


Fransa'da asla!
Fransızlar kıyameti kopartıyor, neymiş, nasıl olur da İskoç şef mönüye kızartılmış çikolata koyarmış!
İş öyle böyle değil, çok ciddi.
Le Chipper diye bir restoran var, şefi İskoç -Ross Kendall-, ilginç fikirlerle ortaya çıkmış:
Seven-Up (gazoz) içinde pişmiş tavuk, yağda kızarmış Mars (çikolata barı) üzerine zencefil...
Bu restoranın mönüsü gazetelere konu olunca Fransızlar: "Memleketimizde böyle bir rezalete izin vermeyiz, Fransa'da asla olamaz. Bu zevksizlik burada sergilenemez" diye kıyameti kopartmaya başladılar!
Ardından İskoçlar'ın zaten bu tür şeyler yediği için medeni dünyada en çok kalp krizi geçirme, kansere yakalanma, çürük diş şampiyonu ve en kısa yaşayanlar olduğunu işleyen istatistikler yayınlandı.
***
Ben işin başka tarafındayım.
Fransızlar diyor ki "Fransa'da asla!" Yani belli kural dışına çıkmıyor.
Amerikalılar "sadece Amerika'da" diyor. Yani "Yapılsa yapılsa ancak biz yaparız, ancak burada olur" anlamında.
Bizim lafımız?
"Burası Türkiye, burada her şey olur."
Biz bunu "Hiçbir şeye güvenme, hiçbir şey kesin değil, burası belirsizlikler ülkesi" anlamında mı algılıyoruz...
Yoksa "Biz her işin altından kalkarız, bizim yapamayacağımız şey yoktur" anlamında mı söylüyoruz?
"Sadece Türkiye'de!" Bu bize uyuyor.
"Türkiye'de asla!" daha az uyduğu kesin.
"Asla"larımızı bir saptasak da ondan sonra gerisi için mi "Her şey olur" desek!
Üniversite yıllarının tadı
Üniversite gençliğinin mekanı -Latin Mahallesi'nde- kahve içiyorum. Gözümün önünden bir öğrenci seli geçiyor, ellerinde kitaplar, sırtta çantalar.
Üniversite bir garip iştir.
Girmesi bir dert.
Tam "Girdim, iş bitti" dediğin anda, anlarsın ki esas mezun olması bir dert!
"Bitse de hayata başlasak" dediğin üniversiteden mezun olursun, önce mezun olduğuna inanamazsın.
Bir iki yıl sürer o uykuda sınav kaçırmalar!
Rüyalarda imtihana girmeler.
Ondan sonra rüyada imtihanlar biter, gerçek hayatta -her gün- imtihanlar başlar.
Üniversite sonrası hayat, her gün dönem ödevi, her gün sınav.
***
Üniversite gençliği karşımda yürüyüp duruyor.
Kahvede, yan masada bir grup gülme krizi geçiriyor, durduramıyorlar kendilerini...
Bana da sirayet etti!
Bir an için o yılların frekansını içimde tekrar hissettim.
Üniversitelerin kapılarında yazar: "İlim, Bilim, Medeniyet!"
En azından kantine yazmak lazım: "Hayatın en güzel yıllarına hoşgeldin, tadını çıkart."
Yazmadığını bildiğim için bu yazıyı yazdım.
Şu gazeteci milleti!
İspanya'da, Aznar seçimlerden tek başına iktidarı ele geçirerek çıktı.
İspanyol gazeteci, Fransız televizyonuna, seçimleri değerlendiriyor.
Fransız gazeteci İspanyol meslektaşına soruyor:
- Bu sonucu bekliyor muydunuz?
- Kazanmasını bekliyorduk ama bu kadar oy almasını değil.
- Sizce Başbakan'ın karizması var mı?
- Aslında karizmasızlığı karizma oldu.
- Halk seviyor galiba.
- Baksana seviyor galiba.
- Baş-bakan'ın eşinin galibiyette etkisi var mı?
- Onu bilemem ama basın olarak kendisinden çok memnunuz!
- Nasıl yani?
- Her Ağustos ayında mayolu resmini çekiyoruz, zorluk da çıkartmıyor, basıyoruz, çok iyi iş yapıyor!