TAM yedi ay önce bir sabah ... Zeytinburnu Beş Telsiz Mahallesi'ndeki 103 Sokak'taki 14 numaralı evde sakin mi sakin, sessiz mi sessiz bir kahvaltı sofrası. Evde yaşayanların duyguları, düşünceleri ancak gözlerinden okunabiliyor; bir de şekilden şekile girerek derdini anlatmaya çalışan ellerinden.
"O" dili hiç bilmeyenler bile anlayabiliyor o elleri. Havada ahenkle dans edişleri, kıvrılıp bükülüşleri bir tek şeyi ifade ediyor... Mutluluğu....
O mutluluğu paylaşanlar Ertan ile Kadriye. Beş aylık evli sağır ve dilsiz sevdalı iki genç. O sabahın, birlikte geçirdikleri son sabah olduğunu bilmeden konuşuyorlar uzun uzun...
Saat geceyarısını gösterdiğinde dayanamadı artık. Aynı binada oturan kayınpederi Keskin Aslan'ın kapısını çaldı heyecanla. Kapı açıldığında havada uçuşan elleriyle anlatmaya çalıştı. Ertan gelmemişti. Haber de vermemişti. Çok korkuyordu. "Sakin ol kızım" dedi kayınpederi. Gelinini içeri alıp ne yapabileceğini düşünmeye başladı. Sonra ceketini kapıp fırladı sokağa. Kahveye uğradı önce. Kapanmak üzereydi ve o gün Ertan'ı hiç görmemişlerdi. Sonra birkaç sokak ötede oturan arkadaşlarını buldu oğlunun. Kimse ama hiç kimse görmemişti Ertan'ı o gün.
Sabahı beklemeye karar verdi. Belki bir şeye kızmış, içmiş bir yerlerde sızmıştı. Yapmazdı öyle şeyler ama insandı en nihayet. Her şey gelebilirdi başına.
Ertan sabah da gelmedi. Hemen karakola gittiler. 18 yaşındaki Ertan Keskin'in kayıp olduğu haberi ilk kez o gün 1999 yılının o soğuk, yağışlı Kasım sabahında geçti resmi kayıtlara. Uzunca boylu, esmer ince yapılı bir çocuktu. Evliydi...
O günden sonra yaşam zehir oldu onlara. Ertan'ı bulamadılar. Yer yarılıp içine girmişti sanki. Ölümden beterdi yokoluşu. Nerede, ne olduğunu bilmemek kahrediyordu hepsini. Bu arada Kadriye'nin hamileliği ilerliyor, genç kadın bir yandan Ertan'ın yokluğu ile savaşmaya çalışırken, bir yandan da bebeğinin sağlıklı doğması için dualar ediyordu.
Tam yedi ay 10 Nisan 2000'e kadar sürdü arayışları. Geçtiğimiz hafta sonu bir akrabaları polis olan bir tanıdığıyla sohbet ederken Ertan'ın yokoluşundan söz etmişti. Onu hiçbir yerde bulamadıklarını, karısının ailesinin perişan olduğunu anlatmıştı uzun uzun. Polis tanıdık genç adamın kaybolduğu günle kendi hafızasındaki meçhul olayları şöyle bir gözden geçirdiğinde, "Bir dakika" demişti. O günlerde bir meçhul ölüm vakası geçmişti kayıtlara. O muydu yoksa?