GEÇEN hafta, ayakta yolcu alan minibüslere karşı trafik polislerinin başlattığı operasyondan söz etmiştik. Bunun sürekli ve kalıcı olamayacağından duyduğumuz kaygıyı vurgulamıştık. Nitekim öyle de oluyor; denetimler bir-iki gün içinde tavsamışa benziyor.
GEÇEN gün, sabahın yoğun bir saatinde Göztepe'den Kadıköy'e minibüsle gittim. Benim bindiğim minibüs ayakta yolcu almadı. Şoförümüz yolcularla bu konuda sohbet ederken Almanya'da uzun süre çalıştığını, "ayakta yolcu" yönteminin uygarlıkla asla bağdaşamayacağını belirtti. Bizim minibüste ayakta yolcu yoktu. Ama yanımızdan gelip geçen minibüslerin hepsi tıklım tıklım "ayakta yolcu" ile doluydu. Göztepe SSK Hastanesi'nin önündeki cepte bir trafik ekibi denetim yapıyordu. Polisler, hıncahınç ayakta yolcu almış olarak geçen minibüslere hiç müdahale etmediler; elleriyle "Geç!" işareti yapmakla yetindi.
ANLAŞILAN o ki, "ayakta yolcu" yasağı, bir-iki gün süren göstermelik denetimin ardından delindi. Her şey yine eski tas eski hamam.
MİNİBÜSÇÜLER Derneği'nin "şoförlere kravat taktırma" kampanyası da tıpkı "ayakta yolcuyu önleme" girişimi gibi tavsadı. Minibüs şoförleri bildiğimiz gibi: Sakallar bir karış, yaka-bağır açık, ağızlarda sigara fosur fosur..
ASLINDA ayakta yolcu alınmasını, yolcuya kötü muamele edilmesini, teypler bas bas bağırtılarak arabesk çalınmasını önlemenin yolu yasaklardan değil eğitimden geçmeli. Bu eğitimi kim verecek? Herhalde, minibüsçülerin "hal ve gidiş"lerinden sorumlu meslek kuruluşları. Bu kuruluşların böyle köklü bir "çağdaş uygalık eğitimi"ni bugüne kadar veremedikleri gibi bundan sonra da veremeyecekleri ise, artık anlaşılıyor.
O HALDE İstanbul'un gündeminden "minibüslerin ıslahı"nı çıkartmalıyız. Gündeme "minibüsten arındırılmış bir toplu taşımacılık sistemi"ni taşımaktan, bu noktayı tartışmaya açmaktan başka çaremiz yok.