Yargıtay Başkanı Doç. Sami Selçuk, önümüzdeki günlerde liderler zirvesinde ele alınacak olan "AİHM'in Öcalan'la ilgili ihtiyati tedbir kararına uyulmalı mı?" tartışmasını değerlendirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının gereğini yapıp yapmamanın, hükümetlerin takdirindeki bir konu olmadığına da dikkat çeken Selçuk, "AİHM kararları tümüyle hukuksal niteliktedir" dedi. Selçuk'un, SABAH'a yaptığı değerlendirme şöyle:
* Biz, ulus üstü hukukun kurallarını uygulamayı özgür iradeyle benimsemek gibi çağcıl bir davranışta bulunmuşuz. Bununla, "Türkiye ne olursa olsun hukukun üstünlüğünü benimseyen bir ülkedir" mesajını vermiş oluyoruz.
Ulus üstü bir hukuk uygulama çevirimine girdiğimizde, öfkelerimizi, kişisel kaygılarımızı ve ideolojilerimizi bir yana bırakacağız. Objektif hukuk ne derse ona teslim olacağız.
* Konu ceza uygulamasıyla ilgili ise, ulus içi hukuk, Yargıtay'ın kararı onadığı tarihte biter. Ulus üstü hukuk çevrime girmişse, hukuk yolu bitmemiştir. Hukuk son sözünü söylememiştir.
AİHM'nin kararları üç sonuç doğurur. İlki, kararların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerinin yorumlanmasında otorite niteliği taşımasıdır. İkinci önemli sonucu, mağdura tazminat ödenmesini sağlamasıdır. En önemli sonucu ise taraf ülkeler açısından kararlara uyma zorunluluğudur.
AİHS'nin 46. ve 53. maddelerine göre, davanın tarafları, devletler buna uyacaktır. Ancak karar yapıcı değil, beyanidir, saptayıcıdır. Zira kararda, AİHS'ne bir aykırılık olup olmadığı vurgulanır, o kadar. İç hukuka göre yapılan işlem, ya da verilen karar değiştirilmez. Yalnızca mağdur olan kişiye tazminat ödenir. AİHM'in kararına uyulur ama icra edilmez. Çünkü ceza adaleti, her devletin egemenlik alanına girer.
Türkiye, AİHM'nin önlem niteliğindeki kararlarına uymalıdır. Türkiye, hukukun üstünlüğünü benimsediğini gösteren bir devlet olduğunu kanıtlama fırsatını yakalamıştır. Bu fırsatı iyi kullanmalıdır ve son kararı beklemelidir. Tersi bir davranış hukuka meydan okumak demektir ve Türkiye'nin saygınlığını sıfırlar.
AİHM'nin son kararı, yaptırımın doğruluğuyla değil, yargılamanın hakça yargılama kurallarına uygun olup olmadığıyla ilgili olacaktır. Bu karar beklenmelidir. Bugüne değin doğru çizgide yürüyen Türkiye'yi çetin bir deney, sınav bekliyor. Ya hukuka bağlı ve hukukun üstünlüğünü benimsemiş bir devlet olduğunu kanıtlayacak, ya da tersi olacaktır. Konunu hükümetlerin takdir hakkıyla ilgisi yoktur, salt hukuksal niteliktedir.