Haluk Ulusoy, istersen yazıya sondan başlayalım. Supersport'daki Basın Tribünü programına telefonla katıldın. Filmlerle ve diğer konularla ilgili bazı şeyler söyledin. Televizyon programları seyredilirken önündeki fındık, fıstık veya yanındaki arkadaşın seni rahatsız edebilir. Bazı şeyleri atlayabilirsin.
Sana bazı sorular yönelteyim, sen de bunu yazılı bir şekilde faksla. Aynı sütunlarda çıksın. "Milli Takım futbolcuları 70'er milyar primlerini aldılar" diyorsun. Doğru. Bu primleri kağıt üzerinde verdiniz. Ama vergileriyle beraber. Ellerine geçen para 45'er milyar. Soruyorum. Sen futbolcularına bu primleri kemikli mi vaadettin, kemiksiz mi?
Bu arada fazla uyanık olmayın. Havuzda iki yıldır biriken 25'er milyarları, iki yıl sonunda yine 25 milyar lira olarak ödersen, o para ne olur Haluk? Sen Kuşadası'ndaki otelini de böyle mi idare ediyorsun? Ticareti de böyle mi yapıyorsun? Ticari bilgin bu kadar mı? Ve hâlâ çıkıp, utanmadan "Ben futbolcuların havuzdaki paralarını da verdim" diyebiliyorsun.
Futbolcuların hiçbir isteği olmadan "Hepinize birer jeep vereceğiz" dedin, adını da Range Rover olarak sen koydun. Ama pazartesi gecesi televizyonda o markayı bir türlü açıklayamadın. Çünkü o jeeplerin altında eziliyorsun. Ve göstere göstere "Teknik heyete bunlar verilmeyecek, çünkü onlardan bir istek gelmedi" dedin. Hangisi doğru?
"Hadi Türkmen, kendisi istifa etti, 'Dayanamıyorum' ibaresi kullandı" dedin. Hadi Türkmen'in sana gönderdiği faksı açıklayabilir misin? Eyüp Sultan'da kaç tane koyunu, kim istediği için kestin?
Bak, ne kadar net söylüyorum. Yazılı olarak cevap ver, okuyucular kimin doğru söylediğini görsünler. Milli Takım'la ayakta duruyorsun. Sonunda seni Avrupa Şampiyonası finallerine götüren o futbolcuları kamuoyu önünde küçük düşürüyorsun. Onları halkın gözünde paragöz yaptın. Senden hiçbir istekleri yoktu. Sözleri sen verdin. Yandaşlarını Avrupa Kupası maçlarında ağırlamak için milyarlar harcadın. Ama görülüyor ki, onların oyları, futbolculara göre daha kıymetli.
Milli Takım'ın içinde huzursuzluk var. Mustafa Denizli sıkıntılı. Belki de ikili oynayıp, onu istifa ettireceksin. Bu senaryoyu sen başka türlü kurdun, ama Türk halkının tepkisinden korktuğun için bazı tezgahları oyuna sokamadın. "Akıl hocan" sana çok şeyi söylüyor ama bazı yerde dilini tutamayıp kendini yakıyorsun. Benim çıktığım programa telefonla bağlanıyorsunuz. Bir türlü karşıma çıkamıyorsunuz. Gel canlı yayın yapalım seninle. Çünkü kaset yaparsak, sonra "Makasladılar, söylediklerimi anlatamadım" dersin.
Senin federasyon başkanlığını içime sindiremiyorum. Türkiye'de küfür önlensin diye önlemler almaya kalkıyorsunuz. Futbol Federasyonu Başkanı'nın küfür ettiği bir ülkede seyirciden küfür beklememek hayal olur.
Çalıştığımız SABAH Gazetesi'ne salladın. O SABAH Gazetesi'ndeki yorumcuların kalemine karışılmaz Haluk. Bilgilerini, görgülerini, tecrübelerini sütunlarında yansıtırlar. Hiçbir şekilde de şartlanma ve art niyet yoktur. Nitekim, aynı gazetede seni öven yorumcuların yazıları da çıkmaktadır. Onlara ne diyeceksin?