Gazetedeki haberin başlığı şöyleydi: "Moda dünyasındaki son tartışma: Mankenlerde fizik mi önceliklidir yoksa kültür mü?"
Haberi yapan gazeteciye göre bu tartışmanın alevlenme sebebi son zamanlarda mankenlerin, kendilerine yönelik genel kültür sorularında hep sınıfta kalmaları, en sıradan şeyleri bile bilememeleriydi.
Ajans sahipleri fiziğin önde geldiği kanatindeydi. Ama mankenler öyle düşünmüyordu. Verdikleri cevapları okumalıydınız; sözleşmiş gibi, bu "münazarada" hepsi de "kültür"den yanaydı. Hepsi de zeka ve kültürle birleşmeyen güzelliğin on para etmeyeceği kanaatindeydi. Birbirlerinden ateşli bir biçimde, kendilerini yetiştirmek için ne kadar çaba harcadıklarını, ne sık tiyatroya gittiklerini ve ne çok kitap okuduklarını anlatıyorlardı.
Doğrusu ben kimi gazetecilerin mankenleri ya da arabesk sanatçıları genel kültür sorularıyla "sıkıştırarak" iyi gazetecilik yapmaya kalkışmasının modasının çoktan geçtiğini sanıyordum. Ama bakıyorum hâlâ böyle çiğlikler yapılıyor. Ve üstelik de bu çiğlikler üzerine tartışma doğabiliyor.
O zaman şu genel kültür testi meraklılarına sormak gerekiyor: Zekasına ve kültürüne güvenip oyunuzu isteyen politikacılara, "aç bacağını bakayım" diyor musunuz ki güzel olmaktan başka kabahati olmayan kızları sıkıştırıp duruyorsunuz! Gittiğiniz doktoru yüz güzelliğine göre mi seçiyorsunuz da "ille de mankenin kültürlüsü" diye tutturuyorsunuz?
Nasıl, bir doktor, bir mühendis ya da politikacı iyi elbise taşımak zorunda değilse, endamına güvenip manken olan kızlarımız da ikinci cumhurbaşkanımızın adını ya da Van Gölü'nü bilmek zorunda değil.
Zeka ve kültürle birleşmeyen güzelliğin on para etmeyeceği doğruysa, güzellikle birleşmeyen kültür nasıl oluyor da para ediyor? Neden kimse aktüaliteden bihaber ve genel kültürü pek düşük bir genetikçiyi, mesleğini iyi yaptığı sürece ayıplamıyor da, mesleği iyi elbise taşımak olan bir mankene olmadık kabalıklar yapmayı hak sanıyor?
Bir mankeni kalçalarında birikmeye başlayan sellülitler yüzünden eleştirebilirsiniz. Karnındaki ufacık bir yağ birikintisi yüzünden yerin dibine sokabilirsiniz. Ama İstanbul'un fethini bilemedi diye küçümsemeye kalkarsanız, sadece kendiniz gülünç duruma düşersiniz.
Bana öyle geliyor ki bu genel kültür testlerinin altında, manken olma şansı olmayan çoğunluğun güzeller karşısında duyduğu haset yatıyor. Hiçbir zaman podyuma çıkma şansı olmayan büyük çoğunluk, güzel mankenleri böyle sorularla terletip zor duruma düşürdükçe içini rahatlatıp komplekslerinden kurtuluyor.
Peki mankenlere ne oluyor da sürekli olarak "mühim olan ruh güzelliği" diye günah çıkartıp duruyorlar? Neden, "Sana ne benim genel kültürümden, ben senin kalçanın kaç santim olduğunu soruyor muyum" deyivermiyorlar da öyle ezilip büzülüyorlar?
Sanırım onlar da çağımız kültürünün etkisi altında, bedenle ruh arasındaki o hiyerarşide bedeni aşağılamayı ve ruhu yüceltmeyi marifet sayıyorlar. Aslında bütün hayatlarını kendi güzelliklerine duydukları büyük hayranlık doldurduğu halde, ağızlarını açıp da konuşmaya başladıklarında "çoğunluk ideolojisi"ne uyup bedeni aşağılamaya başlıyorlar.
Tapındıkları o güzelliği, doğanın o nadide parçasını, yani bedenlerini, yüce ruhlarımızı taşıyan basit bir araç, kendi başına hiçbir değeri olmayan boş bir kılıf saymak zorunda hissediyorlar kendilerini.
Belki de sadece bizi idare ediyorlar.
Doğanın bu en acımasız ve en adaletsiz dağıtımında büyükçe bir parça kapmış olmanın rahatlığıyla, "mühim olan iç güzelliği" sözleriyle bizi avutuyorlar.