  
Vali Erol Çakır ve Eminönü
SABAH-İSTANBUL'un Eminönü'ne taşınması nedeniyle ziyaretimize gelen Vali Erol Çakır'la İstanbul'dan çok Eminönü'nü konuştuk...
Gördüğüm kadarıyla Sayın Vali bütün dikkatini bu ilçeye yöneltmiş... 17 Ağustos depreminden önce Eminönü'nü günlerce sokak sokak gezmiş... Kapısının önünü temizlemeyen esnafa gözdağı vermiş... İlçeyi parselleyen işportacıları polis gücü ile defetmiş... Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu'nu her yanlışta gördüğü her çirkinlikte ikaz etmiş...
Vali Çakır, deprem nedeniyle bir süre gözardı ettiği Eminönü'nü İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım'ın ricası ile tekrar gündemine getirmiş...
"İstanbul Türkiye'nin, Eminönü de İstanbul'un merkezi... Burası açık hava müzesi... Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet medeniyet olarak üst üste... Burası İstanbul'un yüzü, ama gülen yüzü olmalı" diyen Vali Çakır, belediyenin bazı yanlışları olduğunu gözlemiş... Ve bu yanlışlar konusunda sürekli olarak Belediye Başkanı Kibiroğlu'nu ikaz etmiş...
*
Sayın Vali ile bavul ticaretinin merkezi Laleli'yi de konuştuk... İstanbul ekonomisinin lokomotifi olan Laleli'ye, İl Özel İdaresi Kanunu'nun kendisine tanıdığı yetkiyi kullanarak "Özel Bölge" statüsü vermeyi ve yönetimini de Laleli Sanayici ve İşadamları Derneği'ne (LASİAD) bırakmayı planladığını ancak bunu yapamadığını söyleyen Vali Çakır, sebebini de şöyle açıkladı:
"Laleli'deki binlerce esnaf, 'Bizi LASİAD temsil edemez, yönetemez' diye karşı çıkınca mecburen bu projemizi gerçekleştiremedik... Ancak, hem Eminönü'nü hem de Laleli'yi gelmesi gereken noktaya taşımaya kararlıyım... Bunun hazırlıklarını, çalışmalarını sürdürüyorum..."
*
SON SÖZ: İstanbul Valisi Erol Çakır, SABAH-İSTANBUL'un Eminönü'ne gelmesinden son derece memnun... O kadar ki, "Burayı sizler gözleyeceksiniz, sorunları gündeme getireceksiniz, bizler çözeceğiz" dedi...
Köpeklerle padişahlar bile başedememiş
YENİ bin yıla kuduz utancı ile giren İstanbul, başıboş köpek sorununa çözüm arıyor... Vali Erol Çakır "Bu sorundan belediye başkanlarını sorumlu tutarım" diyor...
Konuştuğum belediye başkanları ise hayvanseverlerin öfkesinden korktuklarını söylemek yerine "Bize lokanta denetleme yetkisi vermeyen mevzuatı görmeyenler, kuduz gibi bir illetle mücadele etmemiz gerektiğini söylüyor" diye yakınıyor..
İl Tarım Müdürlüğü kuduz görülen mahallelere, ilçelere "Burada karantina vardır" pankartını asmakla yetiniyor... Oysa bu mahallelerde ve ilçelerde köpekler başıboş dolaşıyor... Hepsi canlarının istedikleri yere gidip geliyor...
Hayvanseverler "İtlaf insanlık suçudur" diye bağırıyor... Köpekleri itlaf eden belediyenin kapısına dayanıp "Canavarlar" diye feryat edip ayılıp bayılıyor...
İşin asıl komik yanı; bazı belediyeler boş buldukları arsaların etrafını tellerle çeviriyor ve "İşte burası köpek ıslah merkezi" diyerek işin içinden sıyrılmaya çabalıyor... Sokaklardan toplanan 3-5 köpek buraya getiriliyor, ıslah(!) edilip sokaklara geri gönderiliyor...
*
Aslına bakarsanız başıboş köpek sorunu İstanbul'da asırlardır sürüyor... "Astığım astık, kestiğim kestik" diyen padişahların bile bu sorun karşısında çaresiz kaldıkları biliniyor...
Philip Mansel, "Dünyanın Arzuladığı Kent Konstantinapolis" adlı kitabında 16. Yüzyıl'daki köpek sorununu şöyle aktarıyor:
"Binlerce köpek şehri bölgelere ayırmıştı. Her bölge, başında bir köpeğin bulunduğu bir sürünün denetimi altındaydı. Sürüler, canlı sokak süpürme makineleri misalı, yiyecek ve yemek artıklarının peşinde caddeleri tarardı. Sokak sakinleri, bilhassa Müslümanlar, kuş ve kedileri olduğu gibi bunları da ekmek, et (bugün de olduğu gibi) ve suyla beslerdi. Bunlara verilmek üzere kalın, çöreği andıran bir ekmek pişirilirdi fırınlarda. Köpekler, Pera ve Galata'da ise Hristiyanlar'ın sopa ve zehirinin korkusuyla yaşarlardı.
Her sürü, kendi bölgesine gelen rakip sürüye ait köpeği öldürür ya da kovalardı. Köpekler, yolun tam ortasında uykuya yatıp bütün mahalle halkını diğer yoldan dolaştırmaktan çekinmezdi. İlk tramvay seferleri başladığında, köpekleri yoldan kovalamak üzere, önde eli sopalı adamlar gidiyordu.
Gün batarken Haliç hakikaten bir Altın Boynuz haline gelirken, Konstantinopolis bir taşra köyü gibi karanlığa gömülürdü. Pera ve Galata'da gaz lambaları yakılır, köpekler havlamaya başlardı. Bir ingiliz ziyaretçi, 1850 yılında şöyle yazıyordu: 'Bütün havlamalar, hırlamalar, ulumalur, böğürmeler ve homurtular, kurbağa vıraklamalarının uzaktan duyulduğu zaman olduğu gibi tek, sürekli ve inişsiz çıkışsız bir ses halini alırdı.'
Eğer eve geceleyin yayan dönecek olursanız, elinizde kağıttan bir Çin feneri kadar, bir de sopa bulunması elzemdi. Sarhoş bir İngiliz denizcinin yolu gece vakti Galata'da bir sokağa düşmüştü.
Ertesi sabah, kendisinden sadece kemikleri kalmıştı geriye.
Ortadoğu'da, 'geceleri köpeklerin havlamadığı şehir ölü bir şehirdir' diye bir söz vardır. Köpekler, şehir hayatının bir parçasıydı... Pek çokları uğur getirdiklerine de inanırdı. Bizzat sultana bile kafa tutarlardı. Abdülmecit bir defasında, köpekleri Marmara Denizi'nde bir adaya göndermişti. Ama, kamuoyunda öyle bir yaygara koptu ki, hepsini gemiye bindirdiği gibi tekrar Konstantinopolıs'e geri getirmek zorunda kaldı."
*
SON SÖZ: Philip Mansel'in bu tespitlerinden de anlışalacağı gibi başıboş köpek sorunu ile Padişah Abdülmecit bile başa çıkamadığına göre, bugünkü imkanları ile belediyelerin başa çıkmasını beklemek bence hayalden öte değil...
Görünen, İstanbul bu sorunu yeni bin yılda da yaşayacak...
Eğer;
* Ramazan'da oruç tutmayanları kafir olmakla suçluyorsanız,
* Türk Sanat Müziği dinlemeyi çağdışılık olarak kabulleniyorsanız,
*Bir duraklık mesafe için taksiyi sırasından çıkarıyorsanız,
*Sigara tablasını balkondan boşaltıyorsanız,
Siz İstanbullu değilsiniz.
İstanbullular'ın dert köşesi
MALTEPE
Su deposu
KÜÇÜKYALI Karayolları 1.Bölge Müdürlüğü'ne ait su deposunun ayaklarının demirleri korozyona uğrayıp açığa çıkmış, betonları ise parçalanmış. E-5 gibi önemli bir yolun kenarında olmasından dolayı da büyük bir tehlike arzediyor
Erhan Koçak
GÜNEŞLİ
Perişanlık
İKİTELLİ Başakşehir Konutları'nda oturuyorum. Şişli hattına çalışan 146 M numaralı İETT otobüsüne biniyorum. Giderken bir sorun yok ama dönüşte Çağlayan'da duraklarda perişan oluyor, en az bir saat otobüs bekliyorum.
Bahadır Acarlı
KADIKÖY
Çöpler dağılıyor
ERENKÖY Şerafet Sokak'ta oturuyorum. Çingeneler hergün at arabalarıyla gelip çöpleri darmadağın ediyorlar. Bu yetmiyormuş gibi peşlerindeki köpekler de çoğu zaman sokağımızda kalıyor ve insanları korkutuyor.
Türkmen Bilgin
KAĞITHANE
İşportacılar
4. LEVENT Sanayi Mahallesi'nde esnafım. Yüz milyonlarca kira, elektrik, su ve sigorta gibi masraflarla boğuşurken, işportacılar her tarafımızı sardı. Yılda iki tane bayramımız var. Tam iş yapacağız bu da yattı.
Ümit Kuru
GÖZTEPE
Krater gibi
SAHİL yolunda rögar kapaklarının yanları tamir edilmek üzere krater gibi yarıldı. İki haftadır da kapatılmıyor. Bu çukurlara düşen araçların jant kapakları fırlayarak tehlike yaratıyor. Yeliz Mataracı
GÜNGÖREN
Başıboş köpekler
MERTER Maden-İş Blokları sakinleri olarak köpek sorununu belediyemizden çözmesini istiyoruz. Isırılmamak için kaçıyoruz ama geceleri ne çocuklarımız uyuyabiliyor ne de bizler. Gökhan Eriş
BAYRAMPAŞA
Lambalar yanmıyor
GÖZ Hastanesi Nuru Vakfı yanındaki Direk Sokak'taki aydınlatma lambaları üç aydır yanmıyor. Hastaneye gelip gidenler ve sokak sakinleri geceleri önlerini bile zor görüyor. İbrahim Taşkent
ÜMRANİYE
Su kamyonları
IHLAMUR KUYU Mahallesi Petrol Yolu Caddesi Hasan Yıldırım Sokak başındaki Kısmet Su'nun 34 SZ 688, 34 VN 1115, 34 VD 1419 plaklı su kamyonları caddeye gelişi güzel parkedildikleri için yolu tıkıyorlar. Halis Yılmaz
BEŞİKTAŞ
İnşaat gürültüsü
IHLAMUR Dere Caddesi'ndeki Başak Sürücü Kursu karşısındaki inşaat Cuma günü tatil olmasına rağmen bütün hızıyla devam etti. Dinleneceğimiz gün olan tatilde bile inşaat gürültüsünden evlerimizde oturamaz olduk. Fatma Tuncer
|