


Yeni 5 Nisan!
Gizlilik her zaman yönetimlerin başını ağrıtmıştır. Demokrasinin tek sözcüğe indirgenmiş olması belki de bu yüzden:
Bütün dünyanın ulaştığı Demokrasi = Açıklık! formülü boşuna değil.
Açıklık olmayınca demokrasi sıkışıyor, başağrısına yakalanıyor.
Hükümetin (ve ülkenin) önceki gece yakalandığı başağrısı tümüyle gizli oy yüzünden.
Artık oturup yeniden düşünme ve sorular sorma zamanıdır.
Parlamenter sistemde gizli oy gerçekten gerekli midir?
Siyasal partilerin kapatılmasıyla ilgili bir düzenlemede oylama niçin gizli olmalı ki?
Acaba parti kapatmanın yüz kızartıcı yanı olduğu mu ima ediliyor?
Ya milletvekilerinin kendi özlük haklarıyla ilgili bir maddenin oylanmasındaki gizliliğin hikmeti ne ola ki?
Gizli oy yüzünden, hak edilmemiş bir özlük hakkının varlığı ta işin başında kabul edilmiş olmuyor mu?
Pekiyi, cumhurbaşkanının görev süresinin belirlenmesindeki gizli oyun mantığı ne olabilir ki?
Gizli oy ile vicdan arasında doğrudan ilişki kurulması ne kadar doğru?
Milletvekili vicdanı sesini yalnızca gizli oy kullanırken duyurabiliyorsa, demek ki açık oylamalarda vicdan, hep kapsama alanı dışında kalıyor!
***
5 Nisan'ın sözlüğümüze girmesi çok talihsiz olmuştu.
Önümüzdeki gizli oylamanın tarihi de 5 Nisan!
Bu tarih inşallah ikinci bir talihsizliğin tarihi olmaz.
Bir de şu Cumhurbaşkanını halk seçseydi bunlar olmazdı iddiası var.
Böyle söyleyenler keşke Rusya'daki Cumhurbaşkanı seçimlerini izleyebilselerdi.
Bu iddiayı açıkça iki partimiz seslendiriyor.
Rastlantıya bakın ki, bu iki partimizin temsilcileri Rusya'daki seçimleri AGİT ve Avrupa Konseyi adına izlerken, cumhurbaşkanını seçenin gerçekte halk değil medya olduğunu gözleriyle gördüler.
Rusya'da oy vermeye halk gitti.
Ama tercihini televizyonların ve gazetelerin yansıttığı gerçeklere göre kullandı.
Rusya gibi 108 milyon (Türkiye gibi 30 milyon) seçmenli çok geniş ülkelerde cumhurbaşkanı adayları kendilerini tanıtabilmek ve sevdirebilmek için medyaya muhtaç.
Halkın adayları tanıması, onları tartması ve kıyaslaması ancak ve ancak televizyon ve gazeteler aracılığıyla mümkün.
Aday ancak televizyonda ve gazetelerde kendisine yer verildiği ölçüde var olabiliyor.
Televizyona çıkamayan aday halka ulaşamıyor.
***
Nasıl ulaşabilsin ki; 21 cumhuriyet, 49 bölgeden oluşan 146 milyonluk bir ülkede adayın kendisini afişle, pankartla tanıtması mümkün mü?
Bu büyüklüğü 80 vilayete, 65 milyon nüfusa indirseniz bile mümkün değil!
Televizyonlar ve elbete gazeteler eğer iyi niyette fakir iseler adayları teslim alabiliyor.
Onların siyasi yazgılarını belirleyebiliyor.
Rusya'da cumhurbaşkanlığına aday olmak için halktan 1 milyon imza toplamak gerekiyor.
Bu toplam seçmenin 100'de birinden az bir sayı demek. Bunun üstüne ilk turda seçilmek için en az kullanılan oyların yüzde 50'den bir fazlasını almak gerekiyor.
Propaganda süresi bir yıla yayılamıyacağına göre, haftalarla sınırlı olarak adayın kendisini ülkenin yarısına tanıtması, adını ezberletmesi, sonra da öteki adaylardan üstünlüklerini seçmene kabul ettirmesi gerekiyor.
Bunu kalabalıkları meydanlara toplayarak gerçekleştirmek olasılık dışı. Tek araç kalıyor, ekranlar..
Cumhurbaşkanı seçimi ekranlarla bu ölçüde bağlantılı olunca ister istemez adaylarla medyacı holdingler arasında değişik bir çıkar ilişkisi doğuyor.
Aday kendisini medyaya sevdiremediyse, melek olsa, Cebrail olsa şansı sıfırlanabiliyor.
Nitekim özel bir TV kanalı Rusya'daki cumhurbaşkanı adaylarından birisini seçim başlamadan sandığa gömdü.
Nasıl mı?
Eşcinsel sivil toplum örgütleri adına açıklama yaptığını ilan eden bir grup eşcinselin de söz konusu adayı desteklediğini birkaç gün boyunca ilan ederek..
Cumhurbaşkanını halkın seçmesi kulağa pek hoş geliyor.
Ama halkın adayı kimin aracılığıyla nasıl tanıyacağı konusunu da hesaba katmak gerekiyor.
5 Nisan oylaması, çok şükür ki Meclis'te yapılıyor.
Sonuçlarının I'nci 5 Nisan gibi olmaması dileğiyle.