASINDA MÜZİK YAYINI YAPILMAZ.."
Şimdi, bakın Sayın Bakan.. Polisin emirleri nasıl algılayıp, nasıl uyguladığını yakından izleyen bir gazeteci olarak, bu genelgenin, bir de "Saat 24.00'den sonra yemek yesinler. Benim için Hakkari ilke Bodrum'un farkı yok" diyen İçişleri Bakanından geldiğini düşününce, bu yıl nelerin olacağını tahmin etmem güç değildi.. Polis için, büyük harflerle yazdığım bölüm önemli.. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de.. Öyle olmasa "24.00'ten sonra yemek yesinler" der miydiniz?..
"Gürültü rahatsızlığı verecek şekilde 24.00- 07.00 arasında müzik yayını yapılmaz!." diyeceğinize..
Şeklen küçük, ama anlamı büyük bir değiştirme ile şöyle diyebilirdiniz..
"Saat 24.00-07.00 arasında gürültü rahatsızlığı verecek şekilde müzik yayını yapılmaz."
Bu biraz daha açık olurdu, ama istenen netlik olmazdı..
Yanlış uygulamaları, dehşetengiz baskınları ve iki günde bir gelen kapatma tehdit ve kararlarını ve polis terörünü önlemek isteseydiniz, şöyle derdiniz:
"Açık ve kapalı eğlence yerleri, çevrelerine 90 desibelden fazla gürültü saçamazlar. Yapılan ölçümlerde bu sınırı aştığı tespit edilenler, ayrıca uyarı yapılmaksızın sezon sonuna kadar kapatılırlar.."
O zaman polisinizin gelip denetlemesine bile gerek kalmaz, işletme sahipleri, belirlenen sınırları aşmamak için kendileri önlem almak zorunda kalırlar ve çevrenin şikayeti biterdi.
Neden böyle, açık, net, bilimsel ve ölçümsel içerikli bir genelge yayınlamadınız da, "24.00'den sonra müzik yayını yapılmaz. O saatten sonra yemek yesinler, benim için Bodrum ile Hakkari'nin farkı yok" dediniz Sayın Bakan?..
Bodrum ile Hakkari'nin arasında fark yoktur. Bir polis, bir bürokrat için..
Ama bir devlet, bir siyaset adamı için Himalayalar kadar fark vardır.
Devlet adamı, bir para basma makinası Bodrum'dan para kazanıp, bu parayı, hala mağara devrinin az ötesinde yaşayan Hakkari'nin kalkınması için kullanmayı düşünen adamdır, Sayın Tantan..
Bilmem anlatabildim mi?..
İnanmasanız da,
Hala,
Sevgilerim ve saygılarımla..
Ankara'da Festival başlıyor!..
17. Uluslararası Ankara Müzik Festivali..
İki güzel karar alınmış bu yıl festivalle ilgili. Birincisi, o harika afiş.. Görsel sanat afişleri gibi... Ressam Ece Turaman'ın "Müzik" konulu tablosu... Afiş kolleksiyoncuları için bulunmaz bir parça... Bir festival afişinde ilk kez bir Türk ressamı.. Ayrıca, festivalin tüm tanıtım araçlarında da kullanılmış..
İkincisi... Nihayet festival üç haftada bitecek.. 27 Nisan - 16 Mayıs.. Bir hafta sonrası için randevu verirken bile zorlandığımız yoğun yaşam şartları içinde, bir ay, beş hafta, hatta bazan altıncı haftayı programlamak ne güçtü..
Festival dosyasını elime aldığımda, gözlerime inanamadım. Suna Kan, Padişahlar ve Sultanlarla aynı festivalde.. Yıllar önce Klasik Türk Müziği'ne nasıl itiraz ettiği hala hatırlarda ya! Ama okuyunca anlaşıldı, ki bu sultanlar o sultanlar değil.. Klasik müzikle ilgilenip o türden örnekler verenler.. Abdülaziz, 5.Murad, Ayşe, Hatice Fehime Sultanlar, Şehzade Burhanettin ve Necmettin Efendi.. Yurt dışında yaşayan piyanist Vedat Kosal, bulup günışığına çıkardığı eserlerden bazılarını festival için "piyanolu beşli" formunda uyarlamış.. Almanya'nın seçkin yaylı sazlar dörtlüsü Henschel Quartet ve Koşal'ın piyanosu seslendirecek..
Görkemli açılış yine Fazıl Say'la.. Bilkent Senfoni Orkestrası eşlik ediyor.. İlk kez birlikte çalacaklar.. Orkestrayı Rus Şef Prof. Alexandre Dimitriev yönetiyor.. Çaykovski'nin 1 No'lu Piyano Konçertosu'nu çalacak.. Festivalin ikinci gecesinde de Fazıl Say var..
Sonra nostaljik Adamo'dan cazın divası Diana Reeves'e...
Taşkent'ten Montreal'e müthiş bir program . Strauss ve Viyana Valsleri, Viyana Halk Operası Bale Topluluğu'yla birlikte.. Suna Kan ve Cana Gürmen programlarına Beethoven, Mozart, Schuman, Dvojak ve Bartok'u almışlar..
116 yıllık geçmişe sahip Fin Erkekler korosu, Litvanya Ulusal Senfoni Orkestrası, Taşkent'ten bir kuartet, Paris'ten bir operet, İtalya'dan Grammy ödüllü Barokçular, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatına üye ülkelerin sanatçılarından kurulu ilginç bir caz topluluğu, Montreal'den yine bir Barok orkestrasıyla bir soprano, İsrail'den bir perkusyoncu var..
Tanınmış gitar solisti Ahmet Kanneci, besteci Ertuğ Korkmaz'ın kendisi için yazdığı konçertoyu seslendirecek.. Esere, Cem Mansur yönetiminde dünyaca ünlü İngiliz oda müziği topluluklarından Manchester Camerata eşlik edecek..
Geçen yıl Enrico Macias, bu yıl Adamo.. Nostaljiye yoğun ilgi konseri Atatürk Spor Salonu'na taşımış.. Neyse ki, yerler numaralı..
Konserler, dördü dışında, Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonunda.. Operet, Büyük Tiyato'da.. Taşkent Quartet'i ve Vedat Koşal Resim Heykel Müzesi'nde..
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara'nın hala doğru dürüst bir konser salonu olmaması ne acı.. Bu ülkede herşeye, herkese para bulunuyor.. Ankara'ya yüz ağartıcı bir salon yapmaya gelince, yok.. yok..
Geçen sene Şura Salonu'nda oturduğum koltuk kırıktı..
(Ankara festivalini bizler için Serpil Gogen izleyecek. Bu açılış yazısı idi.)