  
Ortasından sinema akan cadde
EVET, Beyoğlu Nisan'la birlikte yeniden sinemaya kavuştu. Cumhuriyet'le birlikte, hatta daha öncesinden itibaren Türkiye'ye Batı'dan giren birçok şeyin-restoran, bar "kafe şantan", birahane, kulüp, gazino, sinema, tiyatro vs.- mekanı olmuş tarihi Beyoğlu, neredeyse 20 yıldır uluslararası sinemanın da merkezi oldu.
Doğruyu söylemek gerekirse ilk festival Beyoğlu'ndan uzaktı. Bir herif-i naşerif olan Banker Kastelli'nin yerin dibine gömdüğü Nişantaşı'nın o güzelim Konak Sineması'nda yapılmıştı, 1982'deki ilk hafta... Ama hemen sonra kendisine ana mekan olarak Beyoğlu'nu seçti. Nerdeyse yüzyıl boyu İstanbul'da sinema olayına kucak açmış, kentin ayakta kalmış en büyük, en güzel salonlarını kendinde barındıran Beyoğlu...
Üstelik o Beyoğlu artık hemen tümüyle gençlere yuva olmuştu, bir gençlik semti olmuştu. Festival de yaşı ilerleyip gönlü genç olanlar da dahil gençlere sesleniyordu, gençlerin buluşma yeriydi. Böylece yeni Beyoğlu ile festival birbirlerine çok iyi yakıştılar, mükemmel bir uyum sağladılar. Beyoğlu festivale destek oldu, festival de Beyoğlu'na...
Ve bu 19 yılda bakınız olay nasıl, ne güzel yaygınlaştı... Filmlerin geçen yıllara göre yükselen düzeyinin de katkısıyla, bilet satışları füze gibi yükseldi. Olayın kitleye yayıldığı farkedilince, belli başlı her gazete festival için özel bir ek hazırlayıp verdi. Bu eklerin hemen hepsinde de filmler ve yönetmenlerin yanısıra, iki film arasında yiyip içilecek yerlerin de listesi yayınlanmaya başlandı: lokantalar, kafeler, barlar, meyhaneler, vs.
İnsan filmler kadar bunlara da bakınca şaşırıyor: bunca gençlik buluşma yeri, bunca içki ve meze tapınağı, bunca farklı mutfak kültürü merkezi, bunca entel muhabbet mekanı nereden fışkırmış? Daha 10 yıl önce lumpen zevklere, bar ve pavyonlara, seks sinemalarına ve benzeri yerlere teslim olmuş bir İstiklal Caddesi ve yan sokakları, ne kadar hızlı biçimde aydın ve kültürlü bir yaşamı işaret eden bunca şık ve zarif yere, burjuvayla bohemi kaynaştıran bunca kaliteli mekana sahip olabilmiş?
Neyse, sosyolojiyi erbabına bırakalım. Üzümünü yiyip bağını sormayalım. Ve değişen Beyoğlu'nda birbirinden güzel filmlerde ve aradaki yeme-içme şölenlerinde buluşalım. Bu güzel Nisan günlerinde Beyoğlu bir kez daha İstanbul'un kültür ve yaşam merkezi olsun. Eski güzel günlerde olduğu gibi...
EMİNÖNÜ Belediyesi'nden yanıt
SİRKECİ katlı otoparkı üzerine yazdığım yazı nedeniyle Eminönü Belediyesi'nden de sonunda bir yanıt çıktı. Bana ulaşan "küfürlü mektuba" sahip çıkmıyorlar kuşkusuz, ayrıca daha önce de bir yanıt gönderdiklerini söylüyorlar. Ama bu bana ulaşmadı.
Basın danışmanı Ramazan Aydın, Eminönü Hizmet Vakfı yöneticilerinin beni yanılttığını söylüyor ve özetle "belediye gelirlerini gaspetmeye çalışan kişi ve guruplara yakın durmayın" diyor. Bu otopark anlaşılan büyük para getiriyor, banka gibi çalışıyor. Ve tüm kıyamet ondan kopuyor.
Benim bu otoparkın Eminönü Belediyesi ya da Vakıf tarafından işletilmesinde taraf olmam düşünülebilir mi? Ben sadece arabamla bu yöreye geldiğimde hizmete açık bir otopark bulmanın peşindeyim!.. Elbette böylesine büyük gelir getiren bir yerin, yörenin asıl sahibi olan belediye tarafından işletilmesi ve gelirin ona gitmesi ilk akla gelen şeydir. Ama konu artık mahkemeye intikal etmiştir ve kararı yargı verecektir.
Nitekim bana gönderilen bir metin de bu konuda 22 Mart'ta Yargıtay'dan çıkan karar. Bu karar Eminönü Hizmet Vakfı'nın burasını işletmek için girip kazandığı ihaleyi "yasaya aykırılık taşıması" nedeniyle iptal etmekte ve Vakıf tarafından buranın belediyece kapatılmasına yaptığı itirazı reddetmektedir. Demek ki bu önemli yer, sahibi Emlak Bankası tarafından yeni bir işleticiye verilecektir.
Dileğimiz, bir yandan buranın bir an önce açılması, öte yandan dürüst ve yasal bir ihaleyle kamuya ve halka en yararlı olacak ve en yüksek geliri getirecek biçimde çalıştırılmasıdır.
|