Adamcağız İSKİ'de çalışıyor. Orada yüksek mühendis. Göğsünde bir sancı hissetmiş... Ailesinde de kalp rahatsızlığı çok olduğundan doktora müracaat etme gereğini duymuş ve çalıştığı müesseseden vizite kağıdı alarak, İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'ne (Haseki) başvurmuş. Ee diyeceksiniz ki, bunda ne var?... Konuyu bu köşeye aldığıma göre, işin içinde bir iş var demektir. Evet başlayalım;
Günlerden 17 Nisan 2000... İsmi bende saklı olan mühendis bey aldığı evrakla hastanenin yolunu tutmuş. Önce kuyruğa girerek, sırasını beklemiş, sonra da memura müracaatının sebebini anlatmış. Müracaatı alan görevli, şöyle bir "Hımmm..." demiş, sonra da önündeki koca defteri karıştırarak, kendisine gün vermiş.
"Bu verdiğim gün saat 11.20'de burada ol.."demiş. Yani kalbini muayene ettirmek için gün alabilmiş. Sonra da kuyruktan ayrılıp, işine dönmüş.
Tabii bu arada da evraka bir göz atayım, bakayım ne günü gideceğim diye düşünmüş ve evraka baktığında bir de ne görsün, kendisine verilen randevu tarihi 2 Ocak 2001 yılı...
Yani ölmez sağ kalırsa, Allah ona sağlık verirse, kalbi teklemezse, hastaneye yetişebilirse o mutlu günü görecek ve mütehassısların kendisini muayene etme şerefine nail olacak... İsterseniz fazla gevezelik etmeden bir hesap yapalım; şu anda 2000 yılının 4. ayındayız, kalbini kontrol ettirebilmek için hastaneye başvuran bir devlet memuruna 8 ay sonraya gün veriliyor. Bu devlet memurunun muayene olabilmesi için 8 ay beklemesi gerekiyor. O süre içerisinde ise, kim öle kim kala...
Bu adam hiç rüşvet yememişse, özel doktora gidecek imkanı da yok... Ne yapsın şimdi?... Bu 8 ay süresince her gün "Allah'ım bana kalp krizi verme... Öldürme beni..." diye dua mı edecek?.. Bunu yapmaya kalksa, adam kafayı oynatır. Pekiyi suçlu kim?.. Rüşvet yemeden çalışan memur mu, yoksa ona bu eziyeti çektiren yöneticiler mi?... Eğer biraz utanma ve arlanması olan varsa, bana cevap versin...