G.Saray seyircisi Avrupa'da ilk finali yakalayan takımını bağrına basmak için Ali Sami Yen'e koşmuştu. Maç öncesi yarattıkları müthiş atmosfer izlemeye değerdi. Bir gün önce Beşiktaş'ın puan kaybetmesiyle ligde şampiyonluğu sanki garanti altına almışlardı. Terim ve oyuncular bu nedenle adeta bulutlarda gibi sahaya çıktılar. Çok rahatlamışlardı, ama futbolda fazla rahatlık iyi değil. Buna bir de Leeds cehenneminde verilen büyük mücadelenin fizik ve psikolojik yorgunluğu eklendi. Seyircinin itici gücü belki maçta takımı ateşleyebilirdi. Ama onlar da maçı sinema seyreder gibi izlediler.
Aslında G.Saray az pozisyon bulmadı. Ama özellikle ilk yarıda öyle rölanti oynadılar ki... Gol kaçtıkça kimse aldırmıyordu. Oysa, gol için konsantrasyon çok önemli. Hagi'nin yumuşak attığı ve kaçan penaltı G.Saray'ın bu konuda ne kadar olumsuz bir havada mücadele ettiğinin belirtisiydi. Sarı-kırmızılıların alışılmış presini, rakibini bunaltan baskısını hiç göremedik. Defans, orta alan ve hücumda kopukluklar vardı. Kontrataklarda hiçbir maçta olmadığı kadar pozisyon verdiler.
Denizlispor, kalabalık defans yaparken başarılı değildi. Çünkü rakibine çok pozisyon verdi. Hücumda özellikle Yusuf'un becerisiyle iyi pozisyonlar yakaladılar. İnansalar golü daha ilk yarıda atabilirlerdi.