kapat

11.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Şiddeti protesto kampanyası

Şimdiye kadar çok siyasi hata yaptık ama bu kadar püsküllüsü hiç olmamıştı. Acil bir çözüm bulmadığımız takdirde iki Leeds taraftarının öldürülmesi olayı sadece bir futbol faciası olarak değil, siyasi bir facia olarak da üzerimize yapışıp kalacak.

İngiltere'de Türklere karşı adeta seferberlik ilân edilmiş durumda. Biz buradan pek hissetmiyoruz ama oradakiler tam bir savaş görüntüsünün hakim olduğunu bildiriyorlar.

Taksim'deki cinayet görüntüleri İngiliz TV'lerinde tekrar tekrar gösteriliyor.

"Midnight Expres" filmi sinema kanallarına sürülüyor.

İngiliz basınında -her ne kadar arada bir, yapılan tahriklerin rolü belirtilse de- Türk milletini toptan okka altına gönderen yazılar yayınlanıyor.

Türk kültürü, Türklerin şiddete eğilimi, AB'ye üyelik başvurusu sorgulanıyor ve Türkiye her fırsatta yerden yere vuruluyor aşağılanıyor.

İngiltere'deki Türkler
Bugüne kadar birçok uluslararası sorunumuzda bizi destekleyen İngiltere'nin ve diğer Avrupa ülkelerinin gözündeki bu korkunç imaj kaybının vereceği zararın büyüklüğünü bir yana bırakın, şu anda İngiltere'de yaşamını sürdürmekte olan Türklerin, özellikle de öğrencilerin hayatı cehenneme dönmüş durumda.

Pazar günü konuştuğum Londra'da yaşayan Türklerin ortak tepkisi şuydu: "Durum çok ciddi. İki üç sabıkalı serserinin işlediği cinayet tüm Türklere maledildi. Cumhurbaşkanı kavgasını bırakıp buraya baksınlar. Neden hükümetin sesi çıkmıyor?"

Şimdi kendinizi bir an için onların yerine koyun. Doktorla, polisle, okulla diğer kurum ve kuruluşlarla ilişkisi olan her Türk'ün neler çekeceğini tahmin edebilirsiniz. Nasıl yaşayacaklar? Biz bunu nasıl unutturacağız?

Bu tepkileri orada yaşayanların ağzından aldıktan sonra Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren'i aradım ve neden İngiliz medyasına, onlarla aynı üzüntüyü paylaştıklarını, olayı şiddetle kınadıklarını bildiren ilânlar vermediklerini sordum.

Medyanın cinayette rolü var mı?

Faruk Süren bunun nedenini "Galatasaray'ı olaya karıştırmak, cinayeti işleyenlerle özdeşleştirmek, böylece elimine etmek istiyorlar. Onun için biz fazla sesimizi çıkaramadık" diyerek açıkladı ve şöyle devam etti:

"Oysa hiçbir tahrik, Türk bayrağını alet etseler bile, cinayete tahrik olamaz. Mahkemelerin vakit geçirmeden canileri cezalandırması ve bu kan davasını durdurması lâzım. İngiliz medyasına ilân verme fikrine katılıyorum. Bugünden tezi yok kulüp olarak bunu yaparız."

Kampanyaya katılın!
Hükümetin neden tepkisini hemen ortaya koyarak İngiltere'de, Türkiye'nin de 70 milyon insanıyla aynı üzüntüyü paylaştığını ilân etmediğini bilmiyoruz.

Ama en azından bizler bu insanlık dışı cinayetin ne Galatasaray Kulübü'yle ne de Türk insanıyla özdeşleştirilmesine seyirci kalamayız.

Siz bu satırları okuduğunuzda, Taksim'de cinayetin işlendiği yerde bazı "sivil toplum" temsilcileri, sanatçılar ve basın mensuplarının öncülüğünde, bir "protesto köşesi" hazırlanmış olacak. Ülkesini seven ve Taksim'e gidebilecek herkesin bu köşeye bir çiçek (tek bir papatya bile olsa) bırakması yeterli.

Üzüntümüzü oraya yığılan çiçekler anlatacak. Haydi, hepinizi kampanyaya bekliyoruz. Taksim'de buluşalım!

( Not: İngiliz gazetelerine göndereceğimiz üzüntülerini paylaştığımızı bildiren e-mailler de çok önemli. binlercesi yağmalı ki anlasınlar. İşte gazetelerin adresleri:

The Independent:

Newseditor@independent.co.uk

The sun: Letters@the-sun.co.uk

The Mirror: JeremyArmstrong@mirror.co.uk

The Times: https://www.sunday-times.co.uk/news/pages/resources/contactus1.n.html)

Bir moda virtiözü!
Hayatımda hiç onun kadar çalışkan, onun kadar üretken ve mesleğine âşık bir kadın görmedim (Ben dahil!!) Ayla Dümer'i tanıyalı 10 yıl kadar oluyor. Bu on yıl içinde bıkıp usanmadan, tuğlalarını tek tek dizerek, sessiz sedasız inşa etti başarı kulelerini. Hiçbir yardım almadan, yalnız başına..

Avrupa'ya yaptığım her seyahat sonrasında onu arar "Ayla gezdim, inceledim. Sen de Dior'lar, Armaniler kadar iyisin" der ve bu sözlerim gerçek düşüncelerimi yansıtır.

Pazar günü bütün gazetelerde boy boy defile resimlerini görmüşsünüzdür. Geçen Cuma Teşvikiye'deki atölyesinde yaptığı defile işte bu kusursuzluğu yansıtıyordu. Duygu Dikmenoğlu, Selin Toktay, Didem Taslan, Sinem Güven gibi bizim "top model"lerin sunduğu kıyafetlerin herbirinde 1999-2000'in en güzel çizgileri seçilmişti.

Hiç abartı yok, gidin şu anda Paris'te Londra'da New York'ta en ünlü modacıların butiklerine, bahse girerim bu kadar güzelini göremezsiniz. Uçucu, incecik, rengarenk şifonlar, pırıl pırıl payet işlemeler, keten elbise-ceket, takımlar.. Ve olağanüstü bir gelinlik.

Defileyi kaçıranların mutlaka gidip Dümer'in modellerini yakından görmesini öneriyorum. (Ulaşmak için telefon numarası: 247 78 20)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır