"Global köy"ümüz, tarihinin en büyük partisini verdi geçen gece...
Yerküre, "milenyum çılgınlığı" adı verilen bir eğlenceyle sallandı.
Ve şükür televizyona ki, milyonların bu şenliği evlerimize taşındı. Gelişen uydu teknolojisi sayesinde gelmiş geçmiş en geniş katılımlı yılbaşı kutlamasına oturduğumuz yerden tanık olduk.
Malum, televizyon icat edildiğinden beridir, "ikame" yaşıyoruz hayatı... Eğlenmiyor, eğlenenleri izliyoruz. Spor yapmıyor, yapanları gözlüyoruz. Çocuklarımız oynamıyorlar artık, oynayanlara "bakıyor"lar.
Bu yılbaşı da çoğumuz için öyle oldu. Büyük seyir toplumunun milyarlarca müridi, dünyanın nasıl eğlendiğini izleyerek "eğlendiler" yılbaşı gecesi...
Tepkiler, "Adamlara bak ne güzel eğleniyorlar"dan, "Ya bunlarda hiç kafa yok. Şu soğukta, sokakta..."ya kadar geniş bir yelpazede dile getirildi.
Ama olup bitenle mümkün mertebe ilgilenildi.
Nasıl Coşkun Aral'ın "Haberci"sini izleyince oralara "gitmiş gibi" oluyorsak, milenyum partisini gözleyince de davete "katılmış gibi" olduk.
Bu "miş gibi"lik yanılsaması, hayatın hiçbir yanına dokunmadan, ama her şeyi sanki başımızdan geçmiş gibi "yaşayabilmemizi" sağladı. Lakin "gibi"nin kendisiyle buluşamadık bir türlü; ekranın başından kalkıp eğlenemedik.
Bana gelince...
Ben "milenyum partisi"ne biraz alakasız bir yerden, Fas'tan katıldım.
İnsanlık 2000'li yılları karşılamaya hazırlanırken kulunuz, Afrika'nın kuzeybatı ucunda, Berberi, Arap, Afrikalı karışımı vahşi güzelliğiyle insanı büyüleyen Marakeş'in bir baştan bir başa pembeyle boyanmış evleri arasında, ilkbahar havasında Endülüs esintileri kokluyordu.
Eski şehir Medina'nın 10 Kapalıçarşı büyüklüğündeki devasa çarşısının labirentlerinde binbir baharatı peş peşe koklayıp, binbir haşaratı art arda gözleyerek kapattım (yüz)yılı...
Her damlası ayrı bir yaraya merhem olan bitki özlerinden masaj yaptırdım omzuma ve "Çölde naneli çay" içtim.
Hayvanseverlere pek tavsiye edemeyeceğim bir tatildi. Medina çarşısının mütecaviz satıcıları, kah gözleri bağlı bir şahini, kah kafeste tutsak bir kertenkeleyi, kah gözlerinin feri sönmüş bir kaplumbağayı zorla satmak için yarışırlarken, bendeniz, kesik koyun başlarının oyulmuş gözlerle dizi dizi asıldığı kasap tezgahları arasında çıkış yolunu bulmaya çabalıyordum.
Çarşının nihayetinde bütün ihtişam ve sefaletiyle gözler önüne serilen Cema el-Fna meydanı, bir ortaçağ panayırı görüntüsünü özenle saklayarak konuklarını, zurna eşliğinde dans eden zehri alınmış kobraların gösterisiyle karşılıyordu. Dansçı kobralar ya da süslü su satıcılarıyla bir hatıra fotoğrafı çektirmeye kalkışanların yakasına, "Dirhem... Dirhem..." diye haykıran işportacılar yapışıyordu. Konuklara, (Fas para birimi) Dirhemle sunulan bu manzara, size albümünüzün en pahalı fotoğrafını çekme fırsatı veriyordu.
Bir köşede yere bağdaş kurmuş masalcılar çevreyi saranlara bahtsız Şehrazat'ın öyküsünü anlatırken, ötede Berberi akrobatlar havada perende atıyorlardı.
Gün devrilip de cambazlar, hilebazlar, falcılar, masalcılar, tombalacılar, kol dövmecileri oruç açmak için faaliyete ara verdi mi, meydana akşam güneşiyle birlikte açık havada iftar sofraları kuruluyor ve ezan sesi, uyuşturulmuş kobraları bile uyandıran bir mangal dumanının isi içinden duyuluyordu.
Marakeş, iftarı şehri dumana boğan, ağız sulandırıcı bir yemek şöleniyle karşılıyordu. Berberilerin kıyafeti ile eski şehrin sefaleti öyle bir görüntü oluşturuyordu ki, meydanın hemen köşesine kurulmuş Fransız Tatil Köyü'ne 2000'i karşılamak için gelenler, balkonlarından baktıklarında 999'un bitip 1000 yılına girildiğini düşünebilirlerdi. Fransız Tatil Köyü'nü, meydandan ayıran duvarın iki yanı arasında en az 1000 yıl var gibi görünüyordu çünkü...
Yerküremiz saat farkı nedeniyle 2000'i değişik zamanlarda karşılayabildi; kimi 3 saat önce, kimi 5 saat sonra...
Ama daha önemlisi kimileri için şimdiden mazide kalan 2000 yılı, global köyün kahir çoğunluğu için hâlâ uzak bir gelecek olmaya devam ediyor.
O gelecek gelene kadar, global köyün yoksul köylüleri, daha iyi yaşayanlara bakmaya ve "yaşamış gibi yapmaya" devam edecekler.