kapat

29.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Ecevit hayallerinin diyarında
Başbakan yarın Hindistan'a; onu yaşamı boyunca etkileyen felsefenin anavatanına gidiyor ilk kez... Can Dündar, Başbakan'ın Hindistan gezisi öncesinde Ecevit'in yaşamında Hindu felsefesinin izini sürüyor

Bülent Ecevit, büyük Hint şairi Rabindranath Tagore'la 15 yaşında tanıştı. Savaş yıllarıydı. Bir gün eve geldiğinde babası Fahri Bey'in "Bahçıvan" adlı bir şiir kitabı okuduğunu gördü. İbrahim Hoye tarafından çevrilen kitabı babasının önerisiyle okudu. Sayfaları çevirdikçe Bengal dilinde yazan bu Hintli şairin sözcüklerinin ruhuna işlediğini fark etti.

Ardından aynı şairin Sebati Ataman'ın çevirdiği "Postane" adlı piyesini okudu. Çok etkilendi. Hint felsefesi ve Hint edebiyatının tadına varmaya başlamıştı.

Robert Koleji'ne başladığı yıl, Tagore'un 1910'da yazdığı ve 1913'te Nobel Edebiyat Ödülü aldığı destanı Gitanjali'yi keşfetti. İngilizcesini okurken çevirme isteği uyandı içinde... Ancak şiirin, nesre dönüştüğünde büyüsünden bir şeyler kaybettiğini düşünüyordu. O yüzden çeviriye girişirken bunu doğrudan doğruya şiir diliyle aktarmayı arzuladı. Henüz 16 yaşındayken çevirdiği bu kitapta yer alan dizeler, onu ömrü boyunca etkisi altında tutacaktı:

Duam budur
Fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde

Bilginin serbest olduğu ve dünyanın özel duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde

Sözcüklerin, doğruluğun derinliğinden meydana çıktığı yerde

Berrak aklın nehrinin, ölmüş adetlerin hazin çölünde yolunu kaybetmediği yerde

Zekanın sürekli olarak genişleyen fikir ve fiile senin tarafından sevk edildiği yerde

Tanrım, sen benim memleketimi, işte bu özgürlük cennetinde uyandır

Benim sana duam budur

Allah'ım, bana sevinçlerimi ve üzüntülerimi kolayca kaldırabilecek gücü ver

Bana fikre saygısızlık etmeyecek ve küstah kudretin önünde diz çökmeyecek gücü ver

Bana başımı her günkü değersiz şeylerin üzerinde tutacak gücü ver

Yıllar sonra CHP'nin Genel Başkan koltuğuna oturduğunda annesi Nazlı Hanım'a gazeteciler, oğlunun başarısının sırrını soracaklar, o da şöyle diyecekti: "O, küçükken bile vaktini devamlı kitap okuyarak geçirirdi. Daha 16 yaşında Tagore'un Gitangali'sini çevirmişti."

Ecevit'in ilk çeviri kitabı böylece basıldı. Henüz 16 yaşındayken gelen bu başarı genç Ecevit'i çok gururlandırdı. Kitabını önce anne ve babasına hediye etti, sonra da dönemin efsanevi Milli Eğitim bakanı Hasan Ali Yücel'e... O kitap, bugün Hasan Ali Yücel'in kızı, Can Yücel'in kızkardeşi, Canan Eronat Yücel'in arşivinde bulunuyor.

Ecevit kitabı Yücel'e 29 Nisan 1941 günü imzalamış ve imzalarken de kendi el yazısıyla üzerine kısa bir not düşmüş. Bu not, savaşın kızgınlaştığı o günlerde hem Avrupa'yı, hem Türkiye'yi etkisi altına alan şeflik ikliminin ağır izlerini taşıyor:

"Kültür Başbuğumuz Hasan Ali Yücel'e

Emrinizdeki ordunun bir neferi tarafından ilk savaş armağanı olarak...

Robert Koleji talebelerinden Bülent Ecevit..."

Ecevit, Robert Koleji'ni bitirdikten sonra bir süre Hukuk Fakültesi'ne gitti. 19. Yüzyılın ikinci yarısında, şiire ve Batı düşüncesine açık bir ortamda yetişen Tagore, bu hukuk eğitimi için İngiltere'ye gitmişti. Ancak Ecevit hukuktan çabuk sıkıldı; Dil Tarih'te bir süre İngiliz dili ve Edebiyatı tahsil ettikten sonra, çevirdiği yazarın peşinden Londra'ya gitti.

1946 yılıydı. Türkiye ilk çok partili seçimine giderken, Ecevit de Rahşan Hanım'la evlenmiş ve Londra Basın Ataşeliği'nde mali katip olarak çalışmaya başlamıştı. Burada da Tagore'un izinden ayrılmadı. Boş zamanının bir kısmını Belgalce ve Sanskrit öğretimine ayırdı. Bu tutkunun peşinden London Scholl of Oriental and African Studies'e gidip birkaç ay dil dersleri aldı.

KENDİNİ BULDU
Dünyanın yaşayan en eski dili sayılan ve bir fonetik harikası olarak nitelenen Sanskritçe'ye hayranlığı büsbütün arttı. Bengalce'yi öğrendikçe Tagore'a kendini daha yakın hissetmeye başladı. Bengalce hocası Miss. Summers'ın sınıfındaki tek öğrenciydi Bülent Ecevit... Bunun rahatlığıyla ondan bir şey istedi: "Benim Bengalce öğrenme isteğim Tagore'un şiirlerine ve düşüncesine olan hayranlığımdan kaynaklanıyor" dedi; "Acaba bana Bengalce'yi doğrudan doğruya Gitanjali ile öğretmeye başlayamaz mısınız?"

"Memnuniyetle" diye yanıtladı hocası... Böylece Ecevit, Bengalce'yi öğrenirken aynı zamanda Rabindranath Tagore'un 9 şiirini Bengalce orijinalinden çevirme olanağı buldu. Çeviriyi yaparken çok mutlu oldu. Çünkü bu destanda Türk mutasavvıflarından izler görmüştü:

"Ayağının tozuna değsin başım...

Ne'm varsa benlik adına, boğsun gözyaşım

Bana gelen her san lekedir onuruma...

Ölüm getirir her an çevremde dolanışın

Ne'm varsa benlik adına boğsun gözyaşım".

1950 yılında yurda döndü. Ulus ve Halkçı gazetelerinde çalıştı. Ama nereye gittiyse Tagore da kendisiyle birlikte geldi. Rabindranath Tagore, şair ve ressamdı, ama aynı zamanda ülkesinin bağımsızlığıyla, siyasal gelişmeleriyle de yakından ilgiliydi.

Ecevit de bir yandan şiir çevirileriyle birlikte Ulus'ta resim ve sanat eleştirilerini sürdürürken, öbür yandan da siyasetle daha yakından ilgilenmeye başlayacak ve babasının dışlandığı CHP'yle dirsek temasına girecekti.

BOŞ VERSEK İŞİ GÜCÜ
Aileyi yakından tanıyan bir profesör, o dönem Ecevit'in ciddi bir hastalık geçirdiğini anımsıyor. "Ecevit'i uzun süre yatağa bağlayan ve neredeyse yürüyemez hale getiren bir hastalıktı bu" diyor. Doktorların bile yeniden yürütme umudunu yitirmeye başladığı bir anda Ecevit'in, sağlığına yeniden kavuşmasını sağlayan mucize, eşi Rahşan Ecevit'ten gelmiş. Rahşan Hanım, eşine günler boyu sevgiyle masaj yaparak onu iyileştirmiş. "Sevginin her derdin en iyi ve yegane çaresi olduğu" yolundaki Hint inancını Ecevit'ler böylece bizzat yaşayarak test etmişler.

Bülent Ecevit, 1957 yılında Rockefeller bursuyla Amerika'ya gitti. Harvard Üniversitesi'nde sosyal psikoloji ve Ortadoğu tarihi üzerine çalıştı. Dönünce de 1957 seçimlerinde CHP'den milletekili adayı oldu. 43 yıl sürecek uzun bir siyaset maratonu başlamak üzereydi.

O günden sonra, aslında pek de sevmediği siyasetin hepten yoğunlaşıp, hayatını doldurduğu günlerde Hint felsefesine, özellikle de Tagore'a sığınacak ve Gitanjali'den kendi çevirdiği şu dizileri okuyarak rahatlayacaktı.

"Girmesek bugün evden içeri dost Girmesek evden içeri, Basıversek de göğü bugün, yağma etsek enginleri, Sularda köpükler gibi, rüzgarda gülüşler koşuyor bak Boş versek de işi gücü, günü türkülerle harcasak".

Ancak siyaseti boş vermesine imkan yoktu. Tersine siyaset, her geçen gün onu biraz daha kendisine bağlayacak ve günün birinde kendisini partiye sokan lidere meydan okuyup, koltuğuna aday olma noktasına getirecekti. Ve İnönü'ye karşı CHP liderliğine aday olmaya karar verdiği gece, Ecevit yine Hint felsefesine sığınacaktı.

Can DÜNDAR

BİR GÜN HİNDİSTAN'A GİDEBİLİRSEM
BÜLENT Ecevit bir gün şöyle demişti: "Bir türlü gerçekleştiremediğim hayalim, bir gün Hindistan'a gidebilirsem Tagore'un okulu Santiniketan'ı ziyaret edebilmek."

BAŞBAKAN, bu hafta bu hayalini gerçekleştirecek. Ecevit, Perşembe günü hayatında ilk kez Hindistan'a gidiyor. Ancak bu, resmi bir ziyaret olmanın yanısıra, "özel bir gezi..." Çünkü bu, aynı zamanda Ecevit'in kendi iç dünyasının labirentlerinde yapacağı bir gezi... 15 yaşında Hint felsefesiyle tanışan Ecevit, Hindistan'a, yani onu bütün yaşamı boyunca etkileyen bu felsefenin anavatanına gidiyor ilk kez... Daha önce hiç gitmediği bu ülkede bir anlamda kendi ruhani kökenleriyle buluşmaya hazırlanıyor.

BU gezi öncesinde Ecevit'in hayatında Hint felsefesinin rolünü araştırırken, çeviri kitaplarını okudum, bazı anılar derledim ve bu kutsal metinlerle Başbakan'ın yaşamını karşılaştırınca etkinin sanılanın ötesinde olduğunu hissettim. Başbakan'ın 15 yaşından, 75 yaşına kadar karşılaştığı bütün kritik kavşaklarda karar için Sanskritçe'ye ve Bengalce'ye sığındığını ve ilhamlarını büyük ölçüde Hint klasiklerinden aldığını fark ettim. Şimdi Bülent Ecevit'i daha yakından tanıdığım kanısındayım.Oturduğu evin, seçtiği eşin, yaşam ve giyim tarzının, lüksten kaçınmasının, doğaya ve hayvanlara düşkünlüğünün, kazanımlarını bir anda feda edebilmesinin sırrını saklayan metinleri buldum. Belki bu hafta sonu o sırların mekanını da bulacağım.

Hindistan 35 derece
Ecevit 'in gezisi öncesinde Hintli yetkililer sıcaklık ve temizlik konusunda uyarılarda bulundu

BaŞbakan Bülent Ecevit'in Hindistan gezisi sırasında hava sıcaklığı 35 derece civarında olacak. Ecevit'in gezisine işadamları da büyük ilgi gösteriyor. Yarın başlayıp, 2 Nisan Pazar günü sona erecek geziye katılmak için 50'nin üstünde işadamı başvuruda bulundu. İşadamları Hindistan'da özellikle altyapı yatırımlarına ilgi duyuyor.

ÇİĞ SEBZE YEMEYİN
Hindistan gezisine, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in yanı sıra Devlet Bakanı Abdulhaluk Çay, FP Milletvekili Abdülkadir Aksu, DYP Grup Başkanvekili Nevzat Ercan ve ANAP Milletvekili Yaşar Dedelek katılacak. Ecevit ve beraberindeki heyet Hindistan'a Airbus'la 5.5 saatte gidecek.

Hindistan Cumhurbaşkanı Narayanan 1970'li yıllarda Başbakanlığı sırasında Ecevit ülkesinin Ankara Büyükelçiliğini yaptığı için bu geziye özel önem veriyor. Ecevit, Yeni Delhi'de iki gece kaldıktan sonra uçakla Taç Mahal'e gidecek.

Hindistan'a gidecek Türk heyeti için uyarılar yapıldı. Dışarıda çiğ sebze-meyve yenilmemesi, temizliğe dikkat edilmesi istendi.

Mehmet ÇETİNGÜLEÇ

Yarın: tagore Ecevit'i 12 Eylül'de nasıl etkiledi


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır