kapat

16.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Dereden tepeden...

Bayramınız kutlu olsun.

Bizden önceki kuşağın fıkra yazarları, dini bayram günlerinde eski bayramları yazarlardı genellikle...

Geçmişteki yaşamlara ait anlatımlar, bellek çuvalında bulabildiklerini kağıtların üstüne şırıldatıvermek gibi gelir bana... Zamanın neyi ne kadar rötuşladığını kendin bile kestiremezsin ve nedense kendinin eski dönemleri, daha renkli, daha ballı petekli görünür gözlerine...

Benim öyle özlediğim eski bayram falan yok... Çocukluğumun bayramlarında; ilkokul 3. sınıftan sonra gece yatısı okuluna verildiğim, ailem de İstanbul'da olmadığı için, tatillerde yanına çıkacağım kimse pek bulunmadığından; derin bir öksüzlük çekerdim.

Okul yönetimi, benim gibi tatillerde de okulda kalan 10-15 çocuk için bazen özel bir tramvay getirtir ve bizleri İstanbul'da gezdirirdi...

Yemeklerimizi kimsesiz bir yemekhanenin tek masasında yerdik topluca...

Çocukluğumun bayramlarında genellikle yalnızlık vardı. Nesini özleyeyim ki?...

Ya gençliğimin bayramları?.. Onda da parasızlık ve bitmeyen mahkemeler vardı.. Şükür ki, yazılar vardı, kitaplar vardı; yazar, çizer, sanatçı dostlar vardı..

Dostları çok özlesem de, gençliğimin bayramlarını hiç özlemiyorum..

Türkiye gibi "yazı"yla bir türlü bütünleşememiş bir diyarda, bir kalemle bir kağıt arasında sürdürüp götürmek bir hayatı..

3 yıl kadar önce Nilgün Cerrahoğlu'yla yaptığım bir konuşmada, "devlet çeteleşmemeli" dediğim için, o sırada Adalet Bakanı olan Şevket Kazan, Ağır Ceza'da dava açtırmıştı hakkımda TCK. 159'dan...

25 yıl önce de Bülent Ecevit'in koalisyon kabinesinde Şevket Kazan, yine Adalet Bakanı'ydı. O zaman da "Bir Avuç Gökyüzü" romanını toplatmıştı, müstehcen olduğu iddiasıyla...

Roman elaltından bol bol satıldığı halde, resmen toplatılmış sayıldığından, telif hakkımızı da alamıyorduk.

Ayda imzasız 70'i aşkın yazı yazdığım halde, kazancım bir hayli kısıtlıydı. Roman, Ankara'da basıldığı için, dava da Ankara'da açılmıştı. Sevgili, değerli ve çilelerimizin ortağı avukat Gülçin Çaylıgil'le Ankara'ya gittiğimiz zaman, yine o sıralarda Başbakan Yardımcısı olan İsmail Hakkı Birler'le bir dertleşme konuşması yapmak dahi, önemli bir gönül alma ödülü olmuştu bana...

"Bir Avuç Gökyüzü" değişik rejimlerdeki ülkelerde de yayınlandı. Fransa'da, Arjantin'de, Romanya'da.. Hazindir ki tek dava, Şevket Kazan'ın Adalet Bakanı olduğu kendi ülkemde açılmıştı...

Türkiye, yazı adamlarını "a priori, potansiyel suçlu olarak gören" garip bir yerdi. Zaten geçmişinde de ne düz yazı geleneği vardı, ne yayın geleneği. Osmanlı kullarının en ortak özelliği alfabesiz olmalarıydı.

Biz böyle bir dünyada, yazıya layık olmaya çalışmayı bir yaşam amacı yapmıştık...

O nedenle de her zaman için Ankara ile arası iyi olan bazı gazete yönetmeni yaşdaşlarım dalga geçerlerdi benimle:

- Sen iskemlenin ön tarafına değil, arka tarafına oturmaya çalışıyorsun, diye...

Önceki günkü Hürriyet'te Kurthan Fişek'in bir yazısı vardı. Okurken, bir iğneli fıçıda yeniden çalkalanıverdim sanki..

Kurthan Fişek şöyle diyordu:

"12 Mart zindanlarında, sağ yumurtalığımla sağ elimin serçe parmağı EE-8 manyetolu telefonunun tellerine bağlı olarak sorgulandığım sırada, benzeri bir tehditle karşılaştım..

'Konuşacak mısın? Yoksa karını da buraya getirelim mi?'

Konuşacak, söylenecek, itiraf edilecek bir şey yoktu."

ABD Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları Bölümü, yayınladığı insan haklarıyla ilgili yıllık raporunda Türkiye'ye uzun bir yer ayırmış...

Bizim ülkeyle "insan hakları" kavramı, su ile zeytinyağı gibi görünüyor o raporda...

Şimdi diskoteği tek plaklı, beylik damagoglarımızdan biri şöyle diyebilir hemen:

- Onlar Türk düşmanı, Türk'e Türk'den başka dost yok...

Oysa ulusal gelir dağılımındaki uçurumlara bakarsanız, "yöneten Türkler", pek de dostuymuş gibi görünmüyorlar "yönetilen Türkler"in...

Türk yazar çizer, sanatçı ve düşünürleriyle ne kadar dost olduklarına gelince...

Son 80 yılda düşünce suçundan mahkemelere verilmiş kalemlerin listesine bir bakın... Egemen Türkler'imizin suratları kızarmasa da; eminim ki sizlerinki kızarır...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır