


Bu gerdan kırışlar iyi değil..
Otuz senedir takip ediyorum Baba'yı.. Ne zaman gerdanı kırılıp başı sol tarafa yatarsa bilin ki işler iyi değildir.. Ya medya leşkerleri münasebetsiz bir şey sormuştur ya da kullarından biri Baba'ya asi olmuştur..
Dün ne demiştik? Bizde, yani ahalide "milli irade" diye birşey yoktur.. Artı, milletvekillerinde de yoktur.. Sadece Meclis'te temsil edilen beş liderimizde "milli irade" vardır..
Bu da 65 milyona yetip arttığı gibi, Orta Asya Türki Cumhuriyetleri'ne ihraç fırsatı yaratmaktadır..
***
Peki dün ne oldu?
İrade sahibi beş liderimiz, Baba'nın huzuruna çıkıp "Eğer seni seçtirmezsek, üçten dokuza şart olsun.." diye yemin ettikleri halde bazı milletvekilleri su koyverdiğinden 5 artı 5 formülü tehlikeye girdi..
Çarşı karıştı, kuru fasulyenin gazından nem kapan borsamız etkilendi.. Gazete fikirbazları düne kadar "Baba'nın seçilmesi garanti.." diye yazıyorlardı.. Dünden itibaren "Galiba garanti değil.." diye yazmaya başladılar..
Gerdan kırma halleri..
Köşe yazarlarımıza laf sokuşturma derdinde değilim ama ben gidişatı iki üç gün öncesinden sezmiştim.. Çünkü televizyon haberlerinde izlediğim Baba'nın bakışları normal değildi..
Muhabir takımından soru geldiğinde, cevap vermeden önce gerdanını sol tarafa kırıyordu..
Otuz senedir bu meslekteyim, Baba da Allah eksikliğini vermesin, otuz yıldır başımızda.. Ne zaman gerdanı kırılıp başı sol tarafa yatarsa bilin ki işler iyi değildir..
Ya medya leşkerlerinden münasebetsiz bir soru gelmiştir, mevzuyu ne tarafa kaydırayım, diye düşünmektedir.. Veya kullarından birileri asi olmuştur..
Televizyonda Baba'yı gerdan kırarken gördüğümde "eyvah" çektim.. Sadece gerdan kırsa iyi.. Türkmenbaşı Saparmurat'ın hediyesi beyaz papağı da kafasına takmış, kinayeli kinayeli konuşuyor..
Gerçi biz Baba'nın iki saatlik konuşmasından bir cümlelik meal çıkaramadan büyüyen bir kuşağız, lakin bu kez acı acı konuşuyor.. Belli ki bir mesaj veriyor..
Önce kendi kendime ne mesajı veriyor, diye sordum..
Acaba "Bana oy vermeyenler ak koyunun b..nu kına diye yaksın, postundan papak yapıp kafasına taksın.." demeye mi getiriyor, diye bir eyyam düşündüm..
Daha oylama yapılmamış ki böyle terslensin.. Telefonu açıp Ankara'dan Yavuz Donat'a soracağım fakat yüzüm tutmuyor.. Bir köşe yazarı olarak başka köşede yazan birinden veresiye akıl istemek zorunda kaldığımdan değil..
Oğlunun nikâhını unuttuğumdan..
***
Yavuz'un oğlunun İstanbul'da nikahı vardı.. O gün gazeteye saat 17.30 sularında geldim.. Baktım ki yazı işleri eşrafından ortalarda kimse yok.. Herkes alıp başını gitmiş..
Ben de memleket meseleleri üzerinde yoğunlaşmak, ayrıca maaş olarak aldığım paranın hakkını vermek için spor salonuna indim.. Hopladım, zıpladım, ping pong oynadım..
Ertesi gün gazetede nikahın fotoğraflarını görünce aklım başıma geldi.. Töreni atlamışız.. Kimse beni uyarmak zahmetine girmemiş.. Unuttuklarından değil, kasıtları olduğundan..
Gazetenin yönetiminde bir adet peydahlandı.. Bu tür önemli davetlerden önce beni uyarmıyorlar..
Ak papağın sırrı..
Güya onları zor durumda bırakıyormuşum.. Tamam! Katıldığım son davette düğün pastasının başına gelinle damattan önce dikildiğimi kabul ediyorum ama sorun bakalım önce, niye dikildin diye..
Acıkmıştım.. Bütün gün birşey yememiştim.. Saat gecenin dokuzu olmuş, gelinle damat hâlâ pastayı kesecekler de biz de iki dilim sebepleneceğiz..
Hem o gece pastanın sadece üst katını yedim.. Diğer dört katı hiç bozulmadan duruyordu.. Hatta pastanın şekli bozulmasın diye hassasiyet gösterdiğimden şekerden yapılan gelinle damat heykelini ikinci kata elimle diktim.. Olayın bu tarafını hatırlayan yok..
Ayrıca Ahmet Vardar'ın da ağır tahrikleri vardı..
Her neyse, olan oldu.. Biz Yavuz'a karşı arkadaşlık görevini ihmal ettiğimizden Ankara'ya telefon açamaz olduk.. Başkentte olan bitenleri değerlendirmek de telepatik gücümüze kaldı..
Yine de pek eksiğimiz yok, çok şükür..
***
Mesela dünkü olayı ele alalım.. Ak koyun postundan yapılma Türkmen papağını başına giyen Baba'nın ahaliye ne gibi bir mesaj vermeye çalıştığını kendi başımıza çözdük..
Baba kendisine; yeni kesilmiş kurbanlık koçun yarısını kapmış başında taşıyor, havası veren o papağı kafasına geçirmişse elbet bir sebebi vardı..
Kendisine pamuk kozası süsü vermek istiyor olamazdı.. Eğer muradı "Beni yeniden seçmezseniz memleketi yangın yerine çeviririm.." demek olsaydı itfaiyeci kaskı giyerdi..
Yahut "İşim sadece MHP oylarına kaldı.." demek isteseydi, izci urbalarını çekip, başına yavrukurt amblemli kep takardı.. Oysa Baba, Meclis'teki oylamadan bir gün önce ak papak takmıştı..
Bunun manası da "Beni de Türkmenbaşı Saparmurat gibi ömürboyu cumhurbaşkanı seçin.." oluyor..
Tabii anlayana..
Türkmenler Saparmurat Türkmenbaşı'nı ömür boyu başkan seçtilerdi hani.. O da ak papak giyer.. Baba'nın tutturduğu gidişat da budur.. "Çankaya'nın yolu düz, geceler bize gündüz.." deyip sabahlara dek çalışması bundandır..
Baba'nın bu mesajı verdiği gün televizyoncuların karşısında keyifli olması icap ederken dertli dertli konuşmasının ardında ise kulağına gelen kötü haberler var..
Belli ki o yüzden liderlerin "Üçten dokuza şart olsun ki sizi seçeceğiz.." demesine inandırıcı bulmadığından dertlendi..
Üçten dokuza şart koşmak ağır bir yemindir ki karşılığı, lafını yerine getiremezsen karını boşamaktır.. Ancak başkası ile evlenip boşandıktan sonra yeniden alabilirsin.. Yani hülle ile kurtulursun diyetinden..
Yemin ağır olmasına ağır da inandırıcı değil.. Tansu Hanım kadın, yeminden vareste sayılır..
Devlet Bey şeker eziyor, her sene bekâr geziyor.. Üç kere üstüste şart etse başı ağrımaz.. Ecevit derseniz aşırı Tagorcu, yemin onu bağlamaz.. Geriye takıyyeci Recai Bey ile Baba'nın gizli hasmı Mesut Bey kalıyor..
Nasıl inansın yeminlere? Baba'nın yerinde olsam ben de gerdanımı kırardım..