


Bileğimizdeki zincir... Önyargı!
Son birkaç gündür iki atasözümüze takmış vaziyetteyim;
"Çok bilen çok yanılır" ve
"Görünen köy kılavuz istemez."
Bence bunların birincisi çoğu kez doğru olabiliyor, ikincisi ise çoğu kez yanlış.. Ve böyle olmasının nedeni her ikisinde de "önyargı" ile ilgili. Çok bilen veya bildiğini sanan, karşılaştığı her insanı ve olayı da bakar bakmaz doğru değerlendirebileceğine inanma hatasına düşüyor. Görünen köy ise bazen (çoğu kez) yine de kılavuz isteyebiliyor.
Bu hafta içinde yaptığım iki röportajda konuştuğum iki ünlü kişinin aslında, görünüşlerine, yaptıklarına bakarak kendileri hakkında bende oluşan önyargıdan ne kadar farklı olabileceklerini gördüm ve kendime de fena halde bozuldum. Sen kim oluyorsun da insanlar hakkında önyargılı kararlar verebiliyorsun dedim. (Hattâ Ahmet Vardar'ı bulamadığım için kendi kulağımı kendim çekmek zorunda kaldım.) Demek ki farketmeden ben de, tenkit ettiğim başkaları gibi, bunu sık sık yapıyorum. Ne büyük hata..
Birincisi Fransız ses sanatçısı Ugo Farell.. Sony Müzik tarafından Türkiye'ye getirilen Ugo Farell'in fotoğraflarına, TV'deki görüntülerine bakınca onun da uçuk, hafif kaçık, kendini bulutların üzerinde gören bir ünlü olduğunu düşünmüştüm hemen. Sorularıma da öyle başladım bu yüzden.. Ama kısa süre sonra fena halde yanıldığımı farkettim. Hiç de bulutların üzerinde olmadığını aksine ayaklarının yere gayet sağlam bastığını. Hiç de uçuk, kaçık değil normal ve saygılı biri olduğunu.. Anne ve babası tarafından terk edilen Farell'in yaşamı, istenmeyen bir çocuk olmanın kompleksinden, üzüntüsünden kurtulmaya çalışmakla geçmiş. Hâlâ da kurtulamamış. Sessizliği, gülümserken bile yüzündeki acı ifade de bunu hissettiriyor.
İkincisi Semra Özal.. Onun sık sık eğlence yaşamında yer aldığını bildiğim ve her zaman da gülerken gördüğüm için keyfine (biraz da gösterişe) önem veren duygusallıktan uzak biri olduğunu düşünüyordum, uzun bir konuşmanın sonunda fena halde yanılmış olabileceğimi farkettim. Son derece sade bir yaşam sürüyor (yarın Sabah'ta röportajını okuyacaksınız.) Eğlenmeyi seviyor ama bu görüntünün altında anılarına, eşine bağlı, hüzünlü ve hassas bir başka Semra Özal da yaşıyor.
5+5'te de aynı durum
Süleyman Demirel'in bir dönem daha Cumhurbaşkanı kalmasını sağla!!yacak paket konusunda da çoğumuz önyargılı davrandık ve buna devam ediyoruz.
Görünen köy;
1) Şahıslara göre Anayasa değiştirilemez. Her şeyi göze alarak bunu önlemek lâzım.
2) Başka adaylar çıksın, gençleşmeye, yenilenmeye ihtiyacımız var.
3) İstikrarı tek bir isme bağlamak yanlış.
4) Paket tümüyle yanlış. Taviz vermeye gerek yok.
5) Milletvekilleri kendi özgür iradeleriyle karar vermelidir. Kabul çıkmaması demokrasi açısından iyi oldu.
Bu tepkileri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Ama acaba "her şeyi göze almak" bize neler kaybettirecek? Acaba tam şu sırada, bir yanda bıçak sırtındaki ekonomi, diğer yanda Orta Asya'daki Cumhuriyetlerle ilişkiler ve AB konusu çok kritik bir noktadayken dengelerin bozulmasını göze alma lüksüne sahip miyiz? (Tabii tüm dengelerin neden Demirel'e endekslendiği başlı başına bir araştırma konusu)
Konuştuğum bütün deneyimli siyasetçiler Demirel'in seçilememesi halinde istikrarın bozulacağına inanıyorlar. Onlara göre en çok dikkat edilmesi gereken konu FP'ye verilecek tavizler.
5+5 teklifinin son dakikaya bırakılması, olayların arap saçına dönmesi yine hep önyargılar ve eski hataların tekrarlanması yüzünden oldu.
Meclis'in her dakikayı iyi değerlendirmesi ve hükümette doğabilecek bir "Demirel Krizi"ni mutlaka önlemesi gerekiyor.
5 Nisan'a kadar çok ama çok iyi düşünmeliyiz!
Sirtaki öğrenmeli
Geçenlerde bakayım yaz sezonu nasıl diye Akmerkez Beymen'e girdim. İnanın bana artık Londra'da, Paris'te, New York'ta ne varsa hepsini bizim Beymen'de Vakko'da (ve diğer mağazalarımızda) bulmak mümkün.
Neyse, reyonlar arasında, birazcık da vaktim var diye (her zaman olmaz ya) gezine gezine bakınıyorum. Bu arada Yunanca bir şarkı çalıyor. Hoş bir şarkı, beğendim. O bitti, başkası başladı.. Bekledim, arkadan bir başkası. Koymuşlar bir Yunanca bant sürekli çalıyor; hani Sirtaki bilsem başlayacağım oynamaya..
Acaba hangi Yunan mağazasında arka arkaya üç beş tane Türk şarkısı çalar? Türk-Yunan dostluğundan memnunuz ama abartmayalım, çünkü onlar hiç abartmıyorlar. Ayrıca benim bildiğim Beymen'de ve birçok büyük mağazada Türk Pop Müzik sanatçılarının parçaları da tercih edilmiyor. Yani hep yabancı müzik olacak. Yılbaşı yaklaşırken de Aralık başından Christmas şarkıları gün boyu çalınmaya başlıyor. Arada birkaç tane değil, gün boyunca devamlı.
İki dinamik, başarılı Cem. Sevgili Cem Boyner ve sevgili Cem Hakko'nun dikkatini çekmek istiyorum; Avrupa ülkeleri bile bizim sanatçılarımıza bayılıyor, neden onları tercih etmiyorsunuz?