


Başkent'te sıcak gündem
DYP'li Cevheri "2 gün kaldı, yöneten de yönetilen de bir şey bilmiyor" diyor, Kutan yeni adaylar bekliyor. Çiller, Yılmaz'ın aday olup olmayacağını merak ediyor. Kulisler ise Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer'in ismiyle dalgalanıyor
Günün ilk töreni Anıtkabir'de... İstiklal Marşı söyleniyor... Ve aklımıza, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif'in "şu mısraları" geliyor:
Geceler hamile, madem, çocuk er geç doğacak.
Ama sen şimdi işin girdiği son safhaya bak.
Akif "doğru söylüyor."
"Bebek" er, geç doğacak.
Yani "Cumhurbaşkanı" er, geç seçilecek.
Biz şimdi "işin girdiği son safhaya" bakalım.
AKBULUT
Anıtkabir'deki tören sırasında, TBMM Başkanı Akbulut, ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın kulağına eğiliyor:
- Saat 14.00'te Meclis özel gündemle toplanacak.
- Biliyorum... Geleceğim.
- O toplantıdan sonra biraz görüşelim.
- Olur Yıldırım Bey.
Yıldırım Bey, Mesut Yılmaz'a "bunları" söylerken...
TBMM Başkanlığı'ndan da, Yılmaz'ın "özel kalemine" telefon ediliyor:
- Sayın Başkanımız, Sayın Mesut Yılmaz'ı ziyaret etmek istiyorlar.
"Ziyaretin" nedeni malum:
- ....... Gelişmeler gösteriyor ki... Durum, sizin adaylığınız açısından pek umut verici gibi değil... Ben de düşündüm, taşındım... Aday olacağım... Bunu size önceden bildirmeyi uygun gördüm Mesut Bey.
CEVHERİ
Meclis'teyiz...
"Tören salonunda" Akbulut, tebrikleri kabul ediyor.
Biz de "kuliste" Meclis'in "kıdemlilerinden" Necmettin Cevheri ile sohbet ediyoruz:
- Neler oluyor Sayın Cevheri?
- Halkın seçtiği Meclis... Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı... Bu noktaya gidene kadar ne yaparsak, yapalım. Hepsi de kendimizi oyalamaktan ibaret.
- Neden?
- Bugünkü sistem toplumun önünü tıkıyor da ondan... Toplumun dinamizmi, yönetime yansımıyor.
Cevheri "biz yanılabiliriz" diye devam ediyor.
Ve ekliyor:
- Ama halk yanılmaz...
Soru:
- Meclis ne kadar yanılabilir?
Cevheri:
- Eğer halkla olan birleşikliğimiz... İlişkimiz... Daha sıcak, daha devamlı, daha sistemli olsa... Yanlış yapma ihtimalimiz azalırdı.
Cevheri "müthiş zarif."
"Bu Meclis'i liderler değil de... Halk seçseydi... Yanlış yapma ihtimalimiz azalırdı" demiyor.
"Kimseyi incitmek istemiyor."
Düşüncesini "nezaket kılıfına" koyup, öyle söylüyor.
Ve Cevheri'nin son sözleri:
- 48 saat kalmış... Yöneten de bir şey bilmiyor, yönetilen de... Böyle bir sisteme sağlıklı demek mümkün mü?
TUR TAKVİMİ
Meclis'teki törenden sonra Mesut Yılmaz "Hüsrev"e gidiyor.
Çayelili Fahi Hüsrev'in, Balgat'taki lokantasına...
"Kurufasulye... Köfte" yemeye.
Biz de Meclis Başkanı Akbulut'un kapısını çalıyoruz.
Akbulut "program" yapıyor.
Önce "Mesut Bey'i ziyaret."
Sonra "diğer liderleri."
Tabii bu arada "tur takvimi" üzerinde çalışıyor.
Yarın "Danışma Kurulu" toplanacak.
Perşembe veya Cuma'ya, Cumhurbaşkanlığı için "ilk tur" yapılacak.
- Sayın Başkan... Cumhurbaşkanı, kaçıncı turda seçilir?
- Birinci ve ikinci turlarda zannetmiyorum. Üçüncü turda, bilemem... Bana dördüncü tur gibi geliyor.
CEMİL ÇİÇEK
Akbulut'un odasından çıkarken...
"İki Fazilet'li" ile karşılaşıyoruz.
Cemil Çiçek ve Ali Coşkun'la.
Acaba Akbulut ile Fazilet arasında bazı "köprüler" mi var?
Bilemiyoruz.
Cemil Çiçek'e soruyoruz:
- Neler oluyor?
Çiçek, dört madde sıralıyor:
1. Bu iş taksit taksit gidiyor.
2. Göreceksiniz, yeni isimler çıkacak.
3. Mesut Bey mecburen aday olacak.
4. Ecevit ile Bahçeli'nin söyledikleri dört isim var ya... "Dışardaki" iki isim, içerdeki iki isimden şanslı.
ÇAKMAKOĞLU
Yine Meclis kulisindeyiz.
Milli Savunma Bakanı Çakmakoğlu'nu "makine başında" görüyoruz.
Ziraat Bankası'nın "para çekme makinesi."
Çakmakoğlu "Hoşdere Şubesi'ndeki hesabından" para çekmek istiyor.
Makinenin ekranında ise sürekli "hat meşgul" yazıyor.
Ve Bakan bir türlü "parasını alamıyor."
- Sayın Çakmakoğlu... Neler oluyor?
- Şahsen hiçbir talebin sahibi değilim. Görev verilirse... Yüce Meclis teveccühte bulunursa... Bugüne kadar olduğu gibi... Bu yüksek devlet hizmetini de en iyi şekilde yapmaya çalışırım.
BEDÜK
DYP Grup Başkanvekili Saffet Arıkan Bedük'ün odasındayız.
Sait Değer, Hayri Kozakçıoğlu, Ali Şevki Erek, Mehmet Sağlam da var.
"Neler oluyor" diyoruz.
Bedük "altı madde" sayıyor:
1. Yarın yeni adaylar çıkar.
2. Mesut Bey aday olur.
3. Yılmaz adaylığını koyunca... Akbulut'un şansı artar.
4. Milletvekillerinin tercihi, Meclis içinden birinin seçilmesi.
5. Dileriz ki uzlaşma ile olsun.
6. Uzlaşma sağlanmazsa... Çok tartışma olur.
KUTAN
Yine Meclis kulisindeyiz.
Recai Kutan "çay" diyor.
Biz ise "aday."
Fazilet lideri gülüyor:
- Yeni adaylar çıkacak.
- Ya şimdiki adaylar?
- Tabanları yok... Kendi partilerinden bile.
- Recai Bey... Galiba bu iş "her partinin kendi adayını göstermesine" gidiyor.
- Hiç şüphesiz olmasın.
- Siz "kimi" göstereceksiniz?
- İki veya üç adayımız olur.
- Fazilet'in adayının kazanma şansı yok gibi.
- Biz hâlâ anahtar partiyiz... Çankaya'nın vizesi bizden geçecek.
ÇİLLER
Meclis'te Prof. Dr. Tansu Çiller'le karşılaşıyoruz. Bizim sormamıza fırsat vermeden... O bize soruyor:
- Ne dersiniz?.. Sayın Mesut Yılmaz her şeye rağmen adaylığını koyacak mı?
"Soruyla" karşılık veriyoruz:
- Sizce?
DYP lideri gülüyor:
- İşte o adaylığını koyarsa... O zaman... Herkesi kilitler.
AHMET NECDET SEZER
Dün Meclis'te kulağımıza "bir şey" geldi.
Denildi ki:
- Anayasa Mahkemesi'ne dikkat... Başkan Ahmet Necdet Sezer'e.
"Aman" dedik:
- Saygın... Yıpranmamış bir isim... Sakın kulislere malzeme olmasın.
"Şu yanıtı" aldık:
- Tıkanıklık olursa... Gündeme gelebilir... Kendisine "giden... Gelen" var.
Aklımıza "1980 tıkanıklığı" geldi.
Bülent Ecevit o zaman da tıkanıklığın "bir hukuk adamıyla... Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Muhittin Taylan ile aşılmasını" önermişti.
Ama "olmadı."
FIKRA
Cevheri'nin dediği gibi "48 saat kaldı... Kimse bir şey bilmiyor."
Recai Kutan "bu konuda" bir fıkra anlattı.
İkinci Dünya Savaşı'nda askerler "Amerikan Başkomutanı Eisenhower'in emirerine" sormuşlar:
- Coni... Sen her gün komutanın yanındasın. Konuşmalarını duyuyorsun... Savaş ne zaman bitecek?.. Komutan, ne diyor?
Coni gülmüş:
- Komutanın da bir şey bildiği yok... Zira... Geçen gün o da bana sordu... "Coni, savaş ne zaman bitecek" diye.
POST KAVGASI
Yazımıza "Sefahat'tan" iki mısra ile başlamıştık. Yine Mehmet Akif'ten "iki mısra ile" nokta koyalım:
Post üstüne hem kavgaların hepsi nihayet.
Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezalet.