kapat

29.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Bebeğin günahı ne?
Gürültülü bir barda başlayan ve saman alevi gibi sönen bir aşkın meyvesi bebeği mezarlığa bırakıp giden anne, yakalanınca gözyaşlarına boğuldu

İSTANBUL'a gece çöktü mü, her birinden ayrı nameler yükselen, içlerinde binbir ayrı anı yaşanan, kimi tatlı kimi acı zamanlar paylaşılan barlardan birinde tanışmıştı onunla... Alkolden yarı uyuşmuş bir halde sendeleyerek dansetmeye çalışırken, göz göze gelmişler, o "ilk görüşte aşk" denen tuzağa kapılıvermişlerdi...

BİRKAÇ GÜN SÜRDÜ
Günler boyunca sürmüştü o güzel duygular. Ama sadece günler boyunca... Sonra sönüp gitmişti içlerindeki ateş. Çocuk kendi yoluna gitmişti, kız kendi yoluna. Belki de unutacaklardı birbirlerini, yolda karşılaşsalar tanımayacaklardı. Belki de tatlı bir anı olarak kalacaktı, yaşadıkları her şey akıllarında.

Erkek için gerçekten de böyle oldu. O ceketini alıp çıktı kızın hayatından. Ama ardında bıraktığı sadece eski bir sevgili değildi. O aynı zamanda doğacak bir çocuğun annesiydi. Ne yazık ki, kız da bilmiyordu içinde olduğu durumu. Farkettiğinde çok geç olacaktı. Çocuğun babasına haber vermek için de, yol yakınken düştüğü durumdan kurtulmak için de...

Gittikçe büyüyen karnını, bol giysilerle gizlemeye çalışarak geçirecekti aylarını. Gece ağrıları başladığı zaman susup, gözyaşları içinde dinmesini bekleyecek, kimseden yardım isteyemeyecekti. Sonra, "o zaman" gelecek, biriktirdiği birkaç kuruşla gidip bir hastanede sessiz sedasız doğuracaktı yavrusunu.

KOLAY YOLU SEÇTİ
O güzelim bebeği kucağına aldığında, öpüp koklayacak, hiç yanından ayırmamak isteyecek ama tam o sırada aklına gerçekler gelecekti. Ailesine iş için şehir dışına çıkması gerektiğini söylediği, kucağında bir çocukla dönerse ölümlerden ölüm beğenmeye zorlanacağı, çevresindeki herkes tarafından ayıplanacağı, hor görüleceği, suçlanacağı...

İşte bu karmaşık duygularla çıkacaktı hastaneden. Kucağında "günah meyvesi" çocuğuyla ne yapacağını bilemeden yürüyecek, için için gözyaşı dökecekti. Sonra bir mezarlığın önünden geçerken yapacaktı o acımasız seçimi. "Ya sorunsuz bir hayat ya da ömürboyu çekilecek sıkıntılar, kavgalar, mücadeleler" diyecekti kendi kendine ve kolay yolu seçecekti.

ARKADAŞINA ANLATTI
İçi burkulsa da, vicdan azabından kurtulamayacağını bilse de, elleri hiç bırakmak istemese de, bebeğini, küçük kızını bir mezarın kuytu yanına koyup arkasını dönecek ve koşarak uzaklaşacaktı. Sonra ağlayacak, ağlayacaktı. Kendi ellerini, yüzünü donduran soğuğun bebeğini nasıl üşüttüğünü düşünecek, karnının acıkıp acıkmadığını merak edecek, "Acaba ölmüş müdür?" sorusu beynini kemirecekti.

Geri dönmek isteyecekti, "Affet beni yavrum" diyerek, canının parçasını tekrar bağrına basmak için yanıp tutuşacaktı. Başını yastığa koyduğu an o minik eller, o masum yüz gözünün önüne gelecek, o süt kokusunu yine burnunun ucunda duyacaktı. İçi sızlayacaktı. Ama yine de dönemeyecekti yaptığı hatadan. Korku hep kale gibi duracaktı önünde, engelleyecekti vicdanının sesini duymasını...

Acısını bir dostla paylaşacaktı sonra, "itiraf" edip rahatlayacaktı. Ama o itiraf, dönüp dolaşıp yine yakasına yapışacaktı onun. Polislerin, bir bayram sabahı, ağlamaktan kaskatı kesilmiş halde mezarlıkta bulduğu kız bebeğin annesi olduğunu fısıldayacaktı o sırdaş... Belki de doğru olanı yapacaktı...

BEBEK YUVAYA KONULDU
Sonra polisler gelip kapısını çalacaktı. O, karşısındaki ciddi yüzlü, resmi üniformalı adamları görünce anlayacaktı niçin geldiklerini. Zaten suçlu olduğunu bildiğinden ne inkar edecek, ne de ayak diretecekti onlarla birlikte gitmemek için. "Artık her şeyin sonu geldi" diye düşünerek, umarsız adımlarla karakola doğru ilerleyecekti peşlerinden.

"Niçin yaptın?" sorusunun cevabını verirken karakolda polislere, bir başka polisin kucağında, "uzaktan" görebilecekti çocuğunu...

Kızı polislerin ellerinde, devletin yuvasına doğru yola çıkartılırken, genç kadın da, devletin adaletine teslim edilecekti.

Mahkeme, tutuksuz yargılanmasına karar verip salıverecekti genç kızı. O da, başladığı noktaya geri dönecek, üstelik bebeğini kaybetmiş bir kadın olarak sürdürecekti yaşamını...

ŞEFİK DİNÇ


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır