kapat

07.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
S u p e r o n l i n e
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
'Kirpiklerimizin donduğu günler'
"Bülent beni uyandırmamak için söylemek istediklerini yazıp başucuma koyardı""Kışın tasarruf yapmak için eve bazen yürüyerek dönerdi, kirpikleri buz tutardı""İlk seçim otobüsünü biz bulduk. Partiye gelir getirsin diye hediyelik eşya yaptırıyorduk"

"12 Eylül döneminde aynı gün annemi hastaneye, Bülent'i hapishaneye götürdüm"

Bülent Ecevit, askerliğin ardından tekrar gazeteciliğe döndü. Ama bu kez siyasi yazılarla. Ve bu yazılar ona siyaset yolunu araladı. O yazılarıyla CHP'ye destek vermek istiyordu, CHP ise onu parlamentoda görmek. CHP'nin istediği oldu. Beklenmedik bir anda Zonguldak Milletvekili seçilerek siyasete ilk adımını attı. Partinin gözde isimlerinden biri haline gelmişti. Çalışma Bakanlığı döneminde önemli reformlara imza attı. Genel Sekreterlik ve CHP Genel Başkanlığı'nın ardından Başbakan oldu.

Yaşamın zor virajlarından geçilirken ve yıldızının parlamaya başladığı dönemlerde Bülent Ecevit'in ardındaki güç Rahşan Ecevit'ti. Aralarındaki sevgiyi emekle yoğurup enerji kaynağına dönüştürmeyi başarmışlardı. "Kirpiklerin donduğu günleri", Ankara'daki ayları, CHP Genel Başkanlığı döneminde yaşanan bazı olayları, Kıbrıs Barış Harekatı'nı ve hastane ile hapishane arasında mekik dokunan çileli günleri Rahşan Ecevit anlatıyor:

* Askerden sonra neler oldu?

- Ben çalışmaya devam ediyordum. O da yeniden Ulus gazetesine girdi. Gece sekreterliği yapıyordu. Çalışma saatlerimizin farklılığı görüşmemizi engellemeye başlamıştı. Bülent gece geç geliyor, beni uyandırmadan söylemek istediklerini yazarak yanıma koyuyordu. Ben de işe gitmek üzere sabah erken kalktığım için onu uyandırmıyor, ne söyleyeceksem yazıp bırakıyordum. Ama yine de, arada bir birbirimizi görüyorduk. Gelirimiz fazla değildi. Bülent kış döneminde sabaha kadar çalışır ve bazen tasarruf yapmak için eve yürüyerek gelirdi. Bu yüzden kirpikleri bile buz tutuyordu. Birkaç yıl böyle geçti. Sonra Bülent siyasi yazılar yazmaya başladı. Ulus kapanınca yazılarını Halkçı gazetesinde sürdürdü. Ulus tekrar açıldığında o da yeniden Ulus'ta yazmaya başladı.

SİYASETE ISINIYOR
Askerden sonra neler oldu?Siyasete ısınması da bu dönemde mi oldu?

- Siyasi yazılar yazmaya başladığında siyasete ilgisi artıyordu. Bu arada, 1954 yılında 4 ay süreyle ABD'de bulundu. Bir yerel gazetede konuk yazarlık yaptı. Bu onun ilk Amerika seyahatiydi.

Askerden sonra neler oldu?ABD eski Dışişleri Bakanı Henri Kissinger'le öğrenci-öğretmen ilişkisi nasıl gelişti?

- 1957 yılında birlikte ABD'ye gittik. Bülent, Harvard Üniversitesi'nde Dr. Kissinger'in başkanlığını yaptığı bir seminere katıldı. Seminer 1.5 ay sürdü. Kissinger'le yakınlıkları buradan gelir. ABD'de 8 ay kalmıştık. Türkiye'de seçim dönemi yaklaşıyordu. Bülent yazılarıyla CHP'nin kampanyasına destek vermek istiyordu. Türkiye'ye döndük.

Askerden sonra neler oldu?Siyasi hayatınız bu noktada mı başladı?

- Evet, Türkiye'ye dönünce Bülent beklemediğimiz bir anda milletvekili oldu. Yoksul halka hakça bir düzen kurmak için siyasete atılmaya karar vermişti. Ben de ona siyaset dışı yollarla yardım ediyordum. Mesela Köylü Derneği'ni kurduk. 1957 yılında Zonguldak milletvekili olarak parlamentoya girmişti. 1960'lı yılların başında, İnönü hükümetinde Çalışma Bakanlığı yaptı. Çalışanlara yeni haklar getirdi. Grev, toplu sözleşme haklarının verilmesini sağladı. Partinin çeşitli kademelerinde bulundu ve sonra Genel Başkan seçildi.

..VE BARIŞ HAREKATI
Askerden sonra neler oldu?Eşiniz ilk başbakanlığı 1974 yılında yapmıştı. O dönemde Kıbrıs Barış Harekatı da yapıldı. Türkiye için tarihi günlerdi... O zamanki gözlemleriniz ve duygularınızdan söz eder misiniz?

- Bülent 1974'te kısa süre Başbakanlık yaptı. Ekonominin durumu o zaman çok kötüydü. Kıbrıs sorunu da vardı. Buna rağmen işçilere ve memurlara yüksek ücret, köylülere yüksek taban fiyat verdi. Sonra Kıbrıs Barış Harekatı yapıldı. Halk bayram ediyordu. Eşimle sokakta yürürken bize el sallıyor, gülerek selam veriyorlardı. Çocuklar da gülerek bize doğru koşuyor, yanımızda yürüyorlardı. Yoksul çocuklardı.

Onlara bakarken, "Bu çocuklar için bir şey yapmak zorundayız. Bir şeyler yaptıkça bayram etmeye daha çok hakkımız olacak" diye kendi aramızda konuşurduk. Bülent, 1978 yılında yine Başbakan oldu. Ekonomi cumhuriyetin en ağır krizine girmişti. Zor günlerdi.

Askerden sonra neler oldu?Bülent Ecevit'in CHP Genel Başkanı olduğu dönemlerde siz ne yaptınız?

- 1980 öncesi eski partimde engellemelerle karşılaşmıştım. Parti içindeki tepkiler beni üzmüştü. Ben siyasete bir takım yenilikler getirmek istiyordum ama engelleniyordum. Buna rağmen, siyasal yaşamımızda ilk kez tanıtma malzemesi geleneğini başlattım. O zaman bazı yöneticilerimiz buna karşı çıkıyordu ama bu uygulama Türkiye'de yerleşti. Şimdi her parti tanıtım malzemesi yaptırıp dağıtıyor. Bülent'in CHP Genel Başakanı seçildiği dönemde partinin kasası boştu. Çalışanların aylığı ödenmiyor, telefon, ısınma ve diğer giderler karşılanamıyordu. Biz CHP Tanıtma Bürosu'nu kurarak hatıra eşyaları, resimler, kitaplar, bayraklar bastırıp satmaya başladık. Böylece partiye gelir sağladık...

Bir de seçim otobüsleri var. Türkiye'de ilk kez seçim otobüsü yaptım, buna da karşı çıktılar. Tartışmalar yaşandı. Ama bu tartışmaların hepsi artık çok gerilerde. Şimdi bütün partilerin seçim otobüsü var. Ayrıca eşime dışardan yardımcı olmak için Halk Gönüllüleri adlı bir ekip oluşturmuştum. Bu ekip daha sonra Köylü Derneklerine dönüştü. Köylü derneklerine bağlı kooperatifler oluşturduk. 12 Eylül'le Köylü Dernekleri de kapatıldı. Buna hâlâ çok üzülürüm. Çünkü Köylü Dernekleri'nde yanımıza uzmanları alıp köylülere, gecekonduda yaşayan yoksul halka hem bilgi, hem eğitim veriyorduk. Böylece üreticimiz daha çok kazanıyor, ürünlerin birinci elden tüketiciye ulaşmasıyla hayat da ucuzluyordu. Bu arada, dernekler sayesinde çocuklar eğitim ve kültür mekânlarına kavuşuyordu.

12 Eylül döneminde çok acılı günler yaşadınız. Bize biraz o günlerden bahsedebilir misiniz?

12 Eylül dönemindeki hasret dayanılmaz bir acıydı benim için. Birbiri ardına gelen hapis cezaları yüzünden hiç tatmadığım duygular yaşamıştım. Hâlâ mahkumları ve ailelerini düşünmemin bir nedeni de onların duygularını hissetmemdir. O gün iki acıyı birden yaşamıştım. Bülent'in hapse gireceği günden bir gün evvel sancıları arttığı için annemi hastaneye kaldırdık. Sabah ameliyat olacaktı. Ama o sabah Bülent'in de hapishaneye girmesi gerekiyordu. Önce hapishaneye, sonra hastaneye gittim. Bülent hapiste, annem böbrek ameliyatındaydı. Daha sonraki günlerde hapishaneyle hastane arasında mekik dokudum. Hem Bülent'e hem anneme yemek yapıp götürüyordum.

Bülent'le ilgili 133 dava açılmıştı. Bunlardan birisinde 5 yıl hapsi isteniyordu. Bundan kurtulabilmek için bizim çabalarımız ve onu mahkum edebilmek için karşı tarafın yaptıkları senaryolaştırılsa her halde yılın en büyük komedi filmi ortaya çıkardı. Ama tabii, şimdi böyle düşünüyoruz. O günler yaşanırken gülmek mümkün değildi. Hapishaneye sadece yemek değil savunma yapabilmesi için gerekli malzemeleri de taşıyordum. Ve hazırladığı 600 sayfalık savunma daha sonra kitap haline getirildi. Bülent hakkındaki suçlamalar da sona erdi.

Yoksulluktan ölen babaanne ve hala
RahŞan Hanım, yoksulluğu sadece Bülent Ecevit'le evliliğinin ilk yıllarında tatmadı. Babasının ailesi de yoksulluktan çok çekmiş ve hem babaannesi hem halası bu yüzden ölmüştü. Belki, duygusal derinliğinin temelinde yoksulluğu da, varlığı da yaşamış olması yatıyor...

Rahşan Ecevit'in özgeçmişi, ailesi konusunda biraz bilgi verebilir misiniz?

Babam maliye memuruydu. O İzmir'de görev yaparken dünyaya gelmişim. Ancak ben İzmir'den üç ay yaşadıktan sonra İstanbul'a taşınmışız. Ve zamanla dört kardeş olmuşuz. İstanbul'a Şebinkarahisar'dan gelen dedem, babam daha çok küçükken ölmüş. Küçük erkek kardeşiyle yalnız kalan babam çalışarak hem kendisi okumuş hem de küçük kardeşine bakmış. Babamın annesinin ve kızkardeşinin çok gençken yokluk ve hastalık yüzünden öldüklerini biliriz, o kadar. Çünkü babam ailesiyle ilgili pek az şey söylemişti. Bu konuda da fazla birşey anlatmadı. Konuşkan biri değildi. Sert mizaçlıydı.

BABAM SEKİZ ÇOCUK OKUTTU
Ben, bu iki ölümün, onun çocuk ruhunda yarattığı fırtınanın ömrü boyu etkisini sürdürdüğüne inanıyorum. Sert mizaçlı olmasında, biraz da bu durumun payı var diye düşünmüşümdür.

Çocukları çok seven, onları iyi okutmayı, özellikle de lisan öğrenmelerini isteyen bir babam vardı. Maddeten zorlanmasına rağmen dört çocuğunu okutmuş ve amacına ulaşmıştı.

Emekli olduktan sonra bir daha hiç toparlanamadı. Buna rağmen yakın dostları ayrıca 8 çocuk okuttuğunu söylemişti. Ama babam iyiliğin konuşulmamasını isterdi ve bu çocukların isimlerini hiç kimse öğrenemedi.

Anne tarafımız ise İstanbul'a Trabzon'dan gelmiş. Heybeliada'da oturmuşlar çünkü annemin babası deniz subayı imiş. Babası çok gençken Heybeliada'da ölmüş. Annem de babamla Heybeliada'da tanışıp evlenmiş.

YARIN

Bütün çocuklar benim

Ecevitler neden baloları, düğünleri sevmez?

Başbakanlık konutunu neden kullanmıyorlar?

Neden çocuk yapmadılar?


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır