


İdo, Yağmur ve Doğukan
Neden İbrahim Tatlıses, geçen hafta "Siyaset Meydanı"nın sonunda aniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı?
Herkes kendine bir yorum yaptı. İşin aslı ise bir hayli farklıydı:
O an gözünün önüne oğlu İdo gelmişti.
İnsan çocuğunu anımsayınca ağlar mı?
Çocuğu, ağlanacak hale getirilmişse ağlar!
"Ağlamaya yol açan kriz"in nedeni, medyada çıkan bir haberdi. Burada haberin ayrıntılarına girmek istemiyorum. Ama haber, küçük çaplı bir krize yol açmış ve önce evde İdo'yu, sonra da stüdyoda İbo'yu gözyaşına boğmuştu.
Tatlıses, çekimden önce, kendisini bunca üzen ve iç dünyasını alt üst eden olayı anlatırken "hiç kimse, oğlumun bir damla gözyaşından kıymetli değil" diye isyan ediyordu.
***
Bütün ana babalar için öyle değil midir?
Öyledir elbette...
Ancak şöhret sahibi bir anne ya da babaysanız, ününüz karşılığı ödemeyi göze aldığınız bedele evladınız da ortak olur.
Üstelik hiç de mecbur değilken...
İbrahim Tatlıses'ten önce gözyaşı dökme sırası sinemanın sultanı Türkan Şoray'daydı.
Şoray, sanatı uğruna kendisini "ömür boyu mahpusluğa" gönüllü mahkum etmiş, özel hayatıyla değil, sinemasıyla anılmak için kendisini hayattan alıkoymuştu. Bu tercihinden de hiçbir zaman yakınmadı, çünkü bugün zirvede olmasını o tercihe borçluydu.
Ama aynı tercihi başkalarından, hele kızından bekleyebilir mi?
Bekleyemez elbet...
Ergenlik denilen kasırganın etki alanına giren Yağmur, yaşıtları gibi gezecek, coşup eğlenecektir; kim ne diyebilir?
Medya diyebiliyor.
Medya, Yağmur'dan annesinin bile istemediğini istiyor:
Geceleri arkadaşlarıyla gezmesini yadırgıyor, eğlenirse ayıplıyor.
Ve Türkan Şoray, kendisinin kendisinden esirgediği şeyin, kızına bağışlanması için medyadan ve kamuoyundan yardım isityor. Yağmur'un gençliğini olanca coşkusuyla doyasıya yaşayabilmesi için anlayış bekliyor.
Annesinin adının, onun hayatını kısıtlayan bir engele dönüşmemesini talep ediyor.
Kim 14 yaşında bir çocuğun sırtına böyle bir sorumluluk yükleyebilir ki?
***
Ve nihayet Doğukan Manço...
Bu ışık yüzlü küçücük çocuk, daha babasını yitirmenin acısı küllenmeden, haftalardır gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, ebeveynleri hakkında yazılıp çizilenlere katlanmak zorunda...
Bütün bu haberlerin onun çocuk ruhunda ne tahribatlara yol açtığını bilebilir miyiz?
Bu haberlerin bir kısmı reklam amaçlı çıkarsa yarın o tahribatı tamir edebilir miyiz?
Doğukan'la Batıkan'dan özür dileyebilir miyiz?
***
Diyeceksiniz ki, "Starların hayatlarına dikkat etme sorumluluğu, gazetecilerin de haber yapma zorunluluğu var."
Evet, ama bundan çocuklara ne?..
Onlar daha ergen bile olmamışken, bu kadar ağır bir travmayı yaşamak zorundalar mı?
Haber uğruna, onların hayatlarını delik deşik etme hakkımız var mı?
Hiç olmazsa çocukları bu savaşın dışında tutamaz mıyız?
Onlara çocukluklarını bağışlayamaz mıyız?