Dün, 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı'ydı değil mi?..
Bakın UNİCEF, Türkiye'deki çocuk manzarasını nasıl saptıyor:
18 yaşın altında 28 milyon nüfus var...
Kimsesiz çocuk sayısı 700 bin...
Korunan çocuk ise 21 bin...
11-16 yaş arasındaki 12 milyon çocuğun 4 milyonu çalışıyor...
Hem de "köle" misali...
Yarısı sigara içiyor...
Hepsi yoksul ayrıca 3 milyonu yoksulluk sınırının altında...
20 bin çocuk sokakta yatıyor!..
Çocukların yüzde 70'i anne ve babadan...
Beşte biri de öğretmenden "sopa" yiyor...
Peki, bu manzaradan ne sonuç çıkar?..
1- Ekonomiye, kültüre, dine, mezheplere, siyaset dışında ne varsa burnunu sokan hantal devlet, asıl görevini ihmal etmektedir.
"Sosyal görevini", yani "çocukları koruma" görevini yerine getiremez.
Ancak, ekstra yüklerden arınmış sosyal devlet bu işi layıkıyla yapabilir.
Daima savunduğumuz "libarelleşme" bu problemi çözecek tek anahtardır.
2- Bu "perişan" çocuk coğrafyası devam ettiği sürece...
Yoksul, itilen, ezilen çocukların yarının "kötü ve çapsız büyükleri" olmaları önlenemez...
Çeteler de buradan beslenir...
Ahlâksızlık da...
Kifayetsiz muhterisler de buradan dallanır budaklanır...
Kötü siyasetçilik, kapkaççılık, dolandırıcılık, yıkıcılık, teröristlik, sahtekârlık, madrabazlık, hokkabazlık, yeteneksizlik, küstahlık ve terbiyesizlik, ilk mirasını işte bu perişan coğrafyadan almaktadır.
Çocuğunu kurtaramayan toplum, kendini de kurtaramaz!..
Müziği bırakalım, gece kulüplerini daha erken saatte kapatmanın yollarını arayalım, diye...
Gençleri düşünerek...
Bir okuyucum, gece kulüplerine ve barlara giriş yaşının "21" ile sınırlandırılmasının düşünülebileceğini öneriyor.
Sayın bakana iletiyorum.
Ama bizim eğlence esnafı, bu yaş sınırına uyar mı, uymaz mı bilemem!..
Çünkü şimdi de 18 yaş sınırı var ama liseli gençler buralarda cirit atıyor...
Her nasılsa bir çare düşünülmeli...
Yunusların amiri aradı ve müjdeyi verdi:
Son zamanlarda iyice azgınlaşan kapkaç olaylarına eğilmeye başlamışlar, bunu daha da organize hale getirmeyi planlıyorlarmış... Öyleyse artık kapkaççılar Yunuslar'ın elinden kurtulmaz...
Yunuslar, çok dikkatli, cesur, iyi yetişmiş ve birinci sınıf bir ekip...
Sayıları ikiye katlanarak...
Sadece bu işe yönelerek, sokak aralarında, caddelerde boy gösterseler yeter... İçimiz güven ve sevgiyle dolar...
Bu hadise, "gerçek" bir babanın sevgisini gösteren trajik bir olay... Ama bir noktayı daha gösteriyor: Bence İskender kardeş de, çok sevdiği dağcılığı yaparken birazcık babasını düşünseydi...
Başına bir hal gelirse, babasının acıyla kavrulacağını hesaba katsaydı, daha iyi olmaz mıydı?..
"Kader"e biraz da hükmetmeye çalışmalıyız, diye düşünüyorum... Bir işe kalkışırken, sevdiklerimizi hesaba katmalıyız!..