


Çabuk geçti
7 yıl evvel bugün Özal'ı kaybettik.
Seveni vardı, kızanı vardı, beğeneni vardı, eleştireni vardı...
Hayranı kadar düşmanı vardı.
Ama ondan nefret ettiği halde Özal gerçeği'ni inkâr edemeyenler de vardı. Hatta öldükten sonra kıymetini bilenler de oldu.
İmzasını attı geçti.
Nitekim Türkiye, yeni ufukları konuşurken hep Özal'dan önce-Özal'dan sonra diye bir milat düşmeye mecbur kaldı.
Kolay değil...
10 yıl Türkiye'ye hükmetti.
1980-90 arası, Özallı Yıllar diye anılacak. 90-93 arası da değişik bir Cumhurbaşkanı tipi'nin aziz bir hatırasıdır.
*
Ben O'nun Cumhurbaşkanı oluşuna değil, oluş biçimi'ne karşıydım.
Ama olduktan sonra kabullendim... Daima saygı gösterdim.
Peki, oluş biçimi'ne niye karşıydım?
Çünkü biliyordum ki tartışmalı bir Cumhurbaşkanı olacak... Orada hırpalanacak... O hırpalanınca Çankaya yara alacak.
Nitekim öyle oldu.
Meclisin seçtiği bir Cumhurbaşkanı değil de sadece iktidar çoğunluğu'nun seçtiği bir Cumhurbaşkanı damgası yedi...
Yani, gereksiz bir tartışma.
Alışamadım, alışamadım diye bir sürü sataşma.
Bir dizi hakaret... Ve bir dizi dava.
Bunları hiç sevmedim, sevmedim.
*
İşte bu yüzden şimdi diyorum ki... nasılsa bir Cumhurbaşkanı seçeceğiz ama seçiliş biçimi'ne lütfen dikkat edelim.
İktidarın değil, meclisin oylarıyla seçelim.
Çünkü 7 yıllık bir süreç bu... O süreçte nice iktidarlar gelir geçer, Cumhurbaşkanı ise 7 yıl orada kalır.
......
Ecevit'in istikrar'dan kastı, biraz da kendi çalışma huzuruydu galiba.
İstedi ki, hem Demirel Çankaya'da kalsın... hem böylece Mesut Yılmaz da şimdi oturduğu yerde otursun.
Birincisi olmadı.
Anayasa değişikliği gerçekleşmeyince, Ecevit -üzülerek- Demirel'i kaybetti.
Geriye kaldı Mesut Yılmaz...
Eyvah... Eğer Çankaya'ya çıkarsa Mesut Yılmaz'ı da kaybetmiş olacak Ecevit... Çünkü ANAP'ın Genel Başkanı da değişecek.
Bel bağladığı uyum'dan belki eser kalmayacak... Haklıdır.
*
Ama Mesut Yılmaz'ın yolu nasıl kesilecek?
Gerçi Yılmaz'ın aday olmayacağına dair -biraz da emr-i vâki'ye kaçan- demeçler görüyoruz.
Ama yetmez.
Çünkü Mesut Yılmaz kesinlikle aday değilim diye bir lâf etmedi... Sadece talip olmadığını söyledi.
Yarın çıkar der ki:
- Üzerimde baskı var. / Arkadaşlar çok ısrar ediyor. / Görevden kaçamam.
Nitekim 7 yıl evvel, Demirel de "ısrarlara dayanamayıp" kabul etmişti görevi.
*
İşte Özal'ı anarken, bunları düşünüyorum.
Çünkü taşları hep Özal oynattı.
Çankaya'ya çıktı, geriye Akbulut kaldı. Sonra Yılmaz geldi ANAP liderliğine.
Daha sonra Özal öldü, yukarıya Demirel çıktı, haydii, bu def'a da DYP'nin lideri değişti... Çiller.
Onunla da kalmadı. Erdal İnönü eve dönme kararı aldı, Karayalçın devri başladı... Görüyor musunuz, kaç tane taş yerinden oynadı.
Bugün yine taşlar oynar mı, bilemiyoruz.
Ama Özal'ın getirdiği çağrışımlar mühim.
Allah rahmet eylesin.
Verdiği hizmetlere şükran.