kapat

07.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
S u p e r o n l i n e
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Cambaz ipte, balık dipte..

TV sayesinde yazar kısmının gizlisi saklısı kalmadı.. Artık başları her yerde dik değil.. Sadece kayak merkezlerinde paparazilere poz verirken "Dağlardan sorun beni.. Özellikle Uludağ'dan.." diye kasılabiliyorlar..

Memleket ahalisi "Hizbullah kasetleri yayınlansın mı yayınlanmasın mı?" diye birbiriyle cebelleşirken orta yere aniden başka bir kriz çıktı.. Aslında burada kriz lafı biraz ağır..

Buna daha çok "Odasına, ceket iliklendikten sonra kapısı çalınarak girilen köşe yazarı.." ihtiyacı diyebiliriz.. Medyadan tesbit edebildiğim kadarı ile memleketimizin en önemli eksiği bu..

***

Biz medya leşkerleri olarak bu ihtiyacı atlamışız..

Kendi adıma konuşmuyorum.. Benim gündemim zaten dağınık.. Daha doğrusu ben uyandığımda gün bitmiş oluyor, en taze gazeteyi bile basıldıktan 24 saat sonra görüyorum..

Oysa gazeteci denilen yiğit kişi, sıradan insanların 24 saatini bir gün önceden yaşamalı ki mesleğini hakkıyla icra edebilsin.. Bu "bağlamada" benim normal insanların temposunu yakalamam dahi 24 saat erken davranmama bağlı.. O yüzden kişisel iddiam yok..

Herkesin derdi başka..

Bizim gazeteyi sorarsanız gündemi başından aşkın.. Şu sıralarda Ecevitimiz'in neden bıyık bırakma intiyacı duyduğunu tesbitle meşgul..

Hürriyetçiler ise "Türk-Yunan ilişkilerini" irdeleyip iki ülkenin dışişleri bakanları arasındaki yakınlığın "hissi bir âlâkadan.." kaynaklanıp kaynaklanmadığını çözmeye çalışıyorlar..

O sebepten; orta yere aniden bırakılan "Kapısı çalındıktan sonra odasına girilen köşe yazarı.." sorunu sahipsiz kaldı.. Avrupa Birliği'nden laf gelmesin diye konuyu kendim şey etmeye karar verdim..

Evet, tesbit doğrudur..

Eskiden bir köşe yazarının odasına kapı çalınmadan girilmezdi.. Gerçi girildiğinde köşe yazarı sizi "Ohaaa!" diye karşılamazdı ama ne yapacağı da belli olmazdı..

İstihbarat servisinde güzel güzel çalışırken kendinizi bir anda düzeltmen olarak gece mesaisinde bulurdunuz..

Gazete içindeki totemliği olmadık rivayetle parlatılan eski köşe yazarları, ahalinin nezdinde ise ulaşılmaz birer varlıktı..

Sokaktaki vatandaşa göre hükümete her türlü aklı onlar verirdi.. (Hükümet adamlarının aklı olmadığından değil, lazım olur diye kendi akıllarını kullanmadıklarından..)

Büyüklerimizde oturup kalktıkları, onların ruh gibi ahbabı olduklarından herbiri kendi başına bir "Milli Şef" sayılırdı..

Gerçek okuma yazma oranının yüzde onlarda dolaştığı bir toplumda hem okur hem yazar olmak, ayrıca hükümet adamları tarafından okunan yazılar yazmak olağanüstü bir marifetti..

Ne bileyim, üç tekerlekli bisikletle uzaya gitmek gibi birşeydi.. O yüzden köşe yazarları da olağanüsü yaratıklar olarak görülürdü..

***

Tabii okur bazı şeyleri bilmezdi..

Mesela, Almanlar'ın mı yoksa İngilizler'in mi yanında savaşa girilmesi icap ettiği konusunda fikir beyan eden bir başyazarın, o gün gazeteye bir ayağında kahverengi, diğer ayağında bej çorapla geldiğini bilemezdi..

Bilmediği için de evden çıkarken ayağına aynı renk çorap giymeyi akıl edemeyecek zekâda bir köşe yazarının, kendisini savaşa yollama gayretini okuduğunda dehşete kapılmazdı.. Tam tersine;

- "Üstad bugün de döktürmüş.." der; makaleden öğrendiği ne kahverengiye ne beje uyan fikirleri mahalle kahvesinde ikinci elden satardı..

Mahbub-perestler..
Yine muhafazakar bilinen iki üstad yazarın; gazetenin yayınlandığı işhanında muayenehane açan yeni mezun bir diş hekimini ayartmak için birbirleri ile nasıl rekabet ettiğinden de haberleri olmazdı..

"Mahbub-perest" üstadların, parlak dişçi oğlan için birbirlerini Kartal istasyonunda eşek sudan gelinceye kadar dövdüklerini hiç duymadıklarından, onların adının geçtiği yerde derhal toparlanıp, hallerine çeki düzen verirlerdi..

(Not: Eskiden "boy-friend" kavramı olmadığından vatandaş "mahbub" lafıyla idare ederdi..)

Rahmetli Köroğlu eşkıyası, mahbubu Ayvaz'ın elinden içtiği boğma rakısı ile iyice sarhoşladıktan sonra sazını alıp "Tüfek icat oldu, mertli bozuldu.." diye höykürdüyse televizyondan haberi olmadığındandır..

Bu icadı o zamanlar görseydi "Televizyon icat oldu, karizma çizildi.." nağmesini tuttururdu..

***

Ne zaman ki televizyon günlük hayatımıza girdi.. Köşe yazarı taifesinin de "Yakama diktiler otuzbir nişan, cümle yazarları ettim perişan.." havası bitti..

Vatandaş köşesinde çiftleşme mevsimi gelmiş aslan gibi kükreyen nice köşe yazarının, televizyon kamerası karşısında "Iıııı!" diye diye savunduğu fikirlere efekt yaptığını görünce;

- "Lan arkadaş, bunların da bizden farkı yokmuş.." diye düşünmeye başladı..

Aslında bazı gazete patronları tehlikeyi vaktinde görüp, köşe yazarlarını televizyona çıkarmamak için çok uğraştılar ama what fayda? Yazar kısmının şanına şan katma merakıyla başa çıkamadılar..

TRT'nin tek tabanca olduğu günlerden kalma bir de hikâyesi vardır bu çabaların..

Ünlü bir köşe yazarı, yazı işleri toplantısında patronundan davetiye aldığı açık oturuma katılmak için izin ister.. Mütebbir patron;

- "Bak kardeşim, burada dokuz kişiyiz.. Hepimiz de senin aptal olduğunu biliyoruz.. Şimdi televizyona çıkacaksın, bütün memleket öğrenecek. Ne lüzum var.." cevabını verir..

O günlerde bir tek TRT vardı, yazar makulesini kontrol etmek mümkün oluyordu.. Özel televizyonculuk başlayınca o çare de elden gitti.. Şimdi yüzlerce TV kanalı var..

Yanında çalıştırdığı bir köşe yazarı bu kanallardan birine çıkıp "Bizim patron dingilin biridir.. Hem sürpriz diyemez, sürpüüüz der.." diye hakkında atıp tutsa, tövbe kendisinin dahi haberi olmaz..

Hal böyleyken memlekette "Kapısı çalındıktan sonra odasına girilen köşe yazarı.." aramak beyhude bir gayrettir..

Gerçi benim gibi birkaç müstesna köşe yazarı kaldı ama ne işe yarar? Temsil, benim odaya kapıyı çalıp girersiniz lakin beni asla içerde bulamazsınız..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır