MİMAR ve mimarlık tarihçisi Prof. Dr. Doğan Kuban'ın, Koruma Kurulları ile ilgili görüşlerini açıklarken ilginç ayrıntılara değiniyor. Eskiden ahşap evlerde oturmaya yanaşmayan zenginlerin 50 yıllık propaganda ve Boğaziçi Yasası gibi yaptırımların da etkisiyle şimdi ahşap binara ilgi göstermeye başladıklarını belirtiyor; "Kurtarmaya yetmedi ama yine de bir şeyler yerleşti, bir bilinçlenme var. Bizim zamanımızda bu kadar çok ahşap ev restore edilmezdi"diyor.
AMA Kuban, son tahlilde "tarihe dönük çağdaş kültür olgusuna sahip bir toplum" yapısını kazanmak yolunda yavaş gittiğimizi, bunun acısını tarihsel/kültürel değerleri yitirerek çektiğimizi vurguluyor. Toplumun kendi dinamikleriyle yapmaya uğraştığı şeylerin rasyonel yasal mekanizmalarla, uzmanlık bilgisiyle örtüşmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Kurum ve yasaların bulunduğunu, ama bunları oluşturan perspektif ve felsefenin "toplumun malı" olamadığını anlatıyor. Sayın Kuban aradaki uyumsuzluğun giderilme süresi konusunda fazla iyimser değil; "Uzun zaman alabilir" diyor. Depremlerden sonra çoğu kimsenin evinde rahat oturamadığının, çünkü yüzde 65'i kaçak yapı olan bir kentte evlere güvenilemediğinin altını çizen Prof. Dr. Kuban diyor ki:
"TÜRKİYE'DE ne estetiği var diye soruyorlardı bana. Türkiye'de metrekare estetiği var. Özellikle İstanbul'da arsa yağmacılığından dolayı eski SİT, konut kalmadı. 1969'a kadar Boğaziçi'nde tüm mahalleler ahşaptı. Cerrahpaşa, Kocamustafapaşa, Üsküdar, Samatya, Fatih ahşaptı. Şimdi Süleymaniye, Zeyrek'te üç beş tane çarık çürük, yakılmış yıkılmış bina kaldı. Restore edilen evler dışında ahşap bina bitti."
PROF. Kuban'ın, kendisiyle yapılan bir röportajda ortaya koyduğu bu görüşler "İstanbul'un mimari/kültürel tarihine yakılmış bilimsel bir ağıt" niteliği taşıyor. Saatli Maarif Takvimi sayfalarındaki dizelerde vurgulandığı gibi İstanbul bir "bilmece" değil; tükenişin açıkça gözlenebildiği hazin bir gerçek.