


Denizin hakkı denize! Sezer'in hakkı Sezer'e!
Üç lider, "Sezer'in hakkı Sezer'e..." diye söylenebilecek bir incelikle; Ahmet Necdet Sezer'i yeni cumhurbaşkanı adayı olarak önerdiler.
İlginçtir!
Hoş bir duygu yarattı.
Sanki genel kabul gördü.
En ideal aday diyenler.
En iyi seçim diyenler...
Allah razı olsun diyenler...
İçimize siniyor diyenler...
Toplumun her kesiminden insanlar, liderlerin bulunabilecek en iyi adayı önerdiği ana fikrinde birleştiler.
Geçmişi temiz..
Yiyeni-yedireni olmamış.
Hukuk okumuş...
Adaletten sapmamış...
***
Çağdaşlığa yol gösterici olmuş: Daha bir yıl öncesinden yaptığı konuşmalarda düşünceye özgürlük çağrıları yapmış. İnsan haklarına saygılı olalım demiş. Türkiye, insan hakları konusunda evrensel hukuk kurallarına uymalıdır demiş. Eylem çağrısı yapmayan düşünce suç sayılamaz demiş. Mevcut yasalar içinde düşünceyi açıklamayı suç sayanlar var, bunları adalet sisteminden temizlemeliyiz demiş. Askeri yargıçlar, Yüksek Askeri Şura kararlarına itiraz edebilirler demiş. OHAL (Doğu ve Güneydoğu'daki olağanüstü hal durumu) hukuksuzluk, padişahlık demek değildir, OHAL kararnameleri de yargı denetiminden geçmelidir demiş. Kendisini Anayasa Mahkemesi'nin başına Kenan Evren Paşa getirdiği halde, onun yaptırdığı Anayasa'yı da eleştirmiş. 1982 Anayasası'nda; paşalar için yargılama yasağı getiren maddelerin kaldırılması gerektiğini ve yaptıklarında bir suç varsa Evren Paşa'nın bile yargılanabileceğini ifade eden sözler söylemiş.
Bunu bugün söylememiş...
Bir yıl önceden söylemiş...
Daha ne söylesin?
***
Cumhurbaşkanlığına ortak aday gösterildiği gecenin sabahında dün yaptığı konuşmada ise; "cumhurbaşkanının yetkileri fazladır, daraltılmadır..." dedi.
Daha ne desin?
Yeni cumhurbaşkanı adayı Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer, sanki egoizm çıtasını aşmış.
Kendine oynamıyor....
Tarihe oynuyor gibi...
Milletvekillerimiz değerlendirecekler, liderlerin dışardan önerdiği Ahmet Necdet Sezer'in özellikleri ile içerden kendi partilerinden aday olanların da geçmişine, yaptıklarına, özelliklerine, kime oynadıklarına bakacaklar.
Kıyaslayacaklar.
Bir karara varacaklar.
Akbulut'un hakkını Akbulut'a...
Aygün'ün hakkını Aygün'e...
Güreş'in hakkını Güreş'e...
Agah'ın hakkını Agah'a..
Ve Sezer'in hakkını Sezer'e...
Verecekler...
Kimi isterlerse, seçecekler...
***
Cumhurbaşkanı bulunacak.
Ve ülke asıl işine dönecek.
15 milyon işsize nasıl iş bulunacak, toplumdaki büyük uçurumlar nasıl törpülenecek? Güneydoğu'ya hangi kalkınma ve sosyal planla üretim patlaması gelecek? Enflasyon gerçekten kazasız, belasız nasıl inecek? Türk halkı, verimli üretmeyi ne zaman konuşmaya başlayacak? Fabrikaların hakkı fabrikalara, tezgahların hakkı tezgahlara, tarlaların hakkı tarlalara, denizlerin hakkı denizlere nasıl verilecek?
Dün okurlar aradılar...
Yoğun telefonlar...
Fakslar da çektiler....
Bu köşede sık sık "Denizin hakkını denize verelim" diye yazılar yazdığım için beni imdat mikrofonu yapıp, Ankara'ya uyarı çığlığı gönderdiler: Kerpe, Kefken, Ereğli, Şile; Amasra koylarında balıkçı tekneleri cik cik avlıyorlarmış. Büyük tekneler geceden koylara demirliyor, sabahtan akşama kadar ya da akşamdan sabaha kadar harman dövenine benzeyen alt yüzeyi tarak gibi aletleriyle denizin dibini tarıyorlarmış. Motorlar pat...pat...pat... diye hiç durmadan çalışıyor bu tarakları çekiyorlarmış. Ve denizin dibini bir çeşit kürtaj yapma anlamında kazıyorlar, cik cik avlıyorlarmış.
Halk cik cik diyor.
Beyaz kum midyesi.
Çift kabuklu yumuşakça.
***
Karadeniz'in güzelim koylarında kum midyesi avlayıp, balıkçının kilosunu 27 bin liradan komisyoncuya sattığı, komisyoncunun da kilosunu 30 bin liradan fabrikaya sattığı, fabrikanın da bunu vakumlu paketlere koyup bilmem kaç liradan yurt dışına ihraç ettiği bu cik cik avında denizin dibi de hoyratça tarandığı için diğer balıklar da yumurtalarıyla ölüyor.
Yani deniz katlediliyor.
Dün gelen çığlık buydu.
Bu doğru mu?
Gerçekten Kerpe'den Kefken'e, Ereğli'den Şile'ye, Amasra'dan Sinop'a kadar koylarda algarna ile kum midyesi avlanırken diğer balıkların yumurtladığı yuvalar da yok ediliyor mu? Kefken Liman İdaresi'nden Mahmut Sungur'a sordum. "Bizim avlanan balıkçının avını kontrol etme yetkimiz" yok dedi. Kocaeli Tarım İl Müdürlüğü Su Ürünleri Bölümü'nden Ali Küçük'e sordum: "Deniz dibini tarıyor olabilirler ama bizim sadece Ankara'dan gelen bildirileri duyurma yetkimiz var" dedi. Sahil Güvenlik'e soracak oldum; "Bizim yetkimiz kaçakçılıkla mücadele" dedi.
Denizin dibini gözeten yok.
Cik cik avlansın tamam...
Fakat deniz katlediliyorsa...