İnsanlık sürekli bir değişim içindedir; bu değişimin en belirgin tomografisi de, kadınların yeterince işlenmemiş olan cinsellik tarihi...
Ortaçağ'da Kilise, kadınların üstte sevişmesini yasaklamış gibiydi. Çünkü üstte sevişen kadınların hamile kalma olasılığı daha düşüktü. Ve Tanrı, "Çoğalınız" diye buyurmuştu. O nedenle hem hamile kalmayı önlemek günahtı, hem de hamile kaldıktan sonra çocuğu doğurmamanın çarelerini aramak...
Dikkatli bakıldığında görülür ki, değişik inançlardaki dinsel kuralların da; sert bir biçimde uygulanırken, gitgide gevşetilmesinin altında mutlaka ekonomik nedenler vardır...
Kadınların üstte sevişmesinin kesinlikle günah sayıldığı dönemlerde, Avrupa'nın nüfusu çok düşüktü. Veba, tifüs, tifo, kolera salgınları bir yanda; su baskınları, yangınlar, sonu gelmeyen savaşlar bir yanda; kırıp geçiriyordu insan yığınlarını...
Bu nedenle doğum oranlarının asla kısıtlanmaması gerekiyordu.
Ekonomi tarıma dayalıydı. Feodal dönemin düzenine göre Derebeyleri'nin arazilerinde çalışan köylüler, sayıca ne kadar çoksalar; efendileri olan Kontlar, Markiler, Baronlar da o kadar zengin ve güçlü oluyorlardı...
Doğaldı kadınların üstte sevişmesinin yasak sayılması.
Gerek Rönesans akılcılığı, gerek Amerika'nın keşfi, gerek deniz ticaretinin gelişmesi hem kentlerin zenginleşmesini hızlandırdı, hem merkezi otoriteleri iyice güçlendirmeye başladı. Bir de buna buhar gücünün üretimde kullanılmaya başlaması eklenince; merkezi otoriteyi elinde tutan egemen aristokratlara karşı, kent burjuvalarının zenginliği artmaya başladı...
Ve saraylardaki nikah dışı kadın-erkek ilişkileri, zengin burjuva dünyalarının da -neredeyse vazgeçilmez- bir göstergesi oldu...
Kadınların üstte sevişmeleri günah olmaktan çıkmaya başlamıştı. Kimse yasa dışı ilişkilerden çocuk edinmek istemiyordu.
Bir yandan aşk büyüsü yapanlar, bir yandan çocuk düşürtmekte ustalaşmış ebeler güngünden daha yaygınlaşmaya başladı.
Değişimi engelleme olanağı yoktur. 19. Yüzyıl'ın ikinci yarısında şeker fabrikalarının Dünya nüfusunu ikiye katlaması, sevişirken korunma önlemlerini de yoğunlaştırdı...
Erkekler tam orgazm olurken, kadınlar:
- Lütfen dışarda... demeye başladılar.
Ancak ordular hâlâ daha piyade taburu ağırlıklıydılar. Ve askeri teknolojide aşama yapamamış ülkeler, kendi köylü taburlarının yoğunluğuna güvendikleri için, nüfuslarının artmasını istiyor ve bunu teşvik ediyorlardı. Ekonomide yaratacakları dengesizlikleri de düşünmüyorlardı...
Gagarin'in ilk kez uzaya gitmesiyle yeni bir dönem başladı... ABD de, daha önce kârlılık açısından rantabl görmediği uzay teknolojisine dönük yatırımlara hız verdi.
Üretimde işçi sınıfının kol gücüne dayalı dönem artık aşılıyordu. İşçi sınıfının yerini; sibernetik, otomasyon, robotlar almaya başlıyordu...
"Kahrolsun emperyalizm, yaşasın bağımsızlık" sloganlarıyla Dünya'nın geri kalmış bölgelerinde pıtıraklaşan devletler, gerçi kendi içlerinde yabancı sermaye düşmanlığı yaparmış gibi görünüyorlardı ama; kendi halklarından habersizce arttırdıkları silah alımlarıyla da, Dünya kapitalizmine haraçlarını ödüyorlardı. Ve içerde yeterli yatırımları yapıp, kitlelere servis veren teknik bir devlete dönüşemiyorlardı... Bağımsızlık yanlısı siyasetçiler, adeta gizli bir iç sömürgeye çevirmişlerdi ülkelerini.
Ancak değişimin engellenme olanağı yoktu.. Uzay teknolojisinin üretime yansımasıyla işçi sınıfının tarihsel işlevini yitirmeye başlaması ve sınıf çatışmalarının aşılması; birden Dünya Kapitalizmi'nin de üretimini arttırmaya başladı.
Artan üretimin pazarlanabilmesi için, kendi siyasetçileri tarafından gizli bir sömürgeye dönüştürülmüş olan bağımsız ülke halklarının da, daha zenginleştirilmesi gerekiyordu...
Ne var ki, eski koşullanmalar sürüyordu. ABD "Kahrolsun komünizm" ayaklarına yatmaktan kendini alamıyordu. Sovyetler de, "Kahrolsun emperyalizm" ayaklarına yatmaktan..
Derken Gorbacov, yeryüzündeki iki kutuplu donmuşluğu bir anda kaldırıverdi ortadan ve değişimin önünü açtı...
Ne silahlanma, ne de savaşlar artık kârlı değildi. İnsanların diledikleri yerlere turist olarak özgürce gidebilmeleri, çok daha kârlı, çok daha verimliydi.
Böylece globalleşme süreci başladı. Global sermaye insanlığı zenginleştirmek zorundaydı. Önce Avrupa vatandaşlığı doğdu. Sınırlar yavaş yavaş kalkıyordu. Silah satışları azalıyordu... Turizm ön plana çıkıyordu. Tüketim ekonomisi kamçılandıkça kamçılanıyordu...
Burada da yine baş rolü, pilül ve spirallerin geliştirilmesiyle, sevişirken gebe kalma sakıncasını çoktan aşmış olan kadınlar oynuyordu.. Korunma teknolojisinin turizme yaptığı katkıyı ve Dünya vatandaşlığına doğru usulca açtığı kapıyı, henüz kimse pek farketmiyordu ama; değişim hızlanarak sürüyor ve "Tek değişmeyen şey, değişimdir" diyen "Monistler"in haklılığı ortaya çıkıyordu.