|
|
Aile meclisi karar verdi: Cezası ölüm!
Urfalı Belma Akaslan amcasının oğlu ile zorla evlendirilmişti. Anne oldu. Dayanamadı. Baba evine döndü. Dedikodu çıktı. Aile meclisinin kararıyla kardeşi tarafından öldürüldü. 20 yaşındaydı!.
ADIM Belma Akaslan. 20 yaşındaydım, ölmeden önce... Şanlıurfa'da doğmuştum. Ortaokula kadar okudum. Hayatım, aynı günü tekrar tekrar yaşayarak geçiyordu. Günlerce evden çıkmadığım da oluyordu. Bir fırsatını bulup aşık olmuştum. Adı Kazım Göktaş'tı. Yaşıtımdı. Çok yakışıklıydı. Esmerdi. Uzun boyluydu. Geceleri onun hayalini kurardım. Bir sabah, yine bu düşlerle ışıl ışıl uyanmış, ev halkının hararetli konuşmalarını duymuştum.
ZORAKİ EVLİLİK
Annem, "Bizim kız artık iyice büyüdü" diyordu.16 yaşındaydım. Babam da, "Evet, vakitlice evlendirmezsek başedemeyiz" diye cevap veriyordu ona: "Ağabeyimin oğlu Faruk'a verelim şu kızı, olsun bitsin!"
Ben çocukluğumdan bu yana kardeş gibi, ağabey gibi bildiğim amcaoğlu Faruk'la nasıl evlenirdim? Nasıl karısı olurdum onun? Üstelik başka birini severken. Faruk'un, amcaoğlumun karısı oldum. Azap gibi geceler birbirini kovaladı. O "büyük şehir" denilen yerlerdeki yaşıtlarımın arkadaşlarıyla gezdiği, gönlünü eğlendirdiği yaşta, 17'imde "anne" oluverdim.
Her geçen gün biraz daha boğuluyordum. Sevmediğim bir koca, bakamadığım bir bebek, zevk almadığım bir hayat, bana sırt çeviren bir baba ocağı. Hepsi birden üstüme geliyordu. İşte bu haldeydim; mutsuz ve umutsuz. Bir gün yolda yürürken karşılaştım onunla. Yani ilk ve son sevgilimle. Kazım Göktaş, karşımda durdu, bir bana, bir kollarımdaki yavruma baktı. "Analık yaraşmış, ne de güzel olmuşsun" dedi. O an içimden ılık bir şeyler akıp geçti. Unutmak istediğim aşkın küle boğmaya çalıştığım ateşi yine alevlenmişti işte.
O günden sonra, hep bir bahane bulup o yoldan geçer oldum. Yine onu görürüm umuduyla. Ve gördüm de... Baktım ki olmuyor, bir erkeği severken bir başkasıyla yaşamak gittikçe ağır geliyor, eşyalarımı topladım, çocuğumu kucakladım, soluğu babamın evinde aldım. Ama babam, bana sahip çıkmak şöyle dursun, yüzüme bakıp konuşmuyordu bile. İstenmeyen bir yaratıktım evde. Çünkü yüzünü kara çıkarmıştım onun. Ne yapsam kabahatti. "Suçlu"ydum. Yolda Kazım'la konuştuğumu görenler, bunu babama yetiştirmişlerdi. İki kere suçluydum artık.
İNFAZ KARARI
Bir sabah uyandığımda evdekileri bir karar arifesinde buldum. Kulak verdim. "Töreleri çiğnedi" diyordu babam, "bu kızdan hayır gelmez artık." Kardeşlerim, hatta annem, evet annem bile onaylıyordu onu. Görenler, duyanlar, konuşanlar vardı benim namussuzluğumu. Mahallede başı dik yürüyemez olmuşlardı artık. İşte böylece verdiler kararı: Öldürülecektim. Celladım 16 yaşında olan kardeşim M. idi. Evin bütün erkekleri toplandı. Dövdüler. Her yanıma batırdılar o kızgın şişleri. Sen misin aşk ateşi diye tutturan? İçimden dua ediyordum: "Öleyim de kurtulayım, ne olur!" İşte tam o sırada, celladım yani kardeşim; babama ait silahı çıkarttı, alnıma dayadı. Tetik çekildi, kurşun fırlayıp içime girdi.
Yakalamışlar babam İsmail'i, ağabeyim Murat'ı, kardeşim Fırat'ı, kocam Faruk'u, katilim M'yi, akrabam İbrahim'i. Tutuklamışlar hepsini, beni öldürdükleri için.
Mehmet YILDIRIM
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|