


Yeni bir istikrar
Allah biliyor ya; cumhurbaşkanlığı makamında Demirel'in ya da aynı kumaştan dokunmuş bir başkasının oturması hiç umurumda değil. Buna rağmen, dünkü Anayasa oylamasının sonucuna ben de sevindim.
Sevindim, çünkü uzun bir süreden beri ilk kez milletvekilleri -gizli oy sayesinde de olsa- liderlerinin emir eri gibi değil milletin vekili gibi davrandılar. Üç liderin bir araya gelip kendilerini parlamento yerine koyma alışkanlıklarına ciddi bir darbe vurdular.
Sevindim, çünkü bu oylamanın hükümet ortağı partilerin önüne açtığı iki seçenek var ve ikisi de birbirinden hayırlı.
Hükümet ya Anayasa paketini geri çekip Meclis içinde yeni adaylarla cumhurbaşkanlığı yarışını başlatacak;
Ya da paketi geçirmek için Fazilet Partisi'yle uzlaşma arayacak...
Eğer birinci yolu seçerse, bu Meclis'in Demirel'in şahsında Türk siyasi hayatına son otuz yıldır egemen olan bir siyaset yapma biçimine, "dün dündür bugün ise bugün" ilkesizliğine, kişilere endeksli siyaset anlayışına, "baba" lakabında simgeleşen feodal siyaset anlayışına ve hepsinden önemlisi Meclis iradesine dışarıdan müdahale çabalarına "hayır" demesi anlamı taşıyacak.
Eğer ikinci yolu seçerse bu defa da Fazilet Partisi'yle 69. ve 312. madde üzerinde bir pazarlık başlayacak ki, bu pazarlık hem demokrasinin hem de siyasetin alanının genişlemesi bakımından olumlu bir gelişme olacak. Son zamanlarda sıkça kullanılan "çirkin pazarlık" suçlamalarının tersine, Türk siyasi hayatında uzunca süredir ilk defa, "güzel bir pazarlık", bir başka deyişle gerçek anlamda siyaset yapılacak. Fazilet Partisi gerek toplum içindeki gerek parlamentodaki gücünü arkasına alarak temsil ettiği toplum kesiminin çıkarları doğrultusunda siyasi mevziler kazanmaya çalışırken karşısında yer alan partiler de aynı şeyi yapacak.
Bu pazarlık sonucunda, partiler arası güçler dengesine denk düşen bir uzlaşma noktası bulunacak.
Siyaset dediğiniz de başka nedir ki...
***
"Peki bu arada, zar zor kavuştuğumuz istikrar ne olacak?" sorusunu duyar gibiyim.
Hiç korkmayın, bu istikrar bozulur, yeni bir istikrar kurulur...
Her istikrar, o ülkedeki güç odakları arasında belli bir denge noktasını yansıtır. Ama bu, o denge noktasının olumlu olduğunu ve ilelebet sürmesi gerektiğini göstermez. Unutmayın, eski Sovyetler Birliği'nde Stalin döneminde de uzun yıllar süren bir istikrar vardı. Franko İspanyası, 30 yıl boyunca, demir yumruk altında bir istikrar dönemi yaşadı. Ehh, doğrusunu isterseniz bizde darbeleri izleyen iki-üç yıllık dönemler de darbe öncesi kaos yıllarıyla kıyaslandığında oldukça istikrarlıydı.
Demek ki mevcut istikrarı korumak başlı başına bir hedef olamaz. Her istikrar belli bir güç dengesine tekabül eder. Güç dengelerinin değişmesi ile istikrar bozulur ve yeni dengelere uygun düşen yeni bir istikrar kurulur.
Bugün Demirel'in temsil ettiği istikrar, Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı, Parlamento, Hükümet ve Silahlı Kuvvetler arasında kurulan belli bir denge noktasını yansıtıyor. Ve Demirel'in temsil ettiği istikrar bozulacak diye ödleri kopanlar, aslında bu istikrarın temelinde yatan bu güç dengesini savunuyor.
Oysa bu denge, demokrasiye yakışmayan bir güçler dengesidir. 28 Şubat'ta da parlamento büyük ölçüde devre dışı bırakılarak kurulan bir dengedir.
Şimdi Türkiye'nin demokratik dünyanın bir parçası olabilmek için bu eski dengeyi bozması, ülke yönetimine katılan güçler arasında yeni bir denge yaratarak siyasi istikrarını yeni bir düzlemde yeniden yaratması gerekiyor.
İşte Cumhurbaşkanlığı seçimi bu yeni dengenin yaratılmasında kritik bir eşiği ifade ettiği içindir ki özel bir önem taşıyor.