


Tuvaletlere kamera meselesi: Tedbir ve çözüm
Milliyet'te okudum (27 Mart), narkotik şube bar tuvaletlerine kamera yerleştirmeye hazırlanıyormuş.
İnsana bir garip geliyor...
Tuvalet kültüründe bizler ve Japonlar birbirimize benziyoruz.
Japonlar'da da alaturka tuvalet var.
Japonlar da en iyi temizleyicinin su olduğuna inanıyor.
Onlar biraz daha teknoloji kullandığı için, Japon tuvaletlerine oturduğunuzda su fışkırtan bir düğme, elinizin altında, emrinize amade oluyor.
Japon teknolojisi burada da kalmıyor...
Benzer kültürden geldiğimiz için anlayacaksınız, Japonlar ihtiyaçlarını giderirken çıkan sesleri başkalarının duymasından çok rahatsız oluyorlar.
Musluğu açıp su gürültüsü yapmak, sifonu çekmek, öksürmek gibi bildik yöntemleri artık bırakmışlar...
Japonlar halkın girdiği tuvaletlerde kapıyı kilitleyince şelale sesi veren, okyanus sesi veren gürültü makineleri yapmışlar, vatandaş rahat etmiş. Biz Amerika usulü kapısı yere kadar kapanmayan, içerdeki adamın ayakları görünen, tuvaletlerden rahatsız oluyoruz...
Bir de tepemize kamera koyacaklar!
***
Tuvalete giderken vestiyerden şemsiye isteyeceksin, açıp öyle oturacaksın ki kamera seni yakalamasın.
Polis karakola çekip "Niye kamerayı şemsiyeyle kapattın" derse, anlatırsın:
- Efendim doğal ihtiyacımı giderirken görüntülenmek örf ve adetlerime ters geldi, takdir edersiniz ki bir elimle şemsiyeyi tutuyordum diğer elimi kameranın görebileceği şekilde şemsiye dışına uzattım, bu durumda kendime eroin şırıngası saplamam imkansızdı. Anlayışla karşılayacağınızı umuyorum!
Şaka bir yana gerçekten kamera koyacaklar mı diye merak ettim. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nü aradım, yetkililere sordum...
- Tuvaletlere kamera koyma işi doğru mu?
- Yok böyle bir şey. Biz de basında gördük, narkotik şubeye sorduk, onlar da "Nereden çıktı" diyor.
- Yoksa koydunuz da "Koymadık" mı diyorsunuz?
- (Karşı taraf gülüyor) Yok cidden yok! Böyle bir konu dahi yok. Bir açıklama hazırladık zaten "Böyle bir çalışma yok" diye, imzadan çıkar çıkmaz basına dağıtacağız. İnanın, kamera konması gereken çok daha önemli yerler var!
***
Not: Yine de bir süre, küçük bir cep feneriyle tuvalet tavanında kamera var mı diye kontrol edebilirsiniz. Kameranın lensine sakız yapıştırmak fikri ne kadar cazip görünse de sizi potansiyel suçlu durumuna sokabilir!
Fransız ve Amerikalı işadamları bayraklarının anlamını konuşuyorlar...
Fransız anlatıyor:
- Bizim bayrak mavi-beyaz-kırmızı! Aynen bizim vergiler gibi. Ödemen gereken vergiyi hesaplanınca sinirden kıpkırmızı oluyorsun. Beyanname geliyor, suratın bembeyaz kesiyor. Ödedikten sonra da öyle morarıyorsun ki, masmavi kesiliyorsun!
Amerikalı lafa dalıyor: Bizde de aynen öyle, bizde bir de balyoz yemiş gibi oluyorsun, adama yıldızları saydırıyorlar. Burada konuşmaya kulak kabartan Türk'ü devreye sokalım...
- Bizde de kırmızı zemin üzerine ay yıldız var. Ay, hükümetin her ay bulduğu yeni vergiyi temsil ediyor. Yıldız, Türkiye yıldız ülke olsun diye bu vergileri ödeyenler. Kırmızı da, kaçıranların çokluğunu gördükçe vergisini kuruşuna kadar ödeyenlerin beynine çıkan kan!
Denizli'yi kızdırmaya gelmez!
İnşallah şu gazeteyi elinizde tuttuğunuz anda Milli Takım'a vaat edilen cip sözü yerine getirilmiş olur.
Mustafa Denizli'yi "Ne oluyor Hoca" diye aramadım, daha da sinirlendirmemek için...
Denizli'ye 7 Mart günü NTV ekranında sormuştum:
- Hocam bu cip işi gecikti, ne olacak?
Cevap "O iş halloldu, bugün yarın alacaklar."
Üsteledim (Denizli'nin basına yansımış "İstifa ederim, söz yerine gelmeli" lafı var):
- Almazlarsa ne olacak
"Alacaklar diyorum, 'Almazlarsa' diye bir şey olamaz!"
Canlı yayındaki bu konuşma sonrası üç hafta geçmiş, cipler hâlâ verilmemiş!
Mustafa Denizli duruyorsa, Milli takım'ı her şeyin üzerinde tuttuğu için duruyordur.
Ama Milli Takım'a ve onun Teknik Direktörü'ne televizyonda -herkesin önünde- "İş tamam" dedirtecek kadar güvence verdikten sonra, sözü yerine getirmede, bu kadar gecikmek olmaz.
Umarım verilen söz sizin bu yazıyı okuduğunuz anda yerine getirilmiş olur ve bu ayıp hiç bir tatsızlık çıkmadan ortadan kalkar.
Aslında cip işi, hevesi, çoktan ortadan kalktı.
Milli Takım oyuncuları bir cipe kalmış değil, bütün mesele verilen söz tutuluyor mu tutulmuyor mu şeklinde güven bunalımına dönüştü.