


Tahrik mazeret midir?
Yandaki karikatür İngiltere'de 1989'da yayınlanmış:
Britanya'da futbol "kale"sinin, şiddete karşı tahkim edilmiş bir "kale" haline gelişini hicvediyor.
Bu karikatürü aldığım "Futbol ve Kültürü" başlıklı kitapta (İletişim, 1993) John Bale, (ss.83-94) İngiltere'de futbol statlarının nasıl zamanımızın "dehşetengiz korku mekanları" haline geldiğini anlatıyor ve 1989'da 1000 İngiliz seyirciye uygulanmış bir anketten söz ediyor. Ankete katılanların çoğu deplasmana maç izlemeye gitmenin "güvenlik açısından riskli" olduğuna inanıyor.
Bale, makalesinde seyircinin kendini tehdit altında hissettiği 10 stadın listesini de vermiş.
Tehdit sıralamasına göre yapılan bu listede "Leeds United" 5. sırada yer alıyor.
***
UEFA'nın Leeds'e "Türk seyirci sokmama" kararı yüzünden Galatasaray, şimdi bu dehşet stadında tek başına oynayacak.
Caydırıcılığıyla ünlü İngiliz polisinin bir avuç seyirciyi korumaktan aciz sayılması elbette eleştirilebilir, ancak İstanbul'da bir avuç İngiliz seyirciyi koruyamayan Türkiye'nin bunu eleştirmesi herhalde pek inandırıcı olmayacaktır.
Fatih Terim'in, maçın hemen ertesinde -sportmenlere yakışır bir refleksle- yaptığı "Keşke onlar öleceğine, biz maçı kaybetseydik" açıklaması dışında Türkiye, bu olayda devlet adamından polisine, bulvar basınından, savcısına kadar çok kötü bir sınav verdi.
İstanbul Emniyeti, Taksim cinayetinde aciz kaldığı gibi, ihmalini kabul etmeyerek cinayeti "sıradan bir vukuat" gibi göstermeye çalıştı.
Spordan sorumlu Devlet Bakanı, İngilizler'den özür dilemeyi ancak 6 gün sonra düşünebildi.
Bulvar basını, çok satış garantisi olan fanatizm bayrağını dalgalandırırken insanlıktan zerrece nasip almadığını gösterdi.
Ve nihayet, savcılık, failler hakkında "kasten adam öldürmek" suçundan dava açarken sanıklara "tahrik indirimi" uygulayarak 7'şer yıl hapisle sıyırmalarına kapı araladı.
Özetle Türkiye, bu hunharca cinayeti mazur gösterme çabasında bir ülke görüntüsü verdi.
***
Şimdi İngiltere'yi suçlayanlar "Dünya Heysel'i unutmadı" diyorlar.
Doğru... Ama dünya Heysel sonrası İngiltere'nin tepkisini de unutmadı.
1985'te Brüksel Heysel stadında oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası final maçında Liverpool taraftarlarının taşkınlığı sonucunda 39 kişi öldüğünde İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher ne demişti biliyor musunuz:
"Bunlar İngiltere için utanç kaynağıdır. Yüzkarasıdırlar. Kendilerinden utanıyorum. Ülkemizi rezil ettiler."
Bu açıklamanın ardından Thatcher, kabinesini olağanüstü toplantıya çağırdı ve ölenlerin ailelerine 250'şer bin sterlin tazminat verilmesi kararını çıkarttı.
Muhalefetteki İşçi Partisi ise İngiltere'nin dünya kupası maçlarına katılmamasını, İngiliz seyircilerin de bir sonraki sezon Avrupa'daki karşılaşmalara sokulmayarak cezalandırılmalarını istedi.
Nitekim İngiliz Futbol Federasyonu, 1985-86 sezonunda İngiliz takımlarının Avrupa kupalarına katılmaması yönünde karar aldı.
Liverpool Kulübü Başkanı kararı şöyle yorumladı:
"Maddi kaybımız olacak, ama önemli olan İngiltere'nin haysiyetidir."
***
Dünyanın her yerinde ayyaş holiganlar, gözü dönmüş fanatikler, eli bıçaklı caniler olabilir.
Fark, onlara karşı gösterilen tepki ya da müsamahadadır.
"Tahrik olduk" bahanesinin ardına sığınıp cinayetlere mazeret bulmaya başladınız mı, hele "yerli demir lady"ler, kanla soslandırılmış bu fanatizm bulamacını siyasi prim uğruna, savaş boyası niyetine yüzlerine sürmeye kalkıştılar mı, ne şiddetten yakınmaya hakkınız, ne de önlem istemeye yüzünüz kalır.